Kalacak yeri yoktu çoğunun
Tarsus’un tozu sinmişti üstlerine
Adana’nın küfürü Karadeniz’in dalgalı güzü
Diyarbakır’ın iki gözü iki Dicle
Yanık türküsünü söylerken
Ve Ağrı Dağı gibi dimdikti Ağrılı yahşi Ali   
Gün çekildi mi - ki unutulmuştu akşam güneşi
Yarin sıcak eli sıcak beli sıcak ekmeği    
Teker teker düşülürdü Musto’nun kühuna
Geçkin bir karısı vardı dünya iyisi
Yer minderlerinde kuru çay içilirdi sabahlara dek
Barutlu bir kandı damarlarda akan
 
Emek - proletarya - devrim
Halim... Halim...
 
Sakallar uzamış parkalar kirli
Ayakları postal kokulu
Namlu bakışlı militanlar
Alkışlar... alkışlar... alkışlar...
Ve dudak üstleri aşırı tüylenmiş
Giysilerine ter sinmiş
Sevda kaçkını yorgun kızlar
Sevseniz de sevmek yok
Kimin başından çıkmıştı bu fetva     
Aymazlığın böylesi de olur mu bre      
Dinmez bir ağrı sol memenin altında
 
Emek – proletarya - devrim
Halim... Halim...
 
Ve nice aşklar ölmüştü göz göre göre
Sevgili Cevriye affeyle                      
Ah bre Mustafa Kemal
Devrimcilerin piri Selanikli öke
Anmazdı adını ne kızı ne erkeği
Uzun olurdu kış geceleri
Kör bir sobanın çevresinde
Kuru çay içilirdi sabahlara dek
Her kafadan bir ses
 
Emek - proletarya - devrim  
Halim... Halim...
 
Ne okuması vardı ne de yazması
Her söyleneni dinlerdi Musto’nun karısı
Doğurma yaşını da geçmişti yaşı
Bir kez olsun sızlanmadı uykusunun gelmesine
Bir kez olsun çayın bitmesine
Çok hakkı geçmişti o gece nutukçularına
Gene de zor bulunmuştu öldüğünde
Tabutunu tutacak dördüncü kişi
 
Emek - proletarya - devrim
Son nefesine kadar beklemişti
Halim... Halim...
 
 
Sabahattin Yalkın
GERCEKEDEBİYAT.COM

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)