'Şeytan' Rıdvan yıllar önce Türk futbolunun bilinmeyenlerini bana anlatmıştı / Erdem Buyrukçu

Gazeteci Erdem Buyrukçu, yıllar önce Almanya'da birlikte zaman geçirdikleri futbolcu Rıdvan'dan duyduklarını yazdı.

news-details
Deneme

Milliyet gazetesinde çalıştığım 1989-1991 yılları... Rakibimizin “Şeytan” futbolcusu Rıdvan Dilmen’in Trabzonspor maçında sakatlanmasından birkaç gün sonra gazetenin Frankfurt merkezinden Rıdvan’ın tedavi için Köln kentine geleceği haberi bana ulaştırılınca, –Bir süredir Köln’de bir hastanede sahte isimle ve sarılık hastalığından tedavi ediliyor gözüken Tony Schumacher’in kaprislerinden, oyunlarından,Türk gazetecilerden kaçmalarından, bize yansıtılmayan gizlerden, Türk gazetecilere olan düşmanca bakışlarından ve aşağılayıcı sözlerinden bıkmış– bir muhabir olarak çok sevinmiştim.

Bizler (Almanya’da çalışan gazeteciler) Tony Schumacher’in hastalığından şüphe duyuyorduk!

Eğer hastaysa bu yaptığı dopingten olabilir miydi?(kendi hayat hikâyesini  anlattığı Anpfiff kitabında millî futbolcu arkadaşlarının kötü özelliklerinden bahseden ve yaygın doping kullanım iddialarında bulunan, bu nedenle uzun süredir oynadığı 1. FC Köln takımından ve Milli takımdan kovulan o değil miydi?)

Bizlerden saklanmak istenen neydi? Odasından resimler çekilip bize servis yapılması nedendi? Gizli kapılar ardından oynanan oyunlar neydi ve neden yapılıyordu? Neden kaldığı odada başka bir isimle sarılık hastalığından tedavi ediliyordu? Doping yapmaya devam ettiği için sarılık hastalığına yakalanmış olabilir miydi?

Türkiye’den gelen ve burunlarından kıl aldırmayan gazeteciler hastaneden ayrılmıyor, kendisine ulaşmak için her yolu deniyorlardı. Tercüman gazetesinden Ömer Güvenç, Schumacher’in odasına baskın yapmış ama polisler tarafından gözaltına alınıp çektiği resimlere el konulmuştu.

Rıdvan’ın gelmesine sevinmiştim. Schumacher ile ilgili olarak yanıt bulamadığımız sorulara belki o aydınlatıcı bilgiler verebilirdi?

1989-90 sezonu Rıdvan için şanssız bir sezondu. Trabzonspor’un Yugoslav oyuncusu Miodrag Ješic’in tekmesiyle sağ ayağının sakatlanmasından sonra futbol hayatı dalgalanmaya başlamış, dört kez dizinden ameliyat olmasına karşın doktorları dinlemeyip sahalara erken dönünce, sakatlığı bir türlü iyileşmemişti.

O sırada Şansal Büyüka da Milliyet’te hem  köşe yazıları yazıyor, hem de spor servisinin idareciliğini yapıyordu. Rıdvan’la görüşmeden, söyleşiler yapmadan önce babama telefon açıp Rıdvan ile ilgili olarak bilgi almak istedim. Çünkü sporcuların çoğu kitap, dergi gibi okuma alışkanlıkları olmayan insanlardı. Takımlarımız içinde, evinde kütüphanesi olan, kamplarda kitap okuyan veya söyleşi yapılırken okuduğu kitaplardan söz eden futbolcu sayısı bir elin parmaklarından daha azdı. ( Şerif eniştemin yeğeni  Kaleci Eser’i, yıllarca tirübinlerde izlediği Metin Kurt’u, Fenerbahçeli olmasına karşın çok beğendiği Kemalettin’i ayrı bir yere koymak lazım.) Bu konuda Rıdvan ile tanışmadan, kendisine sorular sormadan önce nelere ilgisi olduğunu bilirsem işim kolaylaşırdı. Babam da gazeteci arkadaşından aldığı bilgileri bana iletmiş Rıdvan’ın bilgili ve akıllı ve çok kitap okuyan birisi olduğunu söylemişti. Akıllı, bilgili bir sporcu ile tanışacağım için çok sevinmiştim.

Sabahleyin önce Bonn’da Parlemanto içindeki (Pressehaus) büroya uğrayıp gündemi merkeze bildiriyor, Anadolu Ajansından Hakkı Akduman ile görüşüp bilgi alışverişi yaptıktan sonra da Rıdvan’ın kaldığı Köln’ün merkezi Rudolf Platz’da olan o zamanlar Holidey İnn bugün ise Steigenberger Hotel adıyla hizmet veren otele gidiyordum.

Kendisiyle beraber olduğum üç hafta boyunca sadece Fenerbahçe ve Milli takımımızın yıldız oyuncusu Rıdvan’ı değil, Türk  futbol dünyasında yaşananları da yakından tanıma tanıma fırsatım oldu.

 

İLK TEMAS ve ÖĞRENDİKLERİM

Rıdvan’ın Kitap okuma alışkanlığı olmadığını öğrendim. Kendisine sorduğumda “Yok abi, ben de diğer futbolcular gibi kitap okumasını pek sevmem akıllı olan benim eşim o çok kitap okur” yanıtını vermişti dürüstçe.

Oğlumun doğum gününe giderken bindiği 1977 model Ford arabamda korktuğunu gördüm. Gidene kadar -Aman abi yavaş git aman abi dikkat et zaten dizim sakat- sözünü en az yirmi sefer söyledi. Kendisini geriye son model Mercedes ile gönderirken rahatlamış, yüzü gülmüştü!

Almanya’dan Türkiye’ye gönderilen doping ilaçlarının nasıl ve kimler tarafından ulaştırıldığını gördüm. (Haberini yapmadım. Rıdvan böyle bir haber yaptığım takdirde hem spor medyasının hem de sporcuların beni afaroz edeceğini ve hiç bir gazetede iş bulamayacağım söyledi. Spor ve sporcu dünyasında yaşamak istersem gerekirse üç maymunu oynamam gerektiğini vurguladı üstüne basa basa.)

Köln’ün merkezinde ufak bir dükkanı olan ve "Mamacı" olarak tanınan fanatik bir Beşiktaşlı iş adamının temin ettiği ilaçlara tanık oldum.

RIDVAN'IN ZİYARETÇİLERİ

Köln’ün merkezindeki otelde kalan Rıdvan’ın ziyaretçileri de çoktu. Vahdet Vural, Cengiz Kurdoğlu gibi tanınmış isimler otele gelip bir süre görüşüyorlar kendisine geçmiş olsun dileklerini sunup gidiyorlardı. Başta Konsolosluk olmak üzere bölgedeki iş adamlarının, sivil toplum örgütlerinin düzenlediği yemeklere, toplantılara, düğünlere davet ediliyordu...

Bir gün ismini vermek istemediğim Beşiktaşlı bir futbolcu Almanya’ya gelmişti. Rakip takımdaki oyuncu arkadaşının Köln’de olduğunu duyan Rıdvan, otel lobisinde çay içerken "Şampiyonluğa gidiyorlar onun için Mamalanmaya gelmişlerdir...” demişti gülerek. Birkaç saat sonra da Beşiktaşlı futbolcuyla, Köln’ün tehna ve dar bir arka sokağında karşılaşmışlardı. Selamlaşma ve öpüşme merasiminden sonra ayaküstü yapılan görüşmede aralarında şöyle bir konuşma geçmişti.

DOPİNGİN ADI: MAMA

Rıdvan gülerek, anlamlı bir sesle “Mama almaya mı geldin? Benim olmadığım bir ligde hızla şampiyonluğa koşuyorsunuz!”

Beşiktaşlı futbolcu gülmüş, "Yok...Yeni ilaçlar çıkmış...”

Rıdvan, “Fazla mamalanmayın, iyi değil... Kendisinize zarar vermeyin...”

Beşiktaşlı futbolcu“Yok bunlar o ilaçlardan değil.Tedavi amaçlı yeni ilaçlar üretilmiş.Ayrıca beni ilgilendirmiyor bana git ilaçları al dediler ben de geldim”demiş elindeki siyah çantayı açarak içine özenle yerleştirilen yeni ilaçları göstermişti.

Rıdvan,“Ligdeki başarınızın nedeni bu olabilir mi? Siz böyle mamalanırsanız önümüzdeki yıl da şampiyon olursunuz...” dediğinde, “Yok benim o işlerle bir ilgim olamaz. Benim bu konularda ne kadar tutucu olduğumu bilirsin?” demişti Beşiktaşlı futbolcu.

Bu konuşmalar olurken yanımızda Rıdvan ile beraber gelen Sakaryaspor’lu Ufuk da vardı.

Sonradan kendisine sorduğumda, Beşiktaş takımının belirli zamanlarda Köln’den çeşitli ilaçlar aldığını, bunun spor dünyasında bilindiğini, ayrıca bu ilaçlardan tüm takımların kullandığını söylemek zorunda kalmıştı.

Doping sorusunu ise gülerek yanıtlamıştı.

“Onu Beşiktaş takımına ilaçları temin edene sorman lazım abi” demiş eklemişti, “sadece Beşiktaş’ta değil bütün takımlar da bu tür futbolcular var. Özellikle yabancı futbolcular bu konuda çok bilgililer. Zaten dopingi Türkiye’ye sokan da onlar” yanıtını vermişti.

“Sen hiç yaptın mı” soruma ise “Hayır abi yapmadım. İğnelerle, ilaçlara çıkmak zorunda kaldığımız çok maç oluyor. Ama biz özellikle Türk futbolcular kendi takımlarımıza olan sevgimizden dolayı ayağımız kopsa da takımımızı yalnız bırakmamak için oynama isteği duyuyor, iki saat boyunca ağrı duymayalım diye iğneler vurunuyoruz ama bunların çoğu yasal olanlar veya Avrupa’da yasal olup ta Türkiye’de bilinmeyenler. Zaten sen bilmiyorsun ki doktorun gelip sana ağrı kesici olduğunu söylediği bir iğne yapıyor. İçinde ne var ne yok? Ama yasal doping yoları da var. Bazı sporcular bu tarz maddeleri veya yöntemleri kullanmayı tercih etmeyip spor ahlakına uygun davranış sergilerken, bazıları teknoloji ve tıp dünyasının nimetlerinden faydalanarak üstünlük kurmaya çalışıyor. Ben birkaç kez kan doping yaptım...”

“O nasıl oluyor?”

“Yüksek irtifalarda yapılan kamp çalışmalarında senden alınan kanın daha sonra sana tekrar geri verilmesi... Ayrıca devre aralarında futbolculara limon yedirirlerdi. Su içmemiz istenmezdi. Üşümeyelim diye de helva yerdik. ”

Rıdvan o günlerin en çok sevilen futbolcularından biriydi. Özellikle Fenerbahçe taraftarları kendisine tapıyordu. Rıdvan’ın Köln’de kaldığını söylediğim fanatik Fenerbahçeli bir arkadaşım çevresinde ne kadar Fenerbahçeli varsa toplamış, ellerinde Rıdvan’ın posterleri ile kaldığı otele gelip önce otelin dışında sonra da otel lobisinde sevgi gösterilerinde bulunmuşlardı. Ellerindeki büyük posterleri, pankartları imzalatmışlar Rıdvan ile resim çektirmişlerdi.

Hayranları gidince “Abi bunu sen mi ayarladın” diye sormuştu. Türkiye’de haber üretmek için bazı gazetecilerin böyle yollara başvurduklarını, yalan ve düzmece haberler yaptıklarını anlatmıştı uzun uzun...

Rıdvan çalışmalarını hiç aksatmadan devam ediyordu. Ama ayağının iyileşmeyeceği konusunda garip bir duygu taşıyordu. Doktorların sözünden çıkmamasına karşın hep durgun ve isteksizdi. Moralsizdi. Umudunu yitirmiş gibiydi ama bunu belli etmek istemiyor, sakatlığını doktorların değil futbola ve Fenerbahçe’ye olan sevgisinin iyileştireceğine inanıyordu. Konuşmalarımızda yakında beni Milliyet gazetesinde yorumcu olarak görürsen sakın şaşırma gibilerinden sözler söylüyordu. Düşüncelerinde gelecekle ilgili planları hazırdı. Ama en önemlisi artık hiçbir zaman yakasına yapışan sakatlıktan kurtulup eski Rıdvan olamayacağını biliyordu.

Kendisine şike konusunu açmıştım bir sohbetimizde.

“Abi şike konusu oluyor, olmuyor desem yalan söylemiş olurum. Takımı ligden düşecek veya durumları çok kötü, devamlı yenildiklerinden dolayı galibiyet primine hasret kalmış ama evini geçindirmek zorunda olan oyuncular bazen bu konuda bizden 'Fazla gol atmayın... Abi nolur berabare kalın da prim almaya hakedelim...” gibilerden istekler oluyordu. O zaman biz de gereğini yapıyorduk.

“Teşvik primi?”

“Yeni bir şey değil. Bizden öncede vardı bizden sonra da olmaya devam edecek. Şampiyonluğa giden takımlar rakiplerinin oynayacağı takımlara bu tür teklifler yaparlar. Teşvik primi büyük takımlara teklif edilmez abi büyük takımlarla oynayan küçük, ligden düşme tehlikesi olan takımlara yapılır... Onlar da kabul eder. Neden etmesin? Adam aylardır para kazanamamış. Maaşı ödenmiyor, prim alamıyor! Ne yapacaktı ki? Yapması gerekeni. Sahaya çıkıp terinin son damlasına kadar mücadele ediyordu çünkü para peşin alınmış. Bu tür maçlarda çok oynadım. Karşı takımın hiç bir iddiası yok ama sana karşı birden aslan kesilip senden puan çıkartabiliyor. Bunun için de oyunun başında tekmeler savrulmaya başlanıyor önce seni sertlikle durduruyor öyle ki sakatlanmamak için topun sana gelmesini bile istemiyorsun...”

Rıdvan, bir gün bana kendisinin genç bir kız ile başbaşa çektirdiği bir resim göstermiş, "Şimdi sana bu resmi versen ne yaparsın abi” diye sormuştu

“Ben o resmi ne yapayım” diye yanıt verdiğimde “Yapma abi yeme bizi. Bu resme sahip olabilmek için Türkiye’deki gazeteciler on takla atarlar... Sen bu resmi ne yapayım diyorsun?” demişti gülerek.

“Gazeteciyim diye senin özel yaşamına benim karışmaya hakkım yok. O resim hayranlarından biridir veya bir tanıdığındır. Seninle resim çektirdiği için onu cezalandırmaya benim hakkım yok...” deyince “Yok abi senden gazeteci olmaz sen çok namuslusun seni çabuk kovarlar... İşsiz kaldığında beni bul sana bir iş bulurum” demişti. (Söylediğinde haklı çıktı. Bir seneden fazla çalıştığım Milliyet gazetesi Almanya’da siyasi mülteci olarak kaldığımı öğrenince o gün bir yıllık emeğimin karşılığı olan parama el koyup beni kapının önüne koydu!)

Yaptığımız sohbetlerde devamlı olarak ilerde gazetecilik,yorumculuk yapmak istediğini söylerdi.Milliyet gazetesinde çalışmak istediğini yinelerdi her fırsatta.

Kendisinden iki hafta önce tedavi amaçla Köln’e gelen ve sahte bir isimle-sarılık-hastası olarak hastanede tedavi gören Schumacher üzerine de konuşmalarımız olmuştu.

Hürriyet muhabiri arkadaşımıza söylediği "Pis Türkler sizde disiplin diye bir şey yok. Her toplantıya geç geliyorsunuz..” sözlerini aktarmıştım. Türk gazetecilerine karşı alaycı, umursamaz ve sert tavrının nedenini sormuştum:

“Abi takım arkadaşım, sadece iyi bir kaleci olduğunu söyleyebilirim. Kendisiyle sadece takım arkadaşıyız.Antremanlarda selamlaşmamızın dışında kendisiyle bir görüşmem olmuyor.” demişti sayfalar dolusu anlamlar taşıyan bir sesle...

Futbol dünyasının gizemini öğrenememiştim ama çok dürüst, namuslu ve çok büyük bir futbolcu ile tanışmış Türk futbolunun iç yüzünü de öğrenmiştim.

Sosyal Medyada Paylaş

author

Ahmet Yıldız

gercekedebiyat.com yazarı, Gerçekedebiyat.com sitesinin kurucusu

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..