Bugün neden Asım Bezirci, Fethi Naci, Berna Moran gibi edebiyat kuramcı ve eleştirmenlerinin olmadığı sorusu, sadece kendilerinin yaşamıyor oluşuyla değil tekelci sermaye gruplarının “kültür-sanat piyasası”na birkaç on yıldır doğrudan müdahalesi ile şekillenen bir edebiyat ortamının varlığı ile birlikte ele alınırsa doğru okunabilecek ve yanıtlanabilecektir.

 Kitabı basan yayınevinin, tanıtan gazetenin, kitabın nakliyesini ve satışını gerçekleştiren dağıtım şirketinin ve de kitabı satan mağazanın aynı kişiye veya birbirlerine yakın gruplara ait olduğu gerçeği gözümüzün önünde durmaktadır.

 Burada eleştirmene düşen görev, bilinmek ve tanınmakla ilgili hırsıyla, bu ağa dâhil olmak ve burada kalabilmek için, sadece tanıtım yapmaktır! Her yeni çıkan kitabın duyurusunu, reklamcılardan birkaç saat fazla çalışıp sekiz on paragrafa yayabilmektir.

 Doğan Hızlan, Ömer Türkeş, Semih Gümüş gibi hemen herkesin tanıdığı eleştirmenlerin yazdıkları da bu bağlamdadır hep, ötesinde değil. Bu kişilere sol’dan yöneltilen ideolojik-politik eleştirileri geçiyorum, zira bunların çoğu kıskançlık ve boş laf içeriyor.

 Benim dikkatimi çeken, bunların herhangi bir kitapla ilgili, neredeyse hiçbir zaman olumsuz şeyler yazmamaları. Bu, yukarıda söylediklerime ek; ancak onları içererek aşan bir durum.

 Elbette ki hoşlarına gitmeyen kitaplar okuyorlardır, böyle de karakter mi olur, romanın olay örgüsü de çelişik, dedikleri ürünlerle karşılaşıyorlardır. Ancak bu minvalde yazı yazdıklarına neredeyse hiç tanık olmuyoruz.

 Bunlar hep sevdiklerini, bayıldıklarını, beğendiklerini yazıyorlar. Bu tabii, ayrı ve geniş ve çok uzun bir bahis; not düşüp geçmiş olalım.

 Bu ekipten Semih Gümüş, iki yıl önce, içeriksiz eleştirilerinin yanında, içeriksiz roman yazma eylemine de girişti.

 Eski solcu, yazma heveslisi, hayattan ve devletten tokat yemiş bir adamın, kendini bir köye kapatıp yaşadığı sıkıntıları anlatan ilk romanını, Belki Sonra Başka Şeyler de Konuşuruz, yarısına gelmeden bırakmak zorunda kalmıştım ve kitabın adı dışında herhangi bir olumlu özelliği olmadığını söylemiştim.

 Romanda kurgu kötü, konu sıkıcı, karakterler sığ, anlatım yavandı. Şaşırdığım ise, Gümüş’ün, nasıl bir roman okumak istiyorsam, oturup onu yazdım, demesiydi. İyi ki Semih Gümüş’ün beğenisini dikkate almayan yazarlar var bu ülkede, yoksa dünya klasikleri dışında okuyacak roman bulamazdık.

İki yıl sonra, yazar, yeni romanıyla geri geldi. Bu kez daha kısa, uzun öykü denebilecek boyutta bir ürünle. Yalnızlığı işlemiş yine Semih Gümüş ve bunu yaptığını da açık açık söylemiş, okura yine bir sorun, bulmaca, alegori, metafor sunmamış. İki yıl birlikte olduğu kadının, adı da Lal, kendisini apansız terk edip gidişiyle sarsılan, kitaplarla dolu odasına kapanıp yazmaya çalışan, adı dahi olmayan, yalnızlığı, yalnızlığın felsefi ve edebi boyutlarıyla düşünmeye başlayan bir adamı anlatıyor yazar.

 Semih Gümüş, karakter üzerinden, bir anlamda, sevdiği yazarlara da gönül borcunu ödüyor. Salinger, Paz, Cortazar, Kafka, Marquez, Dickens, Rulfo, Beckett gibi pek çok büyük edebiyatçı, romana eserleri ve sözleri ile konuk oluyor.

 Okura yeni yazarlar tanıtmak, bunların okumasını sağlamak, en azından bunların ismini anmak dahi güzel. Eleştirmen sıfatıyla daha kolay yapılabilecek bu işi, eleştirmenliği bir kenara koyarak romanda yapıyor Gümüş.

 Ancak sorun da burada beliriyor; yine ortada bir roman falan bulunmuyor. En çok deneme diyebiliriz Semih Gümüş’ün kitabına ki bu da söylediğim vefaya istinaden.

 Çağdaş edebiyattaki karakter yaratamama sorunu, günümüzün, bireyi iktisadi bir yaratığa dönüştürüp aklı, kalbi, hayalleri olan insanı yok sayan öğretilerine bakarak çözümlenebilir.

 Romanın adsız ve tek özelliği de yalnız olmak olan karakteri kitaplar arasında sıkışıp kalmıştır ve kendisini yalnızlığa mahkûm eden sevgilisi ile geçirdiği günlerini anmak ve az evvel saydığım ve saymadığım onlarca yazarın, o anılara denk düşen satırlarını tekrarlamaktan başka bir şey yapmamaktadır roman boyunca.

Kimdir, ne iş yapar, ne kadar maaş alır, nerelidir; öğrenemiyoruz. Bildiklerimiz, eski solcu ve romantik olduğudur. Gümüş ara ara bunları bize hatırlatır; darbe öncesi aynı evde kalıp sevişmeden yatabilen kadın ve erkek devrimcilerin, bunu nasıl becerebildiğini hayretle anar yine.

 İşte o günlerin nahifliğiyle var olan isimsiz adam, otuz yıl sonra bu nahifliğin bedelini ödemiş, aralarındaki ilişkiyi tek başına yöneten kadının terk edişiyle yapayalnız kalmıştır. Kitabın teması, ana fikri, mesajı vesairesi budur, bundan ibarettir.

 Semih Gümüş’ün dili, anlatımı, kurgusu da yine romana yetmeyecek düzeydedir. Kitabın ilk cümlesi: “Yağmurun cama vurduğunu görünce pencereyi açar açmaz odamın içine akan ıslak havaya tutuyorum yüzümü.”dür.

 Kuruluşu, sözcüklerin dizilişi ve anlamı bakımından bu “şahane” tümceyle başlayan kitaptaki anlatım bozuklukları ve dil yanlışları, okumayı gerçekten güçleştiriyor.

 Kurgusal izlek ise, geri dönüş ve bilinç akışı gibi sıradan tekniklerden ibaret olmasına rağmen, arka kapakta “benzerine az rastlanır” diye tarif edilmiştir.

 Yayınevince böyle olabilir, diyeceğim; ancak, çok önemli ve büyük yazarların eserlerini bizlere sunan Can Yayınları’nın editörleri, nasıl oluyor da Gümüş’ün kurgusunu eşsiz buluyor, bunu anlamak kolay değil.

 Başlarken söylediğim, ülkemizdeki makbul ve makul edebiyat eleştirmenliğinin önemli isimlerinden Semih Gümüş, zaten yarısı Orhan Pamuk övgülerinden oluşan tanıtım yazıları sayesinde özel bir yere sahiptir; okunmakta, tanınmakta, sevilmekte, para kazanmaktadır. Hal bu iken neden romana meyletmiştir, bilemiyorum; ancak kendisinin bu işi beceremiyor olduğunun, yakın dostları, en azından Ömer Türkeş tarafından söylenmesini ümit ediyorum.

 Son. Romanına ad olarak “Yalnızlık Kime Benzer”i seçtiği için yazarı tebrik ediyorum; popüler yayınlarda kalem oynattığından, okuru yazıya, kitaba çekebilecek cümleleri yaratmayı iyi biliyor Semih Gümüş; kendisine reklam sektöründe de şansını denemesini öneriyorum.

 Alper Erdik

Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)