Sahte Şiir Ödülüne Hangi Şairler Katıldı! / Kaan Turhan
“Şâkir Şırıldak Şiir Yarışması”
Ödül ve ceza mekanizmaları nasıl işler? Ödülü kim verebilir? Hangi yetkiyle, hangi yetkeyle? Edebiyatta yarışma olabilir mi? Her sanat yapıtının ve dolayısıyla edebiyat yapıtının biricikliği söz konusuyken, başka hangi ölçüt bir şiiri diğerinden iyi kılar? Buna karşın, edebi eserler yarıştırılabilir mi? Edebi eserleri yarıştırma gereksinimi, zorunluluğu ya da tatmini nereden kaynaklanır? Hangi düşünce ve duygu yarıştırmayı, ödülü, cezayı gündeme taşır? Körfez’de Edebiyat dergimizin, Ekim sayısında “Şâkir Şırıldak Şiir Yarışması” ilânını mutlaka gördünüz! Ve bu ilâna, otuzu aşkın kişi başvuruda bulundu. Elbette, yarışmanın, şiir ödüllerinin, şiir yarışma/yarıştırmalarının, anlamsızlığını eleştirmek olduğunu bilmeden! Yarışma ismi kurmacayken, yarışma seçici kurulundaki isimler (edebiyatın üzerine kara bulut gibi çökmüş yiyicileri anımsatarak) kurmacayken yarışmaya başvuruları anlamak güç! Peki ya, “gerçek” şiir yarışmalarına yapılan başvurular? Ve kurmaca yarışmamıza başvuranlar arasında PEN üyesi mi ararsınız, ünlü “şair”leri mi ararsınız... Yarışmamız, bu kadar açık bir kurmacayı barındırıyorken ne acıdır ki ödül almak, şiir yarıştırmak başatlığını koruyor. İlkin, şunu vurgulamakta yarar var: bir şair adına neden şiir yarışması düzenlenir? O şaire beslenen duygular mıdır etken? Maddi ödüllü yarışmalarda amaç, gereksinimi olan şaire, yazara “para” ödülü vermenin mi kılıfıdır? Peki, şair ödülsüzse bu durum onun için bir aşağılık kompleksini mi doğurur? Bir sanat eseri biriciktir, dedik. Ortaokul Felsefe Ders Kitabında, şunlar yazıyor: “Bir sanat eserinin temel işlevi, izleyicide estetik tepki doğurmasıdır. Sanatçı tarafından bir estetik tavır sonucu oluşan bir eserdir. Her sanat eserinin bu nedenle estetik değeri vardır. Çünkü sanatçının kendine özgü duyguları, heyecanları, hayal gücü ve yetenekleri eserinde birleşmiştir. Sanat eserinin en önemli özelliği tek olmasıdır. Çünkü sanatçı eserini oluştururken oluşan duyguları ve hayal gücünü bir kez daha aynen yaşayamaz. Bir ürünün sanat eseri olarak belirlenmesinde üç temel öğe etkendir. Bunlar, estetik süje (sanatçı) , estetik obje (sanatçının sanat eserine dönüştürmek istediği her şey) ve estetik yargıdır (sanat eseri hakkında ortaya konan beğeni değeri, yani güzel ya da güzel olmamayı belirten yargı.)” Felsefe Ders Kitabında, sanat eserinin belli başlı nitelikleriyse şöyle açıklanmaktadır: “Özgün olması, estetik değer taşıması, biriciklik, yaratıcılık, duyusallık, kişisellik, ölçülülük, kalıcılık, hayal gücüne dayanma, yerellik ve evrensellik...” Kısaca edebiyat, sanat içinde bir yaratım olarak, sanat eserinin biricikliğiyle değerlenir ve anılır. Sanatçının özgün kişiliğinden doğar. Benzersiz ve tektir. Başka bir eserin taklidi değildir. Bazı güzel eserler kopyalanıp birçok insana ulaştırılır. Kopyalama yani reprodüksiyon ise sanatsal değil (teknik) üretimdir. Zamanın yok ediciliğine direnir, geçmişten günümüze, günümüzden geleceğe kalır. Sanatçı kendi hissettiklerini, algıladıklarını ve önemsediklerini sanat eserine yansıtır. Ortaokul düzeyindeki bilginin ana izleği nedir? Teklik, biriciklik, özgünlük… bu doğrultuda nasıl bir yarışma, özgünlüğü, biricikliği yargılayıp, tuzla buz edip, teklik özgünlükten birinci, ikinci, üçüncü çıkarabilir? İtiraz bu noktadadır! Bu kurmaca yarışmamızın, tartışmaya neden olacağını, gereksiz olduğunu, yarışmaya iyi niyetle başvuruda bulunanların duygularıyla oynayıp, onlara hakaret içerdiğini söyleyenler oldu. Bir an düşündüğümüzde, yani ilk izlenim öyle görünse de yapıtın özgünlüğünü yargılayıp yarıştıran “Yunus Nadi Ödülleri”, “Altın Portakal Şiir Ödülü”, “Dünya Kitap Ödülü” ne olacaktır? Kurmacayla, gerçek arasındaki fark bu zeminde sadece isimlerdir. Amaç özgün eserlerin, biricik ve tek olan eserlerin yarıştırılması kaygısıdır. Ki yarışma, edebi türleri açığa çıkarmaz, seçici kurulların keyfiyetinde, yerin dibine sokar. Öyle ki biriciklik de yitip giden bir özgünlük olarak kalır. “Türkiye’deki ‘edebiyat piyasası’ üç beş kişinin hâkimiyeti altındadır”1 diyor, Taylan Kara. 2013 yılına ait bir istatistik çıkarmış, Taylan Kara 23 edebiyat ödülünde, "jüri" üyeliği yapanlar şöyle: “Doğan Hızlan (12 kez), Hilmi Yavuz (5 kez), Cevap Çapan (4 kez), Egemen Berköz (4 Kez), Metin Celâl (4 kez), Refik Durbaş (4 kez), 3’er kez ödül "jüri"sinde yer alanlarsa: “Cemil Kavukçu, Enver Ercan, Eray Canberk, Faruk Şüyün, Nursel Duruel, Selim İleri, Semih Gümüş, Turgay Fişekçi, Turhan Günay, Ülkü Tamer”. Daha birçok isim "jüri"lerde yer alıyor. Seçici kurul üyeliğinde bulunanlar, nasıl değerlendirmelerde bulunabilir? Hangi yetkiye dayanarak? Estetik değerlerin eserdeki yeri, eserde Türkçeyi etkili kullanım, özgün dil yaratmada eserin önemi vs. hangi ölçütlerle değerlendirme yapılmaktadır? Eş dost ilişkileri, akraba ilişkileri "jüri"lerin kararlarını ne kadar etkiliyor? Örnekleri epeyce geçmişte var. İnsanı bitkin düşürecek denli onlarca, yüzlerce eseri "jüri", o yaşlı halleriyle nasıl değerlendirebilir? İşte, bir kaç örnek: Ahmet Oktay, Haldun Taner Öykü Ödülü seçici kurulundan ayrılınca: “Kendi adıma gelen dosyaları, doğru dürüst okuyamıyordum. Yapıtlara gerekli ilgiyi gösteremiyordum” demişti. Tuğrul Eryılmaz da Haldun Taner Öykü Ödülü seçici kurulundan ayrılınca: “Dosyaları tam anlamıyla” okuyamadığından dem vurmuş ve “jürinin akıntısına kapılarak” oy kullandığını söylemişti. 2009 yılında Reha Mağden Öykü Ödülü’nde jüri üyeleri, ödül verildiği açıklanan eseri okumadıklarını açıklamışlardı ve "jüri" başkanı Doğan Hızlan’dı. Kıdemli jüri üyelerinden olan, Hilmi Yavuz, Behçet Necatigil Şiir Armağanı Seçiciler Kurulu’ndan, 2007 yılında ayrılmış ve “Bir Jüri Üyesinin Anıları”2 başlığıyla, Zaman Gazetesi’nde bir yazı yazmıştı. O yazıda dikkati çeken bir nokta vardı. Yavuz şöyle diyor: “Seçici kurullar, ‘adam kayırma’ iddialarıyla suçlanır çoğu defa. Bu, doğru değildir. Elbette yarışmaya katılan adaylar arasında sizin beğendiğiniz, değer verdiğiniz şairler, yazarlar vardır: onları desteklemenizden daha doğal bir şey olamaz. Tersini düşünün: ‘aman, bana ‘Hilmi Yavuz, şiirini beğendiği adayı savundu, ona oy verdi!’ demesinler diye, değer verdiğim bir adayı savunmaktan, ona oy vermekten vaz mı geçmeliydim?” Hilmi Yavuz’un bu değerlendirmesi, yazının başında da vurguladığım gibi eser değil, eseri yazanı ön palana çıkarmaktadır. Ve "jüri"üyesinin, beğendiği (:siz, arkadaş ya da eş-dost ilişkisi anlayın) kişiye destek olması kadar doğal bir şey olabilir mi? Bu edebiyat dünyası içinde, işportacı zihniyetiyle hareket eden egemen “edebiyat piyasası” bürokratları, eseri değil kişiyi önceler. Yarıştırmalarda, eş dost ilişkisidir, başat olan. Yazdığına şiir diyemeyeceğimiz egemen zihniyet içindeki zavallılıklara örnek olarak, Bünyamin Durali’nin 'Sevgiye durmak' neyimize yetmez(3), başlıklı yazısını salık verebilirim. O yazıdan, küçük bir alıntı: “Enver Ercan’ın yenilerde yayımlanan, yayımlanır-yayımlanmaz da 'Türk Edebiyat-Şiir Oligarşisi’nin beyaz egemenleri'nce Türkçe şiirin kaç yüzyıllık birikimlerine hürmetsizliğin doruklarını tutmuş abartılı methiyelerle köpürtüle-yüceltile gökler katına çıkarılmaya çalışılan; bu arada, hem de 'hikmet burcu' şairlerimizden Behçet Necatigil onuruna geleneksel olarak düzenlenen bir ödülle taçlandırılan (!) “Türkçenin Dudaklarısın Sen” adlı kitabında yer alan şiirimsiler (şiirimsiler bile değil, düz-anlatımlar) tıklım-tepiş bu türden örneklerle dolu. Şu dizelere, diyemiyorum; şu cümle parçacıklarına göz gezdirmez misiniz, bir çalım: “giriyormuşum odasına Ya şunlara ne demeli: “hassiktir dedim Enver Ercan, Varlık Dergisi’ni teslim ettiğimiz, bir dolu ödüllü yarışmaların kocaman "jüri" üyesi ve ödüllü “şair”; söyler misiniz, hangi etik ve estetik anlayışla, edebi eserleri değerlendirebilecektir? Hangi ehliyetle, hangi duruşla? Körfez’de Edebiyat dergimizde yayınlanan ilân işte tam da bu nedenle kurgulandı. Bir sanallığı, bir sahtekârlığı, bir düzeni ortaya çıkarmak için… ve bu kurguya öylesine insanlar başvuruda bulundu ve öylesine insanlar, öyle “saçma” sorular sordu ki, inanılır gibi değildi! İçlerinde çok iyi şiirleri olan, şair arkadaşlarımız yok değildi! Ki onları, kurgusal bir şiir yarışması aracılığıyla değil de dergimizde yayımlanması üzere gönderecekleri şiirleriyle tanımak isterdim. Edebiyatı da piyasaya, ödül cenderesine, eş dost ilişkilerine kurban edenleri üzülerek izliyoruz. Ödüllü şairler, ödüllü şairlere yol veriyor. Ödüller, şairlerin özgeçmişlerine/cv’lerine ekleyecekleri birer nişan olarak algılanıyor ve uygulanıyor. Bilimsel makale indeksi gibi, ödül indeksi oluşturanlar var maalesef. Bir çukurun içinde debeleniyoruz ve debelendikçe de batıyoruz. Ve farkında mıyız? Neyin, gerçekte ne olduğunun farkında mıyız? Kurmacayla, gerçeği bile ayıramazken mi farkındalık? NOTLAR: Taylan Kara, Türkiye’de Edebiyat Ödülleri Nasıl Verilir?, www.mihribelli.com, Erişim: 02.10.2014 Hilmi Yavuz, Bir Jüri Üyesinin Anıları, Zaman, 09.05.2007 Bünyamin Durali, 'Sevgiye durmak' neyimize yetmez, Eliz Edebiyat, Eylül 2014, Sayı 69
soğuktan iyice büzülmüş
sırtında asker kaputu
öylece duruyor yatağında
‘iyi ki geldin’ diyor ‘kombi bozuk’
kombinin ayarını yapıyorum
yüzü aydınlanıyor
‘sen şiiri bırak, kombici ol’
diyor” (s.11)
ömrümde bir kedi sevdim
o da farkında değil” (s.33).
KAAN TURHAN
GERCEKEDEBİYAT.COM
YORUMLAR