- Öncelikle gazetemiz adına teşekkür ederiz. Hırsızlığa nasıl başladınız?
- Simit çalarak.
- Kaç yaşındaydınız?
- Simit çalacak yaşta.
- O günden bugüne hep çaldınız mı?
- Çalmaya çalıştım. Bir pazarım bile olmadı. Hep çalıştım.
- İyi de kendinizi sanki bir emekçi gibi görüyorsunuz, bu biraz komik olmuyor mu?
- Biz de alın teri döküyoruz. Bin bir stres içinde debeleniyoruz. Ama toplum gözünde en ufak bi saygınlığımız yok, hep horlanıyoruz.
- İyi de toplum size niye saygı göstersin?
- Niye? Kravatlı hırsızların önünde eğiliyorlar. Devlet olanaklarını kullanıp zengin olanların önünde eğiliyorlar. İhaleye fesat karıştıranların önünde eğiliyorlar. Bizim suçumuz ne? Biz fakirdik. Babamız bizi okutamadı. Okusaydık biz de büyük vurguncu olurduk.
- Peki, konuyu biraz başka tarafa taşıyalım. Daha çok nerelerde çalışıyorsunuz?
- İhtisasım ev soygunları üzerinedir.
- Hangi evlere girersiniz?
- Valla beni öldürseniz penceresi, camı, açık eve girmem. Çünkü o ev insan doludur. Ben panjuru sıkı sıkıya kapalı evlere girerim.
- Girdiğiniz evlerde hiç ev sahipleriyle karşılaştınız mı?
- Oldu tabi...
- Ne hissediyorsunuz o an?
- Bu karşılaştığınız kişiye göre değişir. Bir doksanlık kıllı bir gorille de karşılaşabilirsiniz, bir atmış beşlik şeffaf gecelik giymiş bir dilberle de karşılaşabilirsiniz.
- Unutamadığınız bir anınız var mı?
- Olmaz mı? Bir gün gözlediğim sosyetik bi kadının evine girdim. Bir küçük elmas bulsam hayatım kurtulacak ama evde bir çeyrek altın bile bulamadım. O sinirle kadının çekmecelerinde ne kadar külot, sütyen varsa doldurdum çuvala.
- Ne yaptınız onları?
- İnternetten satışa çıkardım. İkinci el olmasına rağmen baya bi para geldi. Tatile çıktım.
- Vicdan azabı çektiğiniz oluyor mu?
- Olmaz mı? Bunca hırsız var memlekette ama bir sendikamız bile yok. Dayanışma yok, kardeşlik yok. Toplum güce tapıyor maalesef hırsızın büyüğüne saygı var lakin küçüğüne yok.
- Peki, hırsız olduğunuzu bilen insanların size davranışları nasıldır?
- Çok incitici. Örnek vermem gerekirse, diyelim kahveye giriyorsunuz. Sadece çay içme niyetindesiniz. Masadakiler kaşla gözle birbirlerini uyarıyorlar. Herkes telefonunu, çakmağını cebine sıkıştırıyor. Girdiği mekânın havasını bozan kişi muamelesi görmek çok acı. Ki, ben kırılgan bir insanım.
- Bu durumu yaşamanızda sizin hiç mi suçunuz yok?
- Efendim, bizim millet olarak en büyük kusurumuz empati kurmayı bilmiyoruz. Karşımızdaki insanın neler çektiğini anlamak istemiyoruz. Bizler de ev geçindiriyoruz. Bakmakla yükümlü olduğumuz insanlar var. Sigortamızı bile cebimizden ödüyoruz.
- Soruma tam cevap alamadım ama neyse... Devletten beklentileriniz var mı?
- Olmaz mı? Öncelikle gözaltı sürelerinin kısaltılmasını istiyoruz. Bizde de kursak var, mide var. İki gün çalışmadık mı bittik. Sorumluluk sahibi insanlarız. Kaygılarımız var. Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde her şey çok güzeldi. Sonra, karakola düşüyoruz, bir kahve bile ikram etmiyorlar. Hâkim karşısına çıkıyoruz, hâkim yüzümüze bakmıyor. Rencide oluyoruz.
- Gazetemiz adına size tekrar teşekkür ediyorum.
- Asıl ben size teşekkür ederim. Ben ve benim gibi on binlerce insanın sorunlarına eğildiğiniz ve söz hakkı verdiğiniz için.
Erdinç GültekinGerçekedebiyat.com
YORUMLAR