Galiba ünlü matematikçi Nash’in sözleridir: “Matematik bilmeyen uluslar yaşayamaz!”

Matematikten ulusça ikmale kalmışlığımızın kanıtıdır, orta eğitim karnelerindeki notlarımız! Ve akıllı fikirli geçinenlerimizin kimi sözleri, düşünce biçimleri!

Matematik insana her şeyden önce bir kıyas bilinci kazandırır. Bilinen, ama ülkemizde, kişinin zihnini çalıştırırken pek de uygulamadığı ya da uygulamadığı bir bilinçtir bu: Elmalar ile armutlar kıyaslanamaz! Elmalar kendi içlerinde, armutlar kendi içlerinde kıyaslanabilir ancak!

İslam din görevlisinin kıyacağı nikâhla Hıristiyan ya da Musevi eşgörevlinin kıyacağı nikâh kıyaslanamaz! Çünkü İslamiyet, erkeğin dört adet kadını eş olarak almasına cevaz verirken, Hıristiyanlık ve Musevilik kesinkes tek eşlidir.

Öylesine tek eşlidir ki Hıristiyanlığın Katolik mezhebine mensup insanlar, cehenneme dönüşmüş evlilikleri sonlandırabilme özgürlüğüne kavuşabilmek için zorlu mücadeleler vermişlerdir. Dolayısıyla  tek tanrılı dinlerin evlilik akitlerinin dayandığı cinsiyet  ve cinsellik algısı, kavramsal arka planı ve fiili hayattaki etkileri ve sonuçları tamamen farklıdır.

Yinelemekte fayda var, evlilik ne sadece gönül bağına, ne soyun sürdürülmesine ne sadece kişisel ve ailesel ilişkilere indirgenebilir. Evlilik vatandaşla devlet arasındaki hukuki bir işlemdir.

Dolayısıyla İslam şeriatının kabul ettiği evlilik düzeni bir erkek yurttaşla ancak dört kadın yurttaşı eşdeğer tutuyor demektir ki bu anlayış laik hukukun öngördüğü yurttaş kavramıyla temelden çelişir.

Kimi iddiaların ileri sürdüğü gibi laik nikâhla evlenmiş bir çifte eşlerden birinin ya da ikisinin birden evlilik dışı gönül ilişkileri sürdürmeleriyle de çok eşli evliliğin benzer bir yanı olamaz.

Birincisi gerçekten gönül meselesidir, zinacı çiftin çocukları varsa ailevi bir sorundur ve sadece ilgili kişileri kapsar; ikincisi hukuki bir durumdur ve yurttaşın yasa önündeki eşitliğini ihlal ettiği için tüm yurttaşları ilgilendirir! 

Cumhuriyetimiz yasa önünde kadın erkek eşitliğini kurumlaştırır ve hayata geçirmeye çalışırken niçin nikâh kıyma yetkisini din görevlilerinden almış ve medeni (laik) nikâhı yasal zorunluluk haline getirmiştir?  Elbette kadın erkek eşitsizliğine açılabilecek tüm kapıları kapatmak ve kilitlemek için!

Mevcut nikâh işlemlerinde hiçbir zorluk yokken, durup dururken müftülere ya da müftülüklere yasal nikâh kıyıcı rolünü vermek, bu kapılardan birini açmak demektir!

Aydınların, hukukçuların, kadın hakları savunucularının, feministlerin ve elbette Cumhuriyetin kurucu partisi olan CHP’nin hop oturup hop kalkmasını gerektiren bir durumdur bu! Yeterince etkin davranmayanları tarih affetmeyecektir.

Türkiye’nin aydınlarının bir bölümü, son otuz beş yılda dinle ilgili meselelerde fevkalade kötü sınav verdiler. Toplumsal eşitsizliklerin, ezilmişliklerin sebeplerini gerçek kökeninde yani sınıfsal ayrımlarda ve ayrıcalıklarda değil de laik düzende arama şaşkınlığına düşerek; gürül gürül bir siyasi akım olarak gelen gericiliğe ‘’muhafazakarlık’’ gibi nazik bir isim takıp da koca bir akımı pek beğendikleri neoliberalist bireyciliğin etkisinde fazlaca kalarak  bireysel kılık seçimine indirgeyerek!

Kimi öğretim üyeleri, bilimsel kimlikleriyle nasıl bağdaştığı belirsiz bir aymazlıkla, kuşaklar dolusu laik Cumhuriyet karşıtı genç yetiştirerek ülkemizin bir orta çağ devleti belki de adı konmamış sultanlığı haline dönüştürülmesindeki ağır sorumluluğu maalesef, bilerek ya da bilmeyerek, paylaştılar. 

İşte ekilenler biçiliyor! Yokuş aşağı gidişte kırılacak yeni bir kilit, geçilecek yeni bir kapıdır ‘’Müftü nikahı!’’

Gaflete düşülmemesi dileğiyle.

Erendiz Atasü

Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)