Mehmet Tanju Akad'ın 67- 68 - 69 anıları...
1967'de lisenin ikinci sınıfındayız. 15 yaşımızdan çok büyük görünüyoruz.
Bir gün çocuklar sokakta bana "amca topu atsana" diye seslendiler, bizimkiler "hooop amca" diye bir süre dalga geçti.
Ama hepimiz kelli felliyiz. Şimdiki tıfıllar bize hiç benzemiyor. Ankara'nın bir numarası Piknik'te patates-sosis-birayla kafayı çekerken bir şey demiyorlar, hatta istediğimiz meyhaneye gidiyoruz, cozutmadığımız için makbul müşteriyiz.
Üç kişi bir büyük devirip en ufak falso vermeden çıkıyoruz. Gençlik hali başka. Zaten Ankara bizim. Kim ne diyebilir.
Neyse, o yaşta içip edip o faslı erkenden kapattık. Tabii burada kendi adıma konuşuyorum, yoksa arkadaşların çoğu hala alkol seviyor, fırsat bulunca içiyorlar. Ben en fazla ufak bir kadehle katılırım, o da usulen ve çok nadiren. Neyse, konuya dönelim. Aklımız sıra büyüdük ya... akıl politikada.
Dünya muazzam bir hızla değişiyor ve o değişimi yönlendirenler arasında olmaya kararlıyız.
Ağabeyler etrafta dolaşıyor, aramızdan biri onlarla yakın, bazen çekip fısıldaşıyorlar. Kıskançlıktan ölüyoruz.
Oğlum adamlar dünyayı kurtarıyor, biz dışarıda mı kalacağız. Tabii, bi bok konuştukları yokmuş, hava atmak için öyle yapıyorlar. "Fıs fıs fıs.... dergi çıktı mı, ... çıkmadı... fıs fıs iyi o zaman sonra görüşürüz... fıs fıs eyvallah, tammam fıs fıs."
Yesinler fiskosunuzu ama tabii bunu anlayıncaya kadar vakit geçiyor. S... lan, havanız batsın.
Kızılay'da mitinglere katılıyoruz. "Kahrolsun Amerika," "Ata binmiş eşşekler millet sizden ne bekler," "Morrison Süleyman", "Bir iki üç daha fazla Vietnam" filan diyorlar.
Savaş heyecanlı bir şey. Tam da bizim uzmanlığımıza girer. Ulan bize sormadan savaşamazsınız ama... fena çuvallayacaksınız bak. Siz belki başka şeyi bilirsiniz ama savaştan anlamazsınız.
Daha o zaman çoktaan savaş tarihini, dünya politikasını hatme başlamışız.
Sonuçta ne kadar bilmesek de onlardan bin kat iyi biliyoruz, soracak olan olmasa da. Bir şeylerin yanlış gittiğini seziyoruz. Bu işler böyle olmaz. Olmaz. Asla olmaz. Ama sözümüzü nasıl dinletmeli.
Tabii safız. Yüzlerce, binlerce kitap okumuşuz, hatta her gün bir kitabı deviriyoruz, aç kurtlar gibi kitap peşinde her yere koşturuyoruz ama insanı, toplumu tanımıyoruz, bilgilerimiz kitabi, kitapların da iyisi, kötüsü bir arada. Çoğu kafayı şiiitttiriyor.
Tartışıyoruz. İnsan kaç kitap okuduktan sonra iyi ve kötü kitabı ayırabilir. Sonunda 800 rakamında karar kılıyoruz.
Bence oldukça iyi bir sonuca varmışız. Ama o zaman, o kadar kitabı çoktan okumuş olsak da, karşımızdakini tartamıyoruz. Hatta bazen tartmaya gerek bile duymuyoruz. Ya A'dır, ya B'dir, değilse C'dir. Ne diyorsa odur. Bağımsız Türkiye diyorsa iyidir, samimidir.
Ama durun ne oluyor. Bunlar bölünmeye başladı. MDD ne ooolum. Nereden çıktı sanki. Bizde sosyalist devrim olmazmış, önce milli demokratik devrim olmalıymış. Nerden çıktı bu lan, bizim neyimiz eksik, ama hani pek de yanlış değil, Çin'deki gibi mi yani. Evet, evet öyle, zaten MDD olur olmaz hemen sosyalist devrime geçilecekmiş. Bak o olur işte. İkisi arasında Çin seddi yoksa eyvallah, yoksa MDD için bir yerimi yırtmam.
Demokrasiyi yesinler. Benim için bir araçtan ibaret. Herkes için öyle değil mi. Yok lan, bazı kerizler var demokrasiyi bi bok sanan. Onları kim takar yaa, boşver, peynir ekmekle yeriz onları...
Ağabeyler parkalı... ağabeyler postallı. Çok derin, çook anlamlı, çok sert bakıyorlar. Dünyanın yükü omuzlarına binmiş. Görünüşe aldanmamalı. Buradan yüzeysel görünüyor ama bir yerlerde mutlaka hazırlık yapıyorlardır.
Tabii yaa! Kübalıların Meksika'da hazırlanması gibi. Pekala Sierra Maestra neresi olur bizde, Karadeniz olur. Toroslar olmaz. Hııı. Ege olmaz mı? Olmaz. Hıı!. Ayaklanmanın modası geçti, şimdi halk savaşı devri. Bak sömürgelerin hepsinde halk savaşları var. Valla haklısın arkadaş. Doğru söze ne denir. Yaşasın Halk Savaşı.
Böyle böyle 1968'e çoktan girdik, geçiyoruz. Ooolum, Fransa'daki şu zırtapozlar ne delleniyor. Devrimci lan onlar. Nahh devrimci. Avrupalıdan devrimci olur mu? Olma mı? Olmaz tabii, baksana soytarı bunlar, zaten hemen sattılar bile. Heee, şey lan bunlar, şey valla... İyi de abiii, burdakiler gene bölünüp duruyorlar. MDD'yse MDD. Daha ne yani.
Dertleri ne bunları. İnce strateji meseleleri. Haa! o zaman başka. Ama bölüne bölüne ne olacak bu işin sonu. Ne biliim ya, biz ilerledikçe toplarız bunları, yoksa defolup giderler. İyi de daha ortada bir şey yok. Vardır ooolum, sana mı söyleyecekler. Kardeşim, planları olsa belli olurdu işte. Vardır vardır. Bunlar çocuk mu. Parkaları var, sakalları var, postalları var, eee! Bir planları da vardır mutlaka. Hadi öyle olsun. Zaten biz bir işin içine girsek, bunlara her şeyi öğretiriz, kariyeristleri tasfiye ederiz, sonrası kolay. Hadi bakalım kolay gelsin.
Yahu bir de TİP'liler var. Bırak yaa, pasifist onlar, eski moda tipler, bir şeyden anlamazlar.
O sırada Time dergisi dünya komünizminin bölünmesini kapak yapmış. Sekiz liraydı hatırladığım kadarıyla. El mecbur, paraya kıyıp aldım. Uzun süre arşivimdeydi, sonra kayboldu. Kapakta beş köşesi parçalanmış kızıl yıldız. Üzerlerinde Mao, Tito, Kastro, Brejnev, beşincisi de galiba Berlinguer idi, resimlerini koymuşlar.
Yapışmıyor diyorlar. Hmmmm. İyi değil. Neyse Hadi ODTÜ'ye gidip top oynayalım.
O yıllarda her isteyen her okula giriyor. Kimse bir şey sormuyor, sormak kimsenin aklından bile geçmiyor. Bir şey bizi o okula çekiyor. İdari'nin altındaki sahada maç yapıyoruz. Yakında çoğumuz buraya geleceğimize inanıyoruz. Birkaç ay sonra Komer'in arabası yakılınca iyice ısınıyoruz bu devrimcilerin yatağına. Tabii bizimkiler hemen fiskoslara başlıyor. Ne olmuş yaa! Anlatsanıza diyoruz, herhalde onlarda başka bilgi vardır. "Duyman gerekince duyarsın" diye sert ve kısa yanıt. Çavuş olmalıymış bu arkadaşımız. Hay senin kalıbına, ne var kardeşim söylesen.
Ahh! İşte çoğumuz ODTÜ'yü kazandık. Artık burada işin aslını anlarız. İyi de kardeşim, nedir bu havalar. Yok derneğe niye geliyorsunuz, yok proleter devrimci misiniz, yok şundan mısınız, yok bundan mısınız. Diiliz lan, sana ne. "Siz mutlu azınlıktan gibisiniz." Mutlu azınlık babandır, cadaloz karı. PDA'cıla benziyordu zaten. Devrimci kesildin bizi mi sorguluyorsun. Kimsin lan sen. Abi bırak bu devrimci kızları, hepsi kompleksli zaten. Öyle deme lan, aralarında iyileri de var. Güzelse iyidir, bak bizi sorgulamaya kalkan çirkindi. Yok bee. Valla bak, görürsün. Tam tersi de olabilir ama genelde öyledir. Ahmet'in aşık olduğu kız çok güzeldi ama feci cadalozdu. O da doğru ya. Valla mı diyip duruyorsun ama görürsün bak. Ne alakası var yaa! Kızı erkeği mi var bu işin. Bilmem. Belki yoktur. Kıh kıh kıh! Neyse boşver. Nasılsa ömür boyu anlayamayacaksın. Nasıl da pis bakıyodu karı yaa!. Asabımı bozdu. Bunlar devrimciyse korkacaksın arkadaş, o kadar işte. Hoh hoh hoh, kıh kıh kıh.. Tip belki PDA'cı değil ama onlardan içgüdüyle nefret ediyoruz.
Biri zaman makinesiyle istikbalden gelse, "haklısınız, zaten PDA'cıların alayı ileride liboş olacak, sadece bir avuç hariç" dese inanacağız ama o dönemde liboş diye bir kavram yok. Lenin de devrimciler liberal burjuvazinin işini üstlenmemeli diyor. Biz de üstlenmeyeceğiz zaten. Hiiiç niyetimiz yok. Burjuvazi için mi savaşacağız. Parmağımı oynatmam. Liberalizmle ilgili bildiğimiz bu.... Neyse devrim kaçmıyor ya, bak mimariye gidelim, briç oynayalım. Oynayalım. Sonra kocaman kütüphane, oku oku bitmez. Ama nedense kütüphanede pek okuyan yok. Sadece ödev yapmak için gidiyorlar. Bilmez misin abi, bizim millet okumaz. Burda da mı. Aynen burda da, ne sandın. Lan bunlar valla sırf hava, bişi bilmiyorlar. Havası yeter, sonra öğretiriz. Sonrası mı var kardeşim devrim vakti yaklaşıyor. Tabii, bunların bir şey öğrenemeyecekleri varmış ama bunu da bilmiyoruz o vakitler. Birkaç kişi iyi niyetle öne çıkmış, her şey üzerlerine kalmış. Ne çekilebiliyorlar, ne de bir şey öğrenme olanakları var. Hem lider olmak hoşlarına da gitmiyor değil. Koskoca Federasyon Başkanı, kendisini Meclis Başkanından önde görüyor. Ayrıca eksiklerini onlara kim gösterecek, kim öğretecek. Sonradan tanıyacağımız bazı iyi insanlar bunlara bulaşmak istemiyor, haklı olarak. Bizim gibi tıfıllara soracak halleri de yok ya.
Daha 17 yaşını yeni bitirdik, fakültenin ilk sınıfındayız. İşte 1969'un son haftasına girdik. Son kez poker oynadım. 45 lira gibi o zaman için büyük bir para kazandım. On tane kitap alır, paso ile 45 kere sinemaya gidersin. Bir daha hayat boyu oynamadım. Devrimciye yakışmaz. Eee, Lenin de oynarmış, Atatürk de oynarmış. Olsun, ben oynamam. Gerçekten de oynamadım, 47 sene olmuş. Ama briç oynadım. King oyunundan sayısız yemek kazandım. Ama kaybetmediğim halde bazen ben de ısmarlardım. Son yıllarda daha çok kaybetmeye başladım. Tabii parasına oynamıyoruz ama şaşırıyorum. "Allah allah! bana ne oluyor" diye sinirleniyorum. Ama artık çok şeye sinirleniyorum. Yarım asır geçince sinirlerim eskisi kadar sağlam değil. Aksi bir ihtiyar olacağım. Yoksa oldum bile mi...
Mehmet Tanju Akad
GERCEKEDEBİYAT.COM
YORUMLAR