Lazım Değildir / Ergül Çetin
her allahın günü gümüş leğenlerde aptes alsan
secdeye indikçe gül yüzünü nura batırıp çıkarsan
Allahın adını zikredip binlerce kez tespih çeksen
hakkın divanına yüz sürsen, diz çöküp dualar okusan
adın yayılsa dört yana, dini bütün diye tanınsan
hanlar, hamamlar, saraylar, kervansaraylar yaptırsan
adına camilerde hutbe okutsan, adına sikke bastırsan
adı görklü saray kapısında yetim yoksula dağıtsan
gönlü temiz olmadıkça o yâr bize lazım değildir.
ey güzellikler ülkesinin sultanı, ey gözleri sürmeli,
üstüme ordular, elçiler göndersen, beni tutuklasan
kan ve zulümle abat olan zorbaların, haramilerin
hırsızların, her gün batımında ışıklar içinde yanan
sarayının altın varaklı kapısına muhtaç, kul etsen
yoldan gelip geçenlere ibret-i alem diye göstersen,
o dünyada da, bu dünyada da ben gibi acizlere
yanmışlara, yunmuşlara acıyıp merhamet etmeyen
merhameti olmayan yâr bize lazım değildir.
gözlerime mil çekip kör etsen, garip bülbül gibi
zar eden dillerimi kesip köpeklere yedirsen
arenada çarpışan gladyatörler gibi ölürken bile
saçlarımdan tutup başımı sana doğru kaldırarak
son nefesimde bile seni seviyorum dedirtsen
locanda oturarak cahil halkla birlikte seyretsen
alkışlar, uğultular içinde ölüm emrimi versen
hatta öldürmeyip işkencelere maruz bıraksan
tam canımı alacakken, boynuma bıçağını çalacakken
bir mucize gibi kurtarsan, hayatımı bağışlasan
yoksullar ve acizler için kalbinde maksudu
olmadıkça o yâr bize lazım değildir.
gönül bahçemde kızaran sarmaşık yapraklarıyla çevrili
aşkın kameriyesine oturup da saçlarını güneşe salsan
salsan da kızıl bakır saçlarını erguvan güneşte kurutsan
ayaklarının altından akıp giden yaprakları seyretsen
gönlü bir karara varmayan yâr bize lazım değildir.
gelip geçenlerin yüreğine indirsen, yaksan yandırsan
uzun kirpikli, gölgeli gözlerini süzerek sürme çeksen
gelip geçen herkese güzelliğini zorla kabul ettirsen
durmadan püsküren yanardağ gibi dipten, kükreyerek
dünyayı bir gün ateş, bir gün kül, duman ve oluşlar
bir gün boz bulanık seller içinde bıraksan, gönlünde
gerçek aşk ateşi yanmayan yâr bize lazım değildir.
hakkın sofrasında erenlerle yan yana oturup diz kırsan
sabah akşam duası okunmuş lokma üstüne lokma yesen
ardından el açıp dualar etsen, sevabını yetim yoksula
ölmüşlere, kalmışlara, gelmişlere, geçmişlere göndersen
söylediği bir sözün ardında durmadıkça, hakkın
divanında diz kırsa da o yâr bize lazım değildir.
yedi yıl gurbete gitsen, her gün gözün yollarda
kulağın seste, kirişte, uzaklardan gelir diye gözlesen
iltihaplarla azmış yaranı ateşten bıçak alıp dağlasan
sen de onun gibi yıllarca giden birini, hiç dönmeyen
bir gönül dostunu ateşlerde yana yana özlesen
kadir kıymet bilmeyen yâr bize lazım değildir.
kırk yıl Kâbe’nin kapısında kalsan, bekçilik etsen
gelip geçene su versen, yedirsen içirsen, hizmet etsen
herkese bir gecelik yar olan o gül yüzlü sevgili
bizim gibi gönlü yücelerde gezen aşıklar için
bin yıl yârsız, yalnız kalsa, yalvarmaktan
yakarmaktan dilinde diken bitse, o yâr
bir gün bile bize lazım değildir.*
Ergül Çetin
GERCEKEDEBİYAT.COM
*Ali Ekber Çiçek'e teşekkürle
YORUMLAR