İkinci Yeni etkisini kaybetmeye başladığı seksenli yıllar sonrasında bile şiirimizi esinlemiş, yarattığı yeni, etkileyici aurayla hakkındaki düşünceleri yönlendirmeyi sürdürmüştür. Günümüzde bile hakkında söylenenler yarattığı bu etkinin yönlendirmesinden bağımsızlaşamamış, hem şiir çevrelerinde ve hem de akademik ortamda İkinci Yeni genel kabuller dolayımında değerlendirilmeye devam edilmiştir.

Bu genel kabuller ise farklı düşüncelerin kimi zaman çatışma noktasına varan, sert çatışmaların yaşandığı, uzun süren karşılıklı tartışması ortamında varılan uzlaşımsal ortak noktalardır. Hemen herkes İkinci Yeni'nin Batıdaki yenici, devrimci şiir hareketlerinden etkilendiğini, ülkemizde şiirin gidimli dilden bir kopmayla özgürleşmesine yol açtığını,  bireysel dillerin olanak bulduğu daha yaratıcı, imge ağırlıklı modern bir platforma doğru evrilmesinde etkin olduğunu, bu özellikleriyle şiir dilinde radikal bir kopma yarattığını kabul etmektedir.

Bu genel kabulden zorunlu olarak çıkan sonuç, yandaş olsun, karşıt olsun, 1960'lı yıllardan sonra şiir yazan herkesin İkinci Yeni'nin yarattığı şiir dili atmosferinden bir şekilde etkilendiğidir. İkinci Yeni şairleri 1980-1990'lı yıllarda bile 1980 sonrası dönemdeki şiir ortamında gençlerin her türlü atılımı karşısında güçlü bir çekim noktası oluşturuyor, genç şairlerin, genç şiirin ne olduğu konusunda İkinci Yenici şairlerin ağzından çıkacak sözcüklere bakıyordu. Gençler her ne kadar farklılıklarını vurgulasalar da bu farklılığın onanması bile İkinci Yenici şairlerden ya da altmışlı yıllardan gelen şairlerden bekleniyordu.

Bu uzlaşımsal ortak kabul, zamanla, günümüz genç şiir ve akademik ortamının İkinci Yeni'ye, etkisinden uzak bakabilme şansını da vermiştir. Ancak bugündür ki İkinci Yeni şairleriyle ortak dostluklar yaşamamış, bu şairlerin düşünsel anaforuna yakalanmamış, veya şu ya da bu sebeple tam karşıt kutuptan bakma zorunluğu duymayan genç şairler ya da akademik ortamdaki genç araştırıcılar, İkinci Yeni'yle hesaplaşmayı olması gerektiği gibi diyalektik, kavrayıcı bir düşünceyle, çözümleyici bir bakışla yapabilme olanağına kavuşmuştur.

Ortak kabul ılımlılık demektir, geçmişe aşırılıklardan sıyrılarak bakabilme olanağı verir. Ve bu gerçeği nasılsa öyle görme eğilimini güçlendirir. Etkisi yitince, araştırmalar ve incelemeler daha kuşatıcı ve hakikat doğrultusunda ilerler. Derken bu ilerleyiş bizzat genel kabulleri sorgulamaya, doğruluklarını sorun edinmeye, hakikati ortaya çıkarmaya çalışır.

MÜESSER YENİAY

Bilkent Üniversitesinde akademik kariyerini yapan genç şair Müeser Yeniay, verdiği master teziyle İkinci Yeni hakkındaki genel kabulleri tartışmalara, zıt noktalarda seyreden farklı bakışlara başvurarak, cesaretli bir biçimde ele almış, İkinci Yeni'nin sürrealizmle olan ilişkisi bağlamında neliğini açıklamıştır.

Müesser Yeniay İkinci Yeni'yi sürrealizm ile bağlantısı dolayımında incelerken konuyu "giriş" ve "Mektepten Memlekete" adlı sonuç bölümleri hariç dört ana bölümde ele alıyor. 1. bölüm "Gerçeküstücülük", 2. bölüm "Gerçeküstücü Teknikler", 3. bölüm "Yazınımızda Gerçeküstücülük Algısı" ve 4. bölüm "İkinci Yeni ve Gerçeküstücülük Arasındaki Benzerlikler ve Farklılıklar".

Giriş bölümünde Cumhuriyet sonrası Sürrealizme bakışlar ve İkinci Yeni hakkında Muzaffer İlhan Erdost, Cemal Süreya, Ahmet Oktay, Ataol Behramoğlu... tarafından yapılan tanımlamalardan sonra kendi düşüncesini söylüyor: "Gerçeküstücülük, edebiyatımıza mutlak gerçeğin aranılması olarak girmemiş, daha çok dilsel alanda bir yenilik, bir araştırma olarak belirmiştir." (s.15) Bu yargıdaki "edebiyatımıza mutlak gerçeğin aranılması olarak girmemiş" biçimindeki ilk cümle Müesser Yeniay'ın okumaları sonucu vardığı ve tezini oluşturan temel fikri oluşturuyor. İkinci cümle ise yaptığı okumalar sonrası "genel kabul" gören bir düşüncenin doğrulanmasıdır. Öyle ki Müesser Yeniay vardığı tezi bu genel hükümle aynı zamanda desteklemektedir. Bu desteği hem Gerçeküstücülük, hem teknikleri bölümünde sürdürür.

Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Asaf Hâlet Çelebi, Özdemir Asaf ve Necip Fazıl Kısakürek şiirlerini sürrealizmle ilintilendirmesi konusunda, Müesser Yeniay şunları söyler: "Ahmet Hamdi Tanpınar’ın sürrealist olarak nitelediği şairlere bakıldığında, Özdemir Asaf dışında şiirlerinde bir “aşkınlık, olağanüstü” taşıdıkları görülür. Asaf Hâlet Çelebi, Doğu mistisizminden etkilenirken “özgün dünya arayışları[ndadır] (Ebubekir Eroğlu 40). Necip Fazıl Kısakürek ise, Sürrealizm’den ziyade mistisizme daha yakındır."

Bu yerinde tespitler-den sonra ise dikkat çekici şu saptamalarda bulunuyor:

"Çünkü herhangi bir otomatik yazına başvurduğu görülmez. Şiirinde anlam önbelirlenimlidir. Onun Mutlak olarak bahsettiği ise Tanrı’dır. Sürrealizm’de ise Tanrı yoktur, kendi gerçekliğini henüz adlandırmamış, arayışta olan bir insan durumu vardır. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın verdiği bu örneklerden yazınımızda, aşkın ve olağanüstü olanla Gerçeküstü olanın eş tutulduğu söylenebilir. Oysa aşkın olan her konu Gerçeküstücü değildir. Ülkemizde Gerçeküstücülüğün “olağanüstü” olarak alımlanmasının nedeni üstgerçekçiliğin (la surréalité) “Gerçeküstücülük” olarak çevirilmesiyle, yaşanan bir çeviri yanlışlığıdır. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Özdemir Asaf’ı Sürrealist tecrübelere çok yakın” olarak nitelemesi de Türk aydınının Gerçeküstücülüğe tamamıyla vakıf olmadığını ortaya koymaktadır."  (s.16-17)

"SÜRREALİZM"

Sürrealizm algısının ülkemizde eksik ve yanlış algılanmasının sebeplerini de gösterir Müesser Yeniay, ülkemizin geçmişten günümüze belirleyici düşünce yapısına vurgu yaparak öte gerçeği araştıran Tasavvuf ile Gerçeküstücülüğün yazınımızda sıklıkla birbirine yakın düşünsel disiplinler olduğunu söyleyerek soruna açıklık getirir: "Türk şiiri Tasavvuf’tan yeni kopmuş, Batı şiiri ise Tasavvuf’la benzer denilebilecek düşünce yapısını paylaşan Gerçeküstücülüğe girişmiştir. Burada ayrıca bir anakronizm sözkonusudur. Gerçeküstücülüğün Tasavvuf’tan ayrıldığı nokta ise onun hem “bilimsel” hem de “maddesel” oluşudur: (s.17)

Cemal Süreya, Ece Ayhan, İlhan Berk başta olmak üzere diğer İkinci Yenici şairlerin şiirlerinin özelliklerini irdeleyerek savını doğrular. İkinci Yeni'nin papazı olarak bilinen Ece Ayhan şiirinin kaynaklarını araştırarak sürrealizm dolayımında değerlendirir ve Ece Ayhan şiirinin kaynağı konusunda Gerçeküstücülük’ten ziyade “Atonallik”in belirleyici olduğunu söyler. Gerçek olan Ece Ayhan'ın orasından burasından kavramaya çalıştığı Gerçeküstücülüğü “atonalliğin bir türevi” olarak gördüğüdür. "Yeryüzünde her bir şeyin sesi vardır” diyen Ece Ayhan Gerçeküstücü şiiri “atonal” bir müzik yapıtı olarak görmüştür kısaca. Yapılan çevirilerden anladığı kadarıyla kendisine kalan bu uyumsuzluk durumu, atonalliktir. Müesser Yeniay'a göre Ece Ayhan da diğer İkinci Yeni şairleri, hatta diğer modern Türk şairleri gibi Gerçeküstücülüğü kendi anladığı gibi yorumlamış, anlayabildiği kadar yararlanmaya çalışmış, ve buradan kendine ait bir anlayış geliştirme doğrultusunda "anladığı gibi dönüştürmüş ve kendinin kılmıştır." (s.18)

İlerleyen sayfalarda ise İlhan Berk ve Ece Ayhan'ı sürrealizm ile ilintilendiren Hasan Bülent Kahraman'ın yargısını tartışma konusu edinerek aynı argümanlarla karşı çıkar. (s.18) Bütün bu yaklaşımlar Müesser Yeniay'a göre Türk aydınının gerçeküstücülüğe tam anlamıyla vakıf olmadığını gösterir. (s.17)

1. ve 2. bölümlerde gerçeküstücülüğü anlatırken İkinci Yeni'de bu tür özelliklerin varolup olmadığını araştırır, amaçlarını ve araçlarını (yöntemlerini, değer verdikleri düşünceleri vb.) karşılaştırarak tezini doğrular. Örneğin Adonis'e başvurarak onun sürrealizm ile ilgili şu yargısını öne çıkarır, "bilimle çelişmez ve onun zayıf kaldığı noktalarda onu destekler. Hem sûfîlik hem de Gerçeküstücülük' metafizik ve hayata dair bir çalışma alanı aç[mışlardır.]" Bu önemli yargıyı paylaştıktan sonra İkinci Yeni'de metafizik olan ile ilgili hükmünü dile getirir: "İkinci Yeni’de metafiziksel bir arayışın söz konusu olmadığı dile getirilmelidir." (s. 28)

Müesser Yeniay'ın İkinci Yeni hakkında yaptığı bu saptamalar yeni olduğu kadar İkinci Yeni hakkındaki düşüncelerimizi de yenilememiz gerektiğini gösteriyor bizlere. Bu da İkinci Yeni'yi benzettiğimiz sürrealizmle karşılıklı olarak gerektiği gibi incelemediğimizi, genel geçer kabullerle düşündüğümüzün kanıtı olsa gerek.

Örneğin sürrealizmin tekniklerinden söz açarken gerçekliği bütünlüklü olarak kavramanın sürrealistlerde temel bir düşünce olduğunu belirterek İkinci Yeni şairlerinde böyle bir kaygının belirleyici olmadığının altını çizer. Hegel diyalektiğinin sürrealistler için bütünlüklü düşünmeyi sağlamada önemine değinerek şunları söyler: "Gerçekgerçeküstü, düş-mutlak, nesnel-öznel, vücut-ruh gibi diyalektik bakışlarla araştırılan gerçeklik, İkinci Yeni’de görülemez. İkinci Yeni şiirlerde birbirini  tamamlayan bu karşıtlıklar araştırılmaz. Şair içsel gerçekliğin varlığından haberdardır ve bunun kısmen bir dil olayı olduğunu da öğrenmektedir fakat bu yaklaşım dile yoğun olarak dökülmüş değildir." (s.33)

MUZAFFER İLHAN ERDOST

Müesser Yeniay'ın kitabında hesaplaştığı yazarlardan biri de doğal olarak İkinci Yeni'nin isim babası Muzaffer İlhan Erdosttur. İkinci Yeni’nin “dilcikler arasındaki olanakları den[emekte]” olduğu savı konusunda Muzaffer İlhan Erdost’un öne sürdüğü “dilciklerin olanakları […], onların yan yana gelmesinden doğan güzellikler”in 1924 yılında “Gerçeküstücü Manifesto” ile   ortaya konulduğunu, ancak amacın çok farklı oşduğunu dile getirir. Sürrealistlerin amacı “yeni söyleyişler”e varmak değil, Müesser Yeniay'a göre gerçeğin çok yönlü bilincini elde etmekti. Konu hakkındaki düşüncelerini şöyle sürdürür Müesser Yeniay, "Muzaffer İlhan Erdost, İkinci Yeni’yi 'şiirin içsel yapılanmasında geçirdiği değişim' olarak adlandırmakta haklı idi. İkinci Yeni, daha çok 'dilsel' bir arayış idi. Gerçeküstücülerin sözcüklerin olanaklarını denemelerinin bir amacı vardı: 'yeni bir gerçekliğe varmak', fakat İkinci Yeni dili kendisine bir amaç olarak belirlemişti: “yeni sözlere varmak”.

Çünkü Gerçeküstücülük Türk şairi tarafından  kavranılmakta zorlanılıyor, yeterince anlam verilemiyordu. Yapılan çeviriler içerikten ziyade dili aktarıyor, Türk okuyucusu başka çeşit olan bu dili farklı buluyordu. Bunda kuşkusuz yabancı dil bilmemenin ve yapılan çevirilere bağımlı olmanın bir etkisi de vardı. İlhan Berk ve Cemal Süreya dışındaki İkinci Yeni şairleri yabancı bir dil bilmemekteydiler. Muzaffer İlhan Erdost da bu gerçeği “gençlerin, yeni yetişenlerin çoğu yabancı dil bilmiyorlar” diyerek ortaya koyar. (s.71-72)

Kitaptan yaptığımız alıntılarla gösterdiğimiz, İkinci Yeni hakkında Müesser Yeniay'ın yaptığı tespitlerin ne denli önemli oldukları görülmektedir. Kitabın kapak yazısını yazan Hilmi Yavuz da kitabın aynı özelliğine vurgu yapar:

"İkinci Yeni üzerine bugüne değin yapılan çalışmaların büyük bir bölümü aktarımcı, özetleyici, derlemeci kısaca deskriptif metinlerden ibaret kaldı: Belirli bir önesürüşten yoksun, bir tez’i olmayan metinler!

Hâlbuki İkinci Yeni, uzun bir süredir bu türden deskriptif olmayan irdeleyici, temellendirici analitik çalışmaları beklemekteydi. Müesser Yeniay’ın ‘Öteki Bilinç, Gerçeküstücülük ve İkinci Yeni’, işte bu eksikliği gidermede değerli bir örnek oluşturuyor.

Yeniay, İkinci Yeni’nin Fransız Gerçeküstücülüğünün bir varyantı olarak gören yaklaşımlara karşı eleştirel bir tavır alarak söze başlıyor. Yeniay’a göre doğru olan, bu kitabın ‘Sonuç’ bölümünde dile getirildiği biçimiyle şudur: ‘İkinci Yeni dilsel ve edebî bir kaygının adıdır. Dolayısıyla, Gerçeküstücü bir şiir olduğu söylenemez.’

Analitik bir okuma, her şeyden önce, farklılıkları belirlemektir. Yeniay, İkinci Yeni’nin ‘imge’ konsepti ile Gerçeküstücü ‘imge’ konseptinin ‘gerek amaç gerek yöntem bakımından’ farklı olduğunu gösteriyor. Meselenin özü de budur! Bu fark, hem ayırt edici hem de kuşatıcı bir farktır; -ve İkinci Yeni şiirinin Gerçeküstücü bir şiir olmadığını kanıtlamaya yeter…"

Metin Cengiz
Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)