güneş de son kez böyle parlar akşamüstü
kabarıp çalkalanan aşkın karanlık denizinin üstünde
batmadan önce kızıl kor dev bir elma gibi büyür ve gelişir
akla aykırı duruşlar, düşünceler, oluşlar geliştirir
yaralı bir asker gibi kendini dağların ardına atmadan önce
kanı denize dökülen bir ejderha gibi ufku kızıla boyar.
 
sonra kendini usulca denize bırakır son nefesini veren
bir ejderha gibi çırpına çırpına can vermeden önce
son nefesini verip denizin dibine çekilir, seviştikten sonra
bitmiş tükenmiş sevgililer gibi kendi tenine çekilir
karanlık düşünceler gibi karanlıkta gizlenir, ancak
bu dev kargaşa sonuçlarına bakılarak izlenir.
 
ardından yeni güneşler, yeni yıldızlar doğar
çaresizlik içinde herhangi bir çıkış yolu bulmayan ruh
kendi kendinin boğazına yapışarak kendini boğan
bir canavar gibi kendini çırpına çırpına boğar.
 
bu yüzden sıradan bir rençperin bile görebileceği
din ve devlet işlerini gözünde bu kadar büyütme
boş ver, aldırma, gülüp geç, onu kendilerini halkın
işlerini yürütmekle görevli sayan muhtesiplere
acemilere, çaylaklara, yazıp bozdukça öğrenen
hırsını yenmeyi bir türlü beceremeyen zabitlere
geceleri yanan sokak lambasıyla ayakta duran
bir hırsızı ayırt edemeyen gece bekçilerine bırak.
 
sen her akşam dosta düşmana karşı işret işleriyle
yeme içme, eğlenme işleriyle uğraş, bu işten
yaşamak ve ölmek sanatını en iyi bilen ve her gün
icra eden, işinde ehil, bizim gibi söz işçiliğinde
ve övgü sanatında usta olan şairler anlar.
 
o gül yüzlü sevgilinin üç kuruşluk saltanatını
üç beş günde harcayıp tümüyle boşa çıkaracak
güzellik hazinesini tamtakır bırakacak olan
her şeyin acemisi, hırs, iktidar ve güç sahiplerine
krallara ve onların yeni yetme naiplerine bırak
nasılsa onların yönettiği, sürdüğü devlet teknesi
acemi kaptanın teknesi gibi kıyıları geze geze
sonunda herkesin bildiği gibi karaya vuracak.
 
çünkü yaşamak ve ölmek sanatının ustası sayılan
şairler yiyip içmek, dünyadan kam almak sanatının da
bu dünyada da öbür dünyada da ustası sayılırlar
şairler üzerine olduğu gibi aşıklık sanatında da
birbiriyle yarışan aşıklar üstüne zar atmaya bayılırlar
bu dünyada yaşarken usuldan usuldan görmeye
başladıkları rüyadan ancak öbür dünyada ayılırlar.
 
söz ve güzellik sanatının tek sultanı olan
o gül yüzlü sevgili değil, onun bir sözüyle
siyah, uzun kirpikli gözlerinin üstüne
sırça saraylar, dünyalar kurup yıkan şairlerdir,
senin elinden, dilinden ve de gönlünden
o gül yüzlü sevgili gibi yüzlercesi geçer
bunun için çok bir şey yapmana gerek yok
gözlerini bir an açıp kapaman yeter.
 
elbette o gül yüzlü yârin yanağında güller açar
ama senin dokunduğun yerde yemyeşil akik biter
taş bile altın olur sen dokununca bakarsın.
o gönül hazinesinin üstünde dünya kadar
malıyla övünen karun gibi zengin olmasan da
sen bir anda kurduğun hayal dünyasıyla
kuşkusuz karun kadar zengin sayılırsın
bir gün elbet sen de yanılırsın.
 
Ergül Çetin
Gercekedebiyat.com

 

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)