Edebiyatta Kurtuluş Savaşı
Eleştirmen Alper Akçam, Cumhuriyet Kitap'ın 27 Ağustos 2020 tarihli, 1593 sayılı ekinde kapak olan Oğuz Demiralp'in 'Edebiyatta Kurtuluş Savaşı' adlı yazısını 'okuduğumda içimi derin bir üzüntü ve düş kırıklığı kapladı' diyerek Talip Apaydın'ın romanlarından söz edilmemesini eleştirdi.
Sami Yetik (1878 – 1945), Milli Mücadele, 1917 "Kurtuluş Savaşı" ve "edebiyat" denince arka arkaya sıralanan birçok edebiyat yapıtı arasında Talip Apaydın'ın yazımı yıllar sürmüş, tarihsel gerçekliği kendi özgünlüğü ve canlılığı içinde vermeye çalışmış o çileli emeğinin ürünü olan, Toz Duman İçinde, Vatan Dediler, Köylüler adlı üçlemesinin hiç anılmamış olması, edebiyat dünyamız için ilginç bir durum saptamasını işaret ediyordu. Üçlemenin başında yer alan tanıtım yazısı da insanın içine kurşun gibi oturuyordu kuşkusuz… Yoksul bir köylü çocuğuyken bozkırda kendi elleriyle kurdukları Çifteler Köy Enstitüsü’nde okuyup öğretmen olmuş Talip Apaydın, Köylüler’in sunu yazasında kendini şöyle tanıtıyor: “On altı yıl askerlik yapan, Birinci Dünya Savaşı’nın, Kurtuluş Savaşı’nın tüm cephelerinde tetik çeken ve yaralı olarak köye dönünce topraksız, işsiz, ekmeksiz kalan bir köylünün oğluyum. Çocukluğum onu dinleyerek geçti. 1938’de Köy Öğretmen Okulu (sonradan Köy Enstitüsü) öğrencisi olduğum gün, ‘bu devlet seni okutuyor ya, tüm çektiklerim, tüm akıttığım kan ve ter helal olsun’ dediğini unutmam.” Söz konusu yazının altında imzası bulunan, kendi yapıtlarını ve edebiyata ilişkin farklı türden değerlendirmelerini beğeniyle okuduğum Oğuz Demiralp’e ve Kitap Eki sorumlusu Turgay Fişekçi’ye konuya ilişkin duygularımı aktardım. “Can sağlığı olsun diyeceğim, diyemiyorum,” diye tamamladığım elektronik post notumun ekinde konuya ilişkin bir yazımı “İki Romanda Bir Kurtuluş Savaşı,” başlıklı değerlendirmemi de ilettim. Hem Oğuz Demiralp, hem de Turgay Fişekçi, yazdığım e postayı okuyup büyük bir içtenlikle yanıtlar yazdılar. Turgay Fişekçi, gönderdiğim yazıyı Sözcükler Dergisi’nin Kasım ayı sayısında yayımlamak istediklerini iletti. Oğuz Demiralp, Apaydın amcamın kitaplarını okumamıştı ama, Emin Özdemir hocamıza ait “Talip Apaydın, Kurtuluş Savaşımızı konu alan yeni bir roman örnekçesi sunmuyor,” notunu iletti bana. Doğrusu böylesi bir yaklaşım, Köy Enstitüsü çıkışlı bir eleştirmenimizden, saygıyla okuduğum bir yazardan gelen bu yorum da ayrı bir tartışma ve üzüntü konusu idi… Söz konusu yazımda, "Türkiye Kurtuluş ve Cumhuriyet Kuruluş Savaşı"nın metinsel birer gerçeklik olarak romana dönüştüğü iki yapıtı, yazar bakış açılarının değişkenliği bağlamında ele almaya çalışmıştım. İlk yapıt, Akşehir’de, bir Anadolu kasabasında doğup büyümüş, Konya ve İstanbul’da liseyi bitirip İstanbul’da üç ayrı fakültede yarım kalmış yükseköğrenim görmüş, gazeteciliğe başlamış Tarık Buğra’ya ait, Kurtuluş Savaşı üzerine bir tür belgesel gibi algılanmış ve yazın tarihimizde önemli bir yer Küçük Ağa adlı romandır. İkinci yapıtımız, Köy Enstitüsü çıkışlı, köy kökenli bir yazar olan Talip Apaydın’ın Toz Duman İçinde, Vatan Dediler ve Köylüler adlı üçlemesi olacak… Küçük Ağa, 1963 yılında Yağmur Yayınevi tarafından basılmış. Daha sonra Milli Eğitim Bakanlığı (1970-2 baskı), Bilgi Yayınevi (1974), Kervan Yayınları (1977) Yol Yayınları (1979) tarafından basımları sürdürülmüş. 1981-2001 yılları arasında Ötüken Neşriyat’ta 20 Baskı yapmış. 2003- 2006 yılları arasında İletişim Yayınevi’nde 40 000 baskıya ulaşmış bir yapıt. Talip Apaydın’ın üçlemesi, on yedi yıllık süreçte, yıllar arayla yazılmış. Toz Duman İçinde 1974, Vatan Dediler 1981, Köylüler ise 1991 yılında basılmış. Hürriyet, Cem ve Cumhuriyet yayınlarında bilinmeyen sayıda ilk baskıları yapılan kitapları 2000 yılında Kültür Bakanlığı 3000’er adet basmış. Talip Apaydın’ın yapıtları bir süredir Literatür Yayınları tarafından basılıyor. Köy Enstitülü yazarlarımızın yapıtlarına farklı bir ilgi ve özenle yaklaşan bu yayınevinde kitapların hak ettiği yere ulaşacağı umudu içindeyim. Üçlemede yer alan yapıtlardan hiçbiri Küçük Ağa kadar adını duyuramamış, kitaplar çok az sayıda okur kitlesi ile tanışma olanağı bulabilmiş... Bir karşılaştırma yapıldığında, Küçük Ağa’nın Talip Apaydın üçlemesine göre en az yirmi kat fazla basılmış ve okunmuş olduğu söylenebilir. Küçük Ağa, yazarın doğum yeri olan, ilk ve orta öğrenimini yaptığı Akşehir’de, bir kasaba zemininde geçer. Kurtuluş Savaşı’na merkezdeki özne olan “asker kökenli kuvayımilliyeci güç” dışında, muhafazakâr bir bakış açısını yansıtır. Roman, Akşehir’e görevli gelmiş ve kısa zamanda din bilgisi, konuşma yeteneği, İstanbul saltanatına olan bağlılığı ile ün yapmış İstanbullu Hocaefendi’nin, Anadolu’nun işgali sonrasında geçirdiği kararsızlıkları ana konu olarak ele alır. İstanbullu Hocaefendi, önce padişahçıdır; Kuvvacılara ve işgale direnenlere verip veriştirir, onları bozguncu, hatta din düşmanı olarak görür ve halkı onlara karşı örgütlemeye, karşı çıkmaya çağırır. Bu nedenle de, Kuvayımilliyeci güçler tarafından öldürülmesi kararlaştırılır. Sevenleri tarafından uyarılan ve öldürüleceğini öğrenen Hocaefendi, Akşehir’den, yeni doğmuş çocuğundan ve genç karısından ayrılır. Hem bir çeşit güvence altında olmak için, hem de artık iyice ilerlemiş düşman kuvvetleri karşısında hareketsiz kalmamak için çeteci güçlere katılır. Kararsızlıklar ve çeşitli bocalamalar içindedir. Gerçek kimliğini gizlemiş, “Küçük Ağa” olarak anılmaya başlanmıştır. Daha sonra Çerkez Ethem kuvvetleri içinde yer alır. Çerkez Ethem kuvvetleri ile Ankara hükümetinin arasının açılmasından sonra da merkezi kuvvetlerle gizlice haberleşir, Çerkez Ethem güçlerinin bozguna uğratılmasında çok önemli bir görev yapar. Tüm bu karar anlarında derin iç hesaplaşmaları geçirmektedir. Küçük Ağa, romanın sonunda Mehmet Akif ve kendisi gibi düşünen tutucu kesimle buluşur. Ankara’da, Mustafa Kemal ve çevresi ile bir yol ayrımına varacağının, hatta karşı saflarda yer alacağının bilincindedir. “Vatanın bahtı adına onlar Mustafa Kemal’e, Mustafa Kemal de onlara… mahkûm denecek kadar muhtaçtı. Ama –Küçük Ağa, bunca düşünceden sonra- artık iyice biliyordu, kopacaklardı birbirlerinden.. üstelik.. can yoldaşı iken can düşmanı olarak!” (Küçük Ağa, s 469) Talip Apaydın üçlemesinde, işgalci güçlere karşı savaşan, Molla Mahmut kişiliğinde somutlaşan Anadolu halk direnişine köylülerden küçük bir azınlık, aç, çıplak, savaş yorgunu olmalarına bakmaksızın katılmışlar, bir ölüm kalım savaşına girişmişlerdir. Kendi köylerinin hocası ve köy çoğunluğu karşılarındadır. Mültenzim soygunundan, harmandan alınan vergilerden dolayı Osmanlı yönetiminin baskıcı yönetiminden bezmiş bu köylülerin kurtuluş savaşında başka beklentileri de vardır. Yazar Talip Apaydın’ın adının da kaynağı olmuş bölük komutanı Teğmen Galip’in ve bazı subayların yaptığı halkçı, devrimci nitelikli konuşmalar, bu beklentilerin daha da çoğalmasına yol açmıştır. Savaş bittiğindeyse, umutlar suya düşmüştür. Ölümü göze alarak savaşa katılmış Tacım köylülerinden ancak birkaç tanesi köye dönebilmiştir. Onlar da yırtık pırtık giysiler içinde, aç, bitlidir… Savaş kahramanlarının gündüz gözüyle çoluk çocuğunun önüne çıkacak bir görüntüsü bile kalmamıştır. Aşır adlı köylü savaşta bir bacağını yitirmiştir… Diğerlerinin birer birer şehitlik haberi gelecektir. Tacım köylüleri savaş öncesine göre daha da sefil durumdadır. Yunan işgaline kucak açmış olanlarsa Rumlardan kalan mallara da el koymuşlar varlıklarına varlık katmışlardır. Kurtuluş Savaşı’na katılanların can düşmanı olan Hacı Nuri, savaş yıllarında Yunanlı işgalcileri evine çağırıp yedirip içirmiş, sarhoş subayların karşısına yoksul bir köylü kadını da köçek olarak çıkarıp oynatmıştır. Talip Apaydın’la yaptığım bir görüşmede roman mekânı olan Uşak’ın Hacım köyüne birçok kez gidip oralarda kaldığını, babasıyla, onun silah arkadaşları ve köylüleriyle uzun görüşmeler yaptığını öğrenmiştim. Her iki yazarda da Akşehir çevresi ortak mekân olarak anılmaktadır. Ne diyelim; selam olsun o Kurtuluş Savaşı’na, selam olsun yazınsal gerçeklik ve yaratıyla yaşamımızı çoğaltan edebiyata… Alper Akçam
Gerçek Edebiyat
YORUMLAR