Dua / Şehla Aslan
En merhametli melek olan Azrail’e ithaf ediyorum
Genç, annesinin yine öğüt vermeye başlayacağını sandı, canı sıkıldı. Ama birden akşam gördüğü rüyayı anımsadı ve güldü.
“Rüyamda otomobilimi 160’la sürüyordum. Tam köprünün üzerinde beyaz sakallı bir ihtiyar bana el ediyordu...”
“İhtiyarın orada ne işi var?”
Annesi dikkati televizyonda olduğu için söylenenleri gerçek sanmıştı.
Evden çıkıp eski otomobiline doğru yürürken içinden, “Seninle birlikteliğimizin artık sonuna geliyoruz. Az kaldı. Tiflis’ten yeni otomobilimi almaya gideceğiz...” dedi genç. Annesi bir kap su ile kapıda duruyordu. Her otomobile binişinde sağ salim dönsün diye arkasında su dökmeyi adet etmişti.
Otomobilinin kapısını tam açmışken paçavralar içinde beyaz sakallı bir ihtiyar yaklaştı. Annesi ihtiyarı görmüyordu. Oğlunun otomobili çalıştırmasını ve uzaklaşırken arkasından su dökmeyi bekliyordu. Genç ise ihtiyarı bir yerden anımsıyordu ama kestiremiyordu. Cebini karıştırıp bozuk para buldu, çıkarıp ihtiyara uzattı. O anda tanıdı: Bu heybetli bakışlar gece rüyada gördüğü ihtiyarın bakışlarıydı!
Otomobiline binip gazlayarak bahçeden kurşun gibi fırladı. Sanki annesinin arkasından su serpmesini görmek istemiyordu, belki de engellemek istemişti. Aslında bir an önce, bu bet suratlı uğursuz ihtiyardan uzaklaşmak istiyordu...
Bir benzinciden durdu. Depoyu ağzına kadar doldurdu. Tiflis’e gidecekti. Benzincide herkes bu yakışıklı gence hasetle bakıyordu. Ancak yola çıkınca yarım saat sonra nedense yavaşladı. “Aslında bu durumda yola çıkamam. Kente dönüp dostlarla buluşayım, Tiflis yollarında geçireceğim bu iki günü eğlenerek geçireyim!”
Uygun bir yerde direksiyonu kırıp geri döndü. Radyonun sesini sonuna kadar açtı:
...Kader-beyaz alında sütle yazılmış yazı,
Kent girişindeki köprüye geldiğinde yan koltuğa bıraktığı cep telefonu çaldı. Bir eli direksiyonda çağrıya baktı; annesiydi. Kızıp gaza bastı, hızı arttırdı.
Küçük, kırmızı renkli spor bir otomobil hızla gelip yanında bitti. Direksiyonunda altını saçlı güzel bir kız oturuyordu. Bura insanlarına benzemiyordu. Gence dönüp dilini çıkardı ve öne geçti. Genç gaza ne kadar bassa da aradaki mesafe azalmıyordu. Birden hissetti ki otomobili aşağıya ırmağa doğru uçuyor. Göstergeye baktı; sona yaklaşmıştı nerdeyse ibre. Başını kaldırdı. Pencereden o tanıdık ihtiyarı gördü. Ellerini ona doğru uzatmış, "Hee, gel bakalım buraya... Bak şimdi akıllanmışsın. Sen daha otomobiline oturduğundan bu yana ben burada Tanrı'nın emriyle seni ateşte yandırayım diye bekliyorum!”
Otomobili daha nehre düşmemişti ama ihtiyarın kucağından çıkan ateşin sıcağı yüzünü saçlarını yakıyordu...
Bulutlar sanki bu emre uydu ve anında bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı. Havadaki otomobil dört teker üzerine nehrin kenarına düştü. Gencin kasketi yerinden oynadı. Okuldaydı. Teneffüste çok uzağa gitmişti. Zil çalmıştı, dönüp derse yetişmek istiyordu ama bir türlü yetişemiyor ve aynı yerde sayıyordu. Dehşet içindeydi!
Ayıldığında telefonun hâlâ çaldığını duydu. Şaşkındı. Otomobil niçin köprünün altındaydı? Aracı çimenlerin üzerinden yola doğru sürdü. Telefonu kulağına götürdü:
“Çocuğum, deminden beri çaldırıyorum, neden cevap vermiyorsun?”
“Ana, bu sabah arkamdan niçin su atmadın, ha!” demek istedi ama diyemedi. Gün boyu işinin rast gitmeyeceğinden korktu. En iyisi bir an önce yola koyulmaktı.
Annesi ise hâlâ telefonda konuşuyordu:
“Çocuğum, yola çıktıkta sonra geri dönülmez. Su konusunda ise rahatsız olma! Sabah öyle ters baktın ki kalakaldım, ama sen uzaklaşmaya başlayınca arkandan su döktüm, dua ettim: İlahi, yavrumu koru dedim. Sen de yolundan dönme yavrum, sağ salim gidesin!”
Şehla Aslan *
GERCEKEDEBİYAT.COM
Sabah bir an önce evden çıkmak için kahvaltı masasında çayından son bir yudum daha aldı. Annesi dağınık masada otururken televizyonun sesini açmıştı. Konuşmacının yeknesak sesi, "Yollarda yüksek hız can almaya devam ediyor ...” diyordu. Anne irkilip, "Irak olsun!" dedi.
Hünerin varsa gel ayır sen beyazdan beyazı...
Bu küçük anda yaşamı gözünün önünden geçti. Fakat kavradığı en önemli ayrıntı annesinin arkasından her su serpişinde bu alevlerin biraz sönmesi ve her duasında ihtiyar adamın birkaç adım geri atmasıydı. Yere düşmeye az kaldı, artık alev bir kıvılcım, ihtiyar ise ufacık noktaya dönüşmüştü. Keşke bu gün de annesinin duası ve suyu olsaydı!
Birden köprünün üstünü, ırmağı, çevredeki söğüt ağaçlarını, tüm evreni titreten bir ses yükseldi: "İlahi! Yavrumu koru".
*Bakü'de yaşıyor. Gazeteci.
YORUMLAR