Bulutlarda Karantina / Celal İlhan

news-details
Haberler

 

Onu, sportmen havası,yerli ve milli duruşu, usta işi yontu görünüşü değil, yay gibi kıvrık püsküllü kuyruğuyla bilir herkes. Kuyruğuna basılabileceğiniz havhavlardan değildir o. Dikleşmeden dik durmak, kuyruğu dik tutmak, önüne gelene meydan okumak doğasında var belli ki.

Ağır yürür, uluorta havlamaz, yoldan geçen otomobillerin arkasından koşma aptallığına çok seyrek başvurur. Başı da kuyruğu gibi hep yukarıdadır, kimseye yaltaklanmamasına, kendini okşatmamasına, ağar abi havalarına karşın, yine de seveni çoktur Bulut’un.

Cesareti, bölgesine girmek yanlışına düşen üç dört hemcinsinin tümüne birden,gözü kapalı saldıracak düzeydedir.

Bu kapışmalar,çevredeki meraklılarca, onlarca kez ilgiyle ve hayranlıkla izlenmiştir.

Yazlık sitemizin önünde yuvalanan Bulut, her yöne doğru en az iki yüz metre alanı eşleriyle birlikte başarıyla yönetir. O, sitemizin kötü niyetlerden, kem gözlerden koruma sorumluluğunu, bir kap yemek artığı ve gönül alıcı sesleniş karşılığı,istekli olarak üstüne almıştır.

Oldukça renkli hareminde kara, ak, sarı ve devetüyü rengindeki eşlerinin tümü bakımlı ve göz alıcıdır. Şimdiye kadar gördüğümce, kümesinde en az iki en çok dört dişisi bulunuyordu.Aile içi kavgalarına kimsenin tanıklık ettiğini sanmıyorum. Eşlerine dönük, örnek alınabilecek bir inceliği, sevecenliği ve kararlılığı vardır.

Bölgesine giren haddini bilmez kümelere doğrudan saldırmayan Bulut, önce dişilerini gönderir saldırgan haydutların üstüne. Kim bilir, belki de koruma içgüdüsüyle eşleridir erkeğinin ufak tefek kavgalara karışmasına izin vermeyen. Onlar dalaşırken şöyle uygun bir yerden izler olup bitenleri Bulut. Dişileri, yağmacıları kovdu kovdu, kovamadılarsa büyük bir hışımla dalar meydana.

On yıla yakın bir süredir, kısa aralıklarla da olsa yenilip, kuyruğunu kıstırıp bölgesini öteki haydut kümelenmelere terk ettiğini kimse görmemiştir.

***

Geçen yıl bir sabah Bulut’u boğazından, sırtından, paçasından, kulağından ağır yaralar almış, serildiği yerde inim inim inlerken görmüş büyük bir üzüntüye kapılmıştım. Kim yapmış, nerede ve nasıl bir boğuşma olmuş, karşı tarafta ölen yiten var mı hiç birini öğrenemedik. Bulutun yediği vurgun iki eşli dönemine denk gelmişti.

Yaralı olduğu sürece eşleri, çevresinden bir saniye bile ayrılmıyor, şeyhine hizmet eden müritler gibi her an hizmete hazır bekliyorlardı. Ayağa kalkması iki aya yakın sürdü. Bu süre içinde yattığı yerden beslendi Bulut. İyileşip eski haline kavuşması, püsküllü kuyruğunu yukarı kaldırıp efe efe dolaşacak duruma gelmesi ise neredeyse üç ayı bulmuştu.

Onu seven, izleyen birkaç aile, kışlık evlerimize gözümüz arkamızda döndük. Henüz tam sağlığına kavuşamadığını düşündüğümüz Bulut’un, yazlıkçıların neredeyse tümünün evlerini tek etmesiyle nasıl besleneceğiydi kaygımızın nedeni.

***

Bu bahar, sayısı dörde ulaşan dişileriyle birlikte, eskisinden daha yiğit, daha atak bir Bulut karşıladı bizi. Eşlerinden biri dört yavru yapmıştı. Buluta pek benzemeyen yavrular, site sakinlerince çok iyi beslendiler. İki hafta sonra sevmeye, dokunmaya doyamadığımız birer pamuk yumağı olmuşlardı. Yavruların geleceğini düşünmek hepimizi derinden kaygılandırıyordu.

Ama öyle olmadı. Bir ay gibi kısa sürede yavrular meraklılarınca kapış kapış edildi.

Doya doya sevemedik bile.

Kümeye yeni katılanlardan biri devetüyü yiğitçe orta yaşlı (altı-yedi yaşlarında) öteki kapkara kunduzlar gibi sevimli ışıl ışıl gözlü, zarif mi zarif bir tazeydi.  Bu genç Kunduzu tanımakta hiç zorlanmadım. Geçen yıl, kimsenin ilgilenmediği küçücük bir yavrucuktu. Görmeyeli topu topu sekiz ay olmuştu. Şimdi o küçücük yavru, serpilmiş hemcinsi her erkeğin peşine düşeceği, tutulabileceği bir genç olup çıkmıştı. Kunduzun, Bulut gibi güçlü bir erkeği seçmesi akıllı ve uzak görüşlü olduğunu da ortaya koyuyordu.

Kunduz nerede Bulut oradaydı. Öteki eşler, durumu anlayışla karşılamış, “olur böyle şeyler” der gibi onları rahatsız etmemek için hep uzaktan izliyorlardı iki sevgiliyi.

Bu durum haftalarca sürdü. İlişkileri, tutkuları şaşırtıcıydı.

Bir süre yazlığına gelmeyen bir komşunun bahçesine kapandılar. Bu yoğun ilişki döneminde Bulut’un ya da Kunduz’un çöp karıştırdığını, yiyecek dilenip evlerin önünde kuyruk salladığını gören yoktu. Olsa herkesten önce ben görürdüm. On beş gün sonra aklıma geldi aç ve susuz olabilecekleri. Yiyecek ve su koydum kapılarının önüne. Kalan üç eşi, Kunduzu kapattığı bahçe çevresinde kuş uçurtmuyorlardı.

Bu nasıl özverili bir ilişkiydi, hayranlık duymadım desem yalan olur.

Zaman içinde Kunduzla ötekiler, bir arada görünmeye başladılar ve kaynayıp karıştılar. Bulut da onunla özel ilişkisini soğutmuş, ötekilerle ne kadar yakınsa ona da aynı uzaklıkta bir duruş gösteriyordu.

Temmuz sonuna doğru işlerin iyi gitmediğini, Kunduzun guruptan ayrı dolaştığını, çokça kaşındığını görerek kuşkulanmaya başladım. İzledimse de ne olduğunu anlayamadım bir süre. Bahçe duvarının önüne koyduğum suluktan su içerken yakından bakma olanağı buldum ona. Uyuzdu Kunduz. Hem de hayli ilerlemişti hastalığı. Yüreğimin sızladığını, içimin burkulduğunu söylemeye gerek yok sanırım.

Buna bir çere bulmak herkesten önce bana düşerdi elbette. Belediye sorumlularını aradım, gelip görmelerini, onu sağaltmalarını istedim. Birkaç gün gecikseler de geldiler.

Geldiler ama Kunduz görünürde yoktu.

O yana bu yana seğirterek bulmaya çalıştımsa da bulamadım. Belediye sağlık ekibi bir şey yapamadan geri dönmek zorunda kaldı. Bir iki saat sonra kunduz görüş alanımdaydı. Daha birkaç hafta önce, ilişkilerini hayranlıkla izlediğim Bulut-Kunduz ikilisi, son günlerde birbirlerinden olabildiğince uzak duruyorlardı. Yalnız Bulut değil, ötekiler de yaklaşmıyorlardı Kunduza. İlginç olan Kunduzun da onlara yaklaşma çabası içinde görünmemesiydi. Dışlanmıştı yavrucak. Uzaktan, ailesini utanç içinde, başını kaldırmadan izlemesi, içime dokunuyordu.

Bulutların davranışında bir karantina hali vardı…

Ona özel yiyecekler sunuyordum, sanki benden de uzak durmayı seçmişti Kunduz. Sunularımı Bulut ve ötekiler tüketiyordu. Bir daha, bir daha çağırdım belediye ekibini. Geldiler ama Kunduz yine yoklara karışıyor, bulunamıyordu. Yirmi gün kadar sürdü bu izleme ve kaygılı bekleyiş. Artık Belediyecileri çağırmaktan da vazgeçmiştim. Son birkaç haftadan beri çok seyrek ortay çıkıyor, yürürken yalpalıyor, bir yere uzandığı zaman ise durmadan kaşınıyordu. Gövdesindeki kılların yarısı dökülmüş, kızıl etleri görünmeye başlamıştı.

Şimdi yok Kunduz...

Onun aramızdan ayrılarak sonsuzluğa geçtiğini düşünüyorum.

Yoğun duygular içinde, kısa bir bahar yaşadı.

Mutluluğu tattı, sevdalanmanın uçarılığıyla esridi günlerce.

Doğrusunu isterseniz ona çok da acımıyorum.

Kimi insanların gençliklerini, sevdalarını bu kadar bile yaşayamadığını düşününce içime bir sancı giriyor utanıyorum.

Celal İlhan
Gerçek Edebiyat

Sosyal Medyada Paylaş

author

Gerçek edebiyat

gercekedebiyat.com yazarı,

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..