-Bu yazıda geçen olay ve kişilerin gerçek olay ve kişilerle hiçbir ilişkisi yoktur.-             

Kimi yazarlar, anlattıklarıyla güncel yaşam arasında anlam ilişkisi kurulmasını önlemek amacıyla yazı girişlerine yukarıdaki açıklamayı koyma gereksinimi duyarlar. Böylelikle ortaya çıkabilecek yanlış(?) anlamaların önü alınmış olacaktı. Bu tür giriş notları konusu başlıbaşına bir araştırmayı gerektirmiyor mu? Hemen akla gelenlerden en ünlüsü, Balzac’ın “İnsanlık Komedyası” başlığı altında topladığı birbirinden çarpıcı romanlarının başında yer alır: “Her büyük servetin arkasında bir günah gizlidir.” 

Roman ya da öyküdeki olay akışının yazarın düş gücünden çıkacağı açık. Ama elbette o düş gücünü besleyen değişik kaynakların bulunması da son derece doğal. Anlatılanların hangi dönem ve toplumdaki olaylarla benzeşeceğini kestirmek olanaksız gibidir. Evrensel sanat yapıtlarının gücü bu ortak değerleri yakalayabilmiş olmasında değil mi zaten? Kendi çağını aşarak evrenselliğe ulaşabilmenin gizi burada olmalı.

İnsanın değişmeyen yapısını doğru okuyup yorumlayabilmek, onun zaman ötesi gücünü göstermesi bakımından iyi bir ölçüttür. O “doğru okumayı” yapabilecek birileri varsa her şeyi anlamak kolaylaşır. Başka deyişle, yazarın yapıtına yüklediği anlamın doğru olarak yerine ulaşması ana sorundur. Kuşkusuz, sözü edilen sorunun giderilmesinde yazar denli okura da büyük sorumluluk düşer.

Anlatının inandırıcılığına gelince…Yaşamın gerçekliği karşısında yazıyı sanal saymanın bir ölçüde aldatıcı olduğu görüşü uzun erimde yanıltıcı olabilir.  Sayfaların arasına sıkışmış binlerce kişilik, gerçek kimliklerin bir gün yaşam sahnesinden çekilip gitmesinin ardından daha kalıcı ve gerçek birer varlık olarak çıkar karşımıza. Adları sanları unutulup giden yakınımızdaki nice insanın yerine roman ve öykü kahramanları capcanlı dururlar öylece. Tıpkı çetebaşı Mac gibi, dilenciler kralı Peachum ve kızı Polly gibi. Tıpkı burada tümünü sayma olanağı bulamayacağımız yüzlerce romanın kişileri gibi.

Burada geçen adların kim olduğunu anlamak istemez mi insan?  

Bertolt Brecht’in 5 Paralık Opera’sını izleyenler bilir. Epik tiyatronun büyük ustasını andığımızda, onda can bulan insanları unutmak olası mı?

Tarihin büyük dönemeçlerini irdelediği de olur ama kimi zaman sıradanlıkların katı gerçekliğini vurur yüzümüze. Görmek istemediğimiz çelişkileri parlatıp çıkarır ortaya.

Ama hep insanı tanıtır bizlere.

Zayıflıkları, bencillikleri ve kuduran hırsları içinde yüzen insanları… Onları okudukça sayfalar arasından çıkıp bizlere katılırlar. Yakından tanış gibidirler. Şöyle ya da böyle her gün karşımıza çıkan yüzlerle benzerlikleri inanılmaz boyutta.. Ama bilinir ki onlar önce bir operanın, ardından da romanın sözleri arasına gizlenmiş kahramanlarıdır. Ve roman 1934 yılında yayımlanacaktır.

Dönelim yeniden yazılış yıllarına.

Birinci Dünya Savaşını bitirmiş Avrupa anakarası ikincisinin eşiğindedir. İngiltere’de geçen olay dizisindeki adlara gelince, onlar bir tür anti-kahraman sayılır. Başka değişle ne yakışıklı ve alımlı, ne iyi alışkanlıkları olan insanlar. Az yukarıda değinildiği gibi, birisi çetebaşı, öteki dilenciler kralı. Daha başkaları da yok değil. İçlerinde cana kıyıcılar, soyguncular, vurguncular ve benzeri eylemciler var.

Kısacası, toplumun alt kesiminden insan görünümleri sunuyor yazar bizlere. Öykümüz bunlarla başlayıp sona ermede.

Yüksek insanlar (!) işe karışmadan önce ötekilerin pek de güzel olmayan işlerle uğraştığını söylemiştik:

Ah keşke herkes iyi insan olsa,
Ama şartlar imkân vermiyor buna.”

(Beş Paralık Opera’nın finali.)   ( s.65)

Mac, toplum-dışı soygunculuk mesleğinin artık eskisi gibi verimli olmayacağının bilincindedir. Eski yaptıklarını bırakıp tacirliğe geçer Yanlarına aldığı yüksek (!) görevlilerle birlikte daha fazla birikim sağlayacakları ( siz onu vurgun vuracakları biçiminde okuyabilirsiniz) işlere yönelme zamanı gelmiştir artık. Saydığımız kişiler giderek daha büyük örgütler kurma çabasına girerler. Öyle ki, rahat çalışabilmek için devlet gibi olmak zorundadırlar.  Bulurlar bir yolunu. Parasal işlerini yürütebilmek için gereksinimi duyulan bir banka vardır artık önlerinde: “Millî Kredi Bankası”. Sahibi olarak yedi yaşında bir kız görünse de asıl yönetici perde gerisinde durur. Yedeğe alınan banka, kol kola girilen ortaklıkla işler büyür gider. (s.87)  Ucuza alınıp satılan gemiler ve onlarla yapılan ticaret işleri. Para kazanmanın, daha da çok kazanmanın formülünü bulmuş gözüküyor bu insanlar. Sıradan soygun yerine daha örgütlü işbirlikleriyle üst düzeyde edinimlerin yolu açılmış oluyor. (s. 35) Arada avukatlar ve yargıçların da göründüğü zenginleştirilen bir toplum kesiti içinde her şey usulüne uygun bir duruma sokuluyor “Bir banka soygunu, bir banka kurmanın yanında nedir?” (s.256) Böylesi ortamları halkın gözünden gizlemek için de en iyi çözümün savaş olduğunu bilir kitaptaki bizimkiler:

Savaşmaya onlar gittiler,
Ve bazı iyi kişiler,
Size cephede gerek dediler,

Sür kurşunu silaha
Onsuz gitme savaşa

Siz gidin cepheye
Silah yapalım sizlere

Marş silah başına
Vatan gitti düşmana
Analar, bacılar adına,
Din ve kral hayrına 
(s.33)

Çünkü savaşlar, büyük vurgunları gizlemenin, kitleleri uyutmanın en güzel yollarından biridir. Öyle değil midir gerçekten? Savaşlar hep kutsalın,  kralın ve/ya yöneticinin elini kuvvetlendirmek adına çıkarılmamış mıdır? Bunu söylerken, bizim kurtuluş savaşı gibi haklı olanları bir yana koymak gerektiği unutulmamalı elbette. “Politikayı düşünün! Savaş açılacağı zaman hep bir kılıf uydurulur. Hele devlet yönetimine el koymaların konusunu hiç açmayalım. Yapan hep devrilendir, devirenin hep tutarlı bir nedeni vardır!” (s.217)  O nedenler çok güzel sözcük oyunlarıyla süslenip salınır ortaya. Okuyanlar, dinleyenler gerçekten bir şey anlar mı söylenenlerden, bilinmez. Ama koca koca adamlardan geldiğine göre mutlaka doğru sayılır. Sonunda parlamentolarında oturan o kalıplı adamlarca yazılıp çizilmiştir işte. Macheath bir yerde şöyle konuşur: “Parlâmentoyu bir gak-guk etme yeri görecek kadar ileri gitmek istemiyorum; bu doğru değil, mutlaka değil. Parlâmentoda yalnızca konuşulmuyor, ticaret de yapılıyor. Orada her şeyin ticareti yapılıyor, beyni umutsuz bir biçimde yıkanmamış olan herkes görebilir bunu.” (s.360)

Epik tiyatronun büyük ustasının yazdıkları düşler evreninde geçen olaylar dizisi. Gerçekliğin katı ve çirkin yüzünü şiirsel bir kalıba dökerek sunmuş Brecht. Kirli düzenin lekelenmiş adamlarını görünürdeki büyük kalıplarından soyutlayarak tüm çıplaklığıyla okuruna sunarken bir kez daha çevremize dikkatle bakmamız gerektiğini öğütlüyor. Sanatta kendi toplumunu ve çağını aşarak evrenselliği yakalamak böyle bir şey olmalı.

*Beş Paralık Roman, Bertolt Brecht, (Türkçesi: Sevgi Soysal, Sinan Yayınları, İstanbul, 1972)

A. Celal Binzet

Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)