Bir aydından en çok ne beklenir derseniz yazdıklarında, eylemlerinde dolaysıyla düşüncelerinde tutarlılık derim. Oysa biz, Özal hükümetleri dönemi dahil, özellikle son on yıllık -Vedat Türkali'nin deyimiyle- "imam - müezzin" hükümetleri döneminde, nice aydın bildiğimiz, "büyük" bildiğimiz yazarın şairin kayıplara karıştığını "kaymalar" yaşadığını ibretle gördük, acıyla yaşadık.

"GEZİ DİRENİŞİ" AYDINLARIMIZ İÇİN TURNUSOL KAĞIDIDIR!

"Gezi direnişi"nden sonra iyice açığa çıktı ki Ataol Behramoğlu aydın çizgisini gerçek anlamda sürdüren en önemli şairlerimizden birisidir. Daha 1967'de 25 yaşındayken imza attığı "Yeni Gerçek Bildirisi"nde ne yazıyorsa onu yaşamı boyunca savunabilmiştir.

Böyle  kaç şair vardır?

Yeni Gerçek Bildirisi'nin dördüncü maddesi "Çağdaş sanatçının halkının bilinçlenmesinde sorumluluk yüklenen aydınların önünde bulunması gereği davranışımızın baş ilkesidir" anlayışına sonuna dek sadık kalmıştır. Yine "Gerici sanat kamplarına karşı" Halkın Dostları'nı çıkarırken Özkan Mert, Süreyya Berfe, İsmet Özel belki başka bir kulvara çoktan geçmişlerdir ya da aynı gençlik dinamiğini taşımıyorlardır ama Ataol Behramoğlu, Halkın Dostları'nın 2 Nisan 1970 tarihli (15-16 Haziran zamanları!) 2. sayısında yazdığı "Umutsuzluk Pusuda" yazısının bir yerinde, "Şimdilerde ağır bir tempoyla gelişir görünen faşist/emperyalist baskılar her an bir karşı devrimci diktatörlük biçimine bürünebilir. Bizler yeni koşulların doğurduğu yeni devrimci kuşak bir an bile gevşememek durumundayız." saptamasındaki duyarlılığına, sorumluluk bilincine hep sadık kalmıştır.

Ataol Behramoğlu, tam 43 yıl sonra da bir milim sapmadan benzer bir mücadele içindedir. En son (Temmuz 2013, Aydınlık Kitap) Sadık Albayrak'la konuşmasında şöyle demektedir: "Tayyip Erdoğan, şimdilerde artık pek çok kişi ve çevrece anlaşılmış olup dile getirildiği gibi, gerçek anlamıyla  başbakan filan değil, merkez sağın aymazlığı, sosyal demokrasi ve solun cılızlığı, emperyalizmin kumpasları ve yüzde on seçim barajı rezaleti sonucunda hayal bile edemeyeceği bir iktidarı ele geçirmiş olan, bir demokrasi ve cumhuriyet karşıtıdır. Tayyip Erdoğan gibi o sırada hiçbir devlet adamlığı titri bulunmayan birinin ABD başkanınca neredeyse cumhurbaşkanıymış gibi  kabul görmesi başka nasıl açıklanır?"

Bu düşünceleri "Yeni Gerçek Bildirisi"nden uzak düşünceler değildir; devamıdır.

Peki nedir Ataol Behramoğlu'nu her toplumsal dönemde etkili ve kendine güvenli kılan çizgi?

Ülkemiz dünyanın ilk antiemperyalist mücadelesi olan bağımsızlık savaşını vererek kurulmuş bir Cumhuriyettir. Devrimlerle örülen siyasi yapısı Aydınlanma devriminin Anadoluya uyarlanmasıdır. Devrimleri ilericidir ve savunulmalı, korunmalıdır. Sosyalist bir toplum ancak bu temel devrimlerin üzerine inşa edilebilir. Ne var ki İttihatçı İitilafçı gelenek hala sürmektedir. İki ana damardır. Emperyalizme Anadolunun kapılarını yeniden açan tüm sinsi ikili anlaşmalar "diktatörlük" denen tek parti döneminde değil çok partiye geçtiğimizde yapılmıştır. Bu anlamda ülkemizde faşizm de emperyalizm kaynaklıdır; gericilik (itilafçı damar) emperyalizmle işbirliği etmektedir.

Türkiye'de faşizmin emperyalizmden ayrı düşünülemeyeceğinin bilincinde olmak bile bir aydına, bir şaire, yazara büyük bir güç verir. "Gerici-ilerici" kavramlarının bilincinde olan hiç bir şair yolundan sapmaz.

Ancak bu bilinç tek başına yetmez. Yazar ve şairlerde olması gereken en önemli şey karşı gelme /  nefret etme duygusunu taşıyor olmalarıdır.

İşte Ataol Behramoğlu, düşünce eksenine, emperyalizmin oyunlarına hep tepki göstermeyi, onları açığa çıkarmayı, faşizmden ve her türlü gericilikten nefret etmeyi koymuş bir şairdir. Bunun karşısına da her türlü ilerici düşünceyi savunmayı, Aydınlanma değerlerinin, dolaysıyla Türk devriminin insanlığın ilerlemesindeki olmazsa olmaz önemini siper yapmıştır.

AKP iktidarlarının en karanlık günlerinde herkes susarken "canlı yayında" bile "27 Mayıs 1960"ın bir devrim olduğunu söyleyebilmiştir.

BEHRAMOĞLU ŞİİRİ

Şiiri büyük bir bilgelik ve halk sevgisi taşır. Aragon'un hümanizmasını, Eluard'ın, Neruda'nın bitmeyen yurt sevgisini, Lermontov'un özgürlük bilincini içselleştirmiş bir şiirdir. Ataol Behramoğlu, yaşayan Aragon yaşayan Pablo Neruda'dır. Bu büyük şiire Anadolu halkının yarattığı değerleri, büyük felsefeyi harmanlar. Ataol Behramoğlu şiiri  büyük bir şiiri barındırmaktadır.

1965'de yazdığı "Bir Gün Mutlaka" adlı şiiri "Bugün seviştim, yürüyüşe katıldım sonra " dizesiyle başlayıp, "Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey ithalatçılar, ihracatçılar, ey şeyhülislâm! /Bir gün mutlaka yeneceğiz! Bir gün mutlaka yeneceğiz! Bunu söyleyeceğiz bin defa! /Sonra bin defa daha, sonra bin defa daha, çoğaltacağız marşlarla / Ben ve sevgilim ve arkadaşlar yürüyeceğiz bulvarda / Yürüyeceğiz yeniden yaratılmanın coşkusuyla  / Yürüyeceğiz çoğala çoğala..." diye biter.

İşte bugün,  bunun için  aşağıdaki saptamaları yapabilmektedir. "Gezi Parkı" direnişine en sağlıklı tepkiyi gösterebilmekte, savunurken sahici olabilmektedir.

(Siz bir Yaşar Kemal'in, bir Orhan Pamuk'un, bir Murathan Mungan'ın ya da Elif Şafak'ın Türkiyenin bu muhteşem direnişine destekte yürekten ve samimi olduklarını düşünebiliyor musunuz?)

DOLU DOLU BİR GEÇMİŞ

Ataol Behramoğlu, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden 1966 yılında mezun oldu. Üniversite yıllarında daha ikinci sınıftayken 1962'de üyesi olduğu Türkiye İşçi Partisi'nin (TİP) örgütlenme çalışmalarına katıldı. Yaşamı boyunca neredeyse döneminin tüm dergilerinde yazdı. 1965-1971 arasında Papirüs, Şiir Sanatı, Yeni Gerçek, Yeni Dergi ve Halkın Dostları'nda şiirler yazdı. Ataol Behramoğlu'nun en önemli özelliği hemen hemen tüm Türk şairleri gibi düzyazılar yazmasıdır. Bugün Cumhuriyet gazetesinin en iyi yazarlarındandır. 

Behramoğlu, 1972'ye kadar Londra ve Paris’te yaşadı. Paris’te Louis Aragon ve Pablo Neruda ile tanıştı. 1971’de Paris’te Théatre de Liberté’nin kuruluş çalışmalarına katıldı.

Sovyet Yazarlar Birliği’nin davetlisi olarak 1972'de gittiği Moskova’da yaklaşık iki yıl kaldı. Bu dönemde Moskova Devlet Üniversitesi'nde stajyer olarak Rus Edebiyatı üzerine çalıştı, çeviriler yaptı.

1974'te af yasasından yararlanarak ülkeye dönen Behramoğlu, Muhsin Ertuğrul yönetimindeki İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda dramaturg olarak çalıştı. 1975'te kardeşi Nihat Behram ile çıkardıkları edebiyat-kültür dergisi “Militan” büyük ilgi gördü. 

1979'da Türkiye Yazarlar Sendikası genel sekreteri oldu. Rus aslıllı Ludmila Denisenko ile evliliğinden kızı Barış o yıl dünyaya geldi.

1982'de Barış Derneği kurucu ve yöneticisi olarak tutuklandı, on ay tutuklu kaldı. Cezaevinde bulunduğu sırada, Asya-Afrika Yazarlar Birliği 1981 Lotus Ödülü'nü kazandı. 1983'te 8 yıl hapse mahkum edildi. 1984'te ülkeden gizlice ayrılarak Fransa'ya gitti. Bir süre sonra pasaport verilmeyen ailesini de gizlice yurtdışına çıkardı.

1989 yılında kadar süren bu döneminde Paris Sorbonne Üniversitesi'nde Rus edebiyatı ve karşılaştırmalı edebiyat konularında lisansüstü çalışma yaptı. 1986'da Paris’te ressam Yüksel Aslan ile birlikte Fransızca Türk edebiyatı dergisi “Anka”yı kurdu ve yönetti. Birçok ülkede katıldığı toplantılarda konuşmalar yaptı, şiirlerini okudu. (Wikipedi bilgilerine gerek yok: Onlarca çeviri ve şiir kitabı, deneme/eleştiri kitabı yazdı.)

2008 yılında Rusya Federasyonunca "Uluslararası Puşkin Nişanı" verildi.

EN ZOR YILLARI

Bana göre Ataol Behramoğlu'nun en zor yılları 1995’den 1999'a kadar sürdürdüğü Türkiye Yazarlar Sendikası Genel Başkanlığı dönemidir. Çünkü dünyanın en zor işi yazar ve şairleri örgüt içinde tutmak ya da böyle bir çalışmada başarılı olabilmektir!

Ataol Behramoğlu yaşarken efsane olmuş bir şairimizdir. Türk şiiri, Türk edebiyatına katkıları sonsuzdur. Bir aydın olarak Türkiyenin ilerici damarıdır. AKP iktidarına karşı tereddütsüz mücadelesi Aydınlanma mücadelesini sürdürmekle görevli bir aydının eşsiz örneğidir.

(Alçakgönüllülüğü, 70'ine gelmiş bu edebiyat adamımızı bize hala "Militan"daki genç olarak göstermektedir. Profesör olduğunu çoğu insan bilmez ile.)

Kadıköy 1. Gazdanadam Festivali'ndeki konuşması tarihe yazılmıştır.

Ataol Behramoğlu'nun Sadık Albayrak'a söylediği gibi: "Sadece iyimser değil, militan iyimseriz…  Diktatörü ve kötülük düzenini alaşağı edeceğiz…" 

Ahmet Yıldız

(Bağımsız dergisi, 20 Temmuz 2013)

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)