Ve Zerdüşt böyle buyurmasa da
vurulur arkadan düşer mayıs sabahı
cümbüşüne başlar Batı
şimdi diz çökünüz hepiniz
daha önce yapmadığınız bir içtenlik içinde
           yere göğe tanrınıza dua ediniz
gaz odaları
                   siyanür dumanları
                                                   çiftleşme haraları
senin aşkına hep ey Ruh-ül Kudüs
insan aklanır mı bir daha
gökyüzü bu denli kirlendikten sonra…
 
Ve Polones köylerinde çalınan çanlar
Varşova’sına ağıtlar yakar
yasaklanmış gözyaşlarını yüreklerine akıtır
özgürlükte boy vermiş boy boy ağaçlar             
yarı yumuk gözlerinde düşlerini saklar ölü
doğdukları toprak öldükleri topraktan çok uzak
büyüdükçe büyür beyazın kirlenen yüzü…
 
Ve gamalı bir haç kazınır
Meryem Ana’nın kızoğlan-kız memesine
ne buyurulur şimdi Viyana Valsi’ne
burjuva kokulu melez lâle
ve onlar için vatan her yer
sallanır kulak uçlarında iri küpeler
araba gıcırtısı
                    köpek havlaması
                                            ay ışığı
teflerin şıngırtısında kıvranır dişi gölge
uzanır çeribaşının kıllı eli terli bele
çingene… çingene… çingene…
bu Macar Rapsodisi doğanın sesi
notalarında binlerce sevi
şimdi nerde o çigan geceleri
paprika dudaklı yosma Tuna
bir türlü anlayamaz Anna Frank
ayva tüylü Yahudi kızı suçu ne… 
 
Ve kartondan bir başka Eyfel yükselir
Parisli Eyfel’den türeme
tek günahı yaşamak göklerde özgürce
şarapsız gözlerini kaçırsa da küf kokulu kafeler
Sen Nehri  boyunca şapka kaldırır izmaritine
çiçekleri solmuş pezevenkler
kapatır çıplak yerlerini Milo Venüs’ü
utancından örter yüzünü…
 
Ve Londra’nın sisli bulvarlarında
aydınlanır Britanya’nın sömürge anıtları
made in Germany markalı güneşler altında
evet lordum sütünüz hazır
az daha domuz salamı
siyah havyar Gouda peyniri
orda duvarda Dorian Gray’in portresi
kendi kendine yaşlanır yaşamadan…
 
Ve İtalyalı bir Donkişot
dudaklarında metresinin sıcağı
saldırır yeldeğirmenlerine elinde paslı kılıcı
           
-Habeşistan zengindir ve İtalya dağlık-
Etna kahrından ateş kusar
yasa batar Venedikli gondollar
gene eğri durur Pisa Kulesi
güneş parçası Sicilyalı kadınlar
kaçamak öpülerde yaşasa da Akdeniz’i
serenatlar uyarmaz balkon çiçeklerini
sakallarını yolar Mikelanj’ın Musa’sı
taşlaşır durduğu yerde… 
 
Ve Harem sarhoşu Osmanlı Beyleri                 
 sabah namazı üstüne içer okkalı kahvesini
 kentin göbeğinde göz göre göre kazığa çakılır
 özgürlüğün gizli sesleri
 Bosnalı gelin gelinliğini parçalar gerdek gecesi
 tazeletir nargilesini şadırvanlı salonda
 geceler boyu uyku tutmayan Uçbeyi
      Balkan Dağları’nda melez türküler söylenir şimdi
 
Uzolu sirtakili delişmen Akdenizliler
ertelerler sonsuz yaşamlı güneşlerini
ölüm halayına başlar Grek Direnişçileri

kızgın namlular önünde bayram sanki
baldıran zehirinden de acı Baba Sokrates
Bavyeralı çavuşun yılışkan gülüşü
görmezlikten gelir Olimpos’un sarhoş tanrıları…
 
Ve büyür top gürültüleri Rusya stepleri büyür
tanrısını arar topraklarda unutulan mujik           
Moskova ne çok uzak şimdi Moskova sırtlarında   
kış büyür
                 kar büyür
                                     ölüm büyür
donuk gözlerle bakar Volga
 
gözlerde donan gözyaşlarına
ölür BATI GÜNEŞİ doğmaz bir daha…  
 
Sabahattin Yalkın
GERCEKEDEBİYAT.COM


ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)