Azerbaycan (sosyalist) Tebriz Milli Hükümeti ve Cafer Pişeveri'nin hazin hikayesi (1945-46)

Hepimiz 'Mahabat Kürt Cumhuriyeti'ni ezbere biliriz ancak aslında bu cumhuriyet Seyit Cafer Pişeveri'nin 1 yıl yaşatmayı başardığı Sosyalist Azerbaycan Milli Hükümeti'nin bir parçasıydı. Azerbaycan Milli Hükümeti ve Seyif Cafer Pişeveri'nin hazin hikayesini akademisyen Dr. Arif Keskin yazdı.

news-details
Akademik

                           

GİRİŞ 

İran ve dünya siyasi tarihinde “Azerbaycan Krizi” (Bohran-e Azerbaycan) olarak adlandırılan olay, Azerbaycan Milli Hükümeti’nin kod ismidir. Başkenti Tebriz olarak belirleyen Azerbaycan Milli Hükümeti (1945-46) küresel sistemi nitelik değişimine zorlamıştır. Azerbaycan Milli Hükümeti Orta Doğu’da ve dünyada ABD’yi daha aktif politika üretmeye itmiştir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’nin SSCB karşıtı aktif politika üretmeye kalkışması ”Soğuk Savaş”ın başlaması ile sonuçlanmıştır. Azerbaycan Milli Hükümeti, Soğuk Savaşın ortaya çıkmasını tetiklediği gibi bu sürecin ilk somut güç çekişme alanı olmuştur. 

Azerbaycan Milli Hükümeti’nin küresel nitelikteki önemi, onun yorum ve çözümleme çalışmalarını da zorlaştırmıştır. SSCB’ye yakınlığı ile bilinen Azerbaycan Milli Hükümeti hakkında tarafsız rapor ve çalışma bulmak ciddi şekilde zordur. 1945’ten günümüze kadar Azerbaycan Milli Hükümeti hakkında yazılar Soğuk Savaş mantığı ve zihniyeti çerçevesinde yazılmıştır. Soğuk Savaşın yaratığı sert, dışlayıcı ve komplocu politik ortamı çerçevesinde Azerbaycan Milli Hükümeti’nin kuruluşu “SSCB’nin komplosu” olarak değerlendirilmiştir. 

Soğuk Savaşın bitmesinin ardından Azerbaycan Milli Hükümeti hakkındaki yargı değişmeye başlasa da söz konusu siyasi oluşumun ortaya çıkmasında etkili olan iç ve dış faktörlerin etkisi doğru ve tarafsız şekilde yorumlanmamıştır. Azerbaycan Milli Hükümeti, bütün büyük ve tarihi niteliği olan siyasal ve sosyal olgular gibi çok çeşitli faktörlerin etkisi sonucu doğmuştur. Milli Hükümet’in ortaya çıkmasında hem küresel sistemde gerçekleşen olaylar hem de ülke içinde cereyan eden siyasal, ekonomik toplumsal ve kültürel faktörler etkili olmuştur. Başka bir ifade ile Milli Hükümet, küresel sistemdeki trendler ile ülke içinde süreçlerin anlamlı bütünleşmesi ve birleşmesinden doğmuştur. Yazımızın amacı yukarıda belirtmeye çalıştığımız hususlar -küresel sistemdeki trendlerin ülke içinde faktörler ile anlamlı bütünleşmesi- ışığında Milli Hükümet’in doğuşunu analiz etmektir.

RIZA HAN İKTİDARI ve AZERBAYCAN POLİTİKASI

Kaçarlar döneminde (1780-1924)   Azerbaycan, İran’ın ticaret ve sanayi merkezi olarak tanınıyordu. Azerbaycan ekonomik alanda birinci güç, siyasi alanda ise ikinci merkez konumundaydı. Tebriz, başkent Tahran’dan sonra İran’ın ikinci siyasi ağırlığı olan kenti sayılmaktaydı. Fethali Şah döneminden itibaren Tebriz, veliahtların oturduğu bölge olmuştu. Bu durum, Tebriz’in çağdaş tarihteki siyasal ve ekonomik önemini ortaya koymaktadır. Tahran’da olduğu gibi Tebriz’de de bir saray bulunmaktaydı ve sarayın varlığı Azerbaycan’ın yabancı ülkeler nezdindeki önemini artırmaktaydı. Diğer taraftan sarayın varlığı Tebriz’in başkentin siyasal sürecindeki etkisini artırmıştı. Nitekim Abbas Mirza, Müzefferudin Şah ve Mehmet Ali Şah, kendi veliahtlık dönemlerinde Tebriz’de vali olarak çalışmışlardı.[1]

Azerbaycan Démokrat Firqesi'nin Qurucusu Cefer Pişeveri 

Güney Azerbaycan’ın jeopolitik konumunun ve dönemin siyasal koşullarının etkisiyle dış ticaret ciddi gelişme göstermişti. Bu dönemde İngiltere, İran’ın güney sınırını kontrol etmekte olduğundan bu sınır ticaret yoluna kapatılmıştı. İran’ın doğu sınırları Afganistan’a açıldığından ticarete uygun değildi.[2]Dolayısıyla İran’ın en önemli ticaret bölgesi, Azerbaycan eyaletiydi. Hem Rusya hem Osmanlı ile sınırı olan Azerbaycan’da tüccarların her iki ülke ile önemli ticari ilişkileri vardı. Bu durum, Tebriz’de ticaretin gelişmesine neden olmuştu.[3]

Azerbaycan’ın İran siyasal ve ekonomik hayatındaki önemi, Rıza Han Pehlevi’nin 1924’te iktidara gelmesi ile değişmeye başlamıştır.  Kendisini “Pers Kralı” olarak ilan eden Rıza Han ordunun, iktisadın ve toplumun bütün güç odaklarını denetimine almıştır. Rıza Han 1926 yılından sonra (saltanat töreninden sonra) devlet mekanizmasını bütünüyle kendisine bağlamıştır.[4] Rıza Han’a direnç gösteren partiler ve politikacılar susturulmuşlardır. Rıza Han 1927 yılında partileri yasadışı ilan ederek siyasileri tutuklamaya başlamıştır. Aşırı baskıcı yöntemler uygulayarak toplumun direnç gösteren kurumlarını çökertmiştir. Hasan Modderres, Kaçar hanedanına mensup olan Muhammed Musaddık ve Hasan Pirniya gibi ünlü siyasiler meclisten uzaklaştırılmıştır. Rıza Şah, iktisadî faaliyetleri de kendi elinde toplamıştır. Rıza Şah döneminde kurulan fabrikalar ya Şah’ın özel mülküdür veya ortaklığında kurulmuştur.

Rıza Han sadece siyasi ve iktisadi yapıyı değiştirmekle yetinmemiş, ülkenin toplumsal, kültürel ve etnik yapısını da değiştirmeye yönelmiştir. O, göçebe aşiretleri zorunlu iskâna zorlamıştır. “Tahta Kapı” politikası olarak adlandırılan bu politikaya direnen bütün aşiretler çok kanlı bir şekilde itaate zorlanmıştır.

Rıza Han kültürel farklılığı ortadan kaldırmak ve Farslaşmayı geliştirmek için 1927’de “Düşünce Geliştirme Kurumu”nu kurmuştur. Bu kurumun görevi kültürel farklılıkları ortadan kaldırmak ve türdeş bir milli kimlik oluşturmaktı. O,Fars kimliği temelinde İran ulus-devlet anlayışını yaygınlaştırmaya çalışmıştır. Bu amaç merkeziyetçi bir devleti ve türdeş bir halkı gerektirmekteydi. Bu gayenin tahakkuku için Rıza Han çeşitli etnik kimlikleri inkâr politikasını benimsemiştir. Modern İran’ı kurmayı amaçlayan Rıza Han Fars milliyetçiliği anlayışına sarılmıştır. “Onun modernleşme için kullandığı araçlar dinsizleştirme, kavimcilikle mücadele, Fars milliyetçiliğini yayma, eğitim sistemini geliştirme ve devlet kapitalizmidir”.[5]

Rıza Han iktidara geldikten sonra Tebriz’in ve Azerbaycan’ın sahip olduğu bütün güç ve ayrıcalıkları geri almaya çalışmıştır.Onun aşırı merkeziyetçi zihniyetinden kaynaklanan politikalarla Azerbaycan’ın merkezî yönetimdeki siyasi etkinliği kırıldı. Tebriz, siyasi etkinliğinin kırılmasının ardından ekonomik alanda güç kaybetmeye başladı. Türkiye ve Kafkas sınırlarının kapatılması Güney Azerbaycan ekonomisine zarar vermiştir. Nitekim bu politikanın sonucu olarak esnaf Tahran’a göç etmek zorunda kalmıştır.[6] Rıza Han iktidara geldiğinde İran’ın diğer bölgeleriyle kıyaslandığında Azerbaycan gelişmiş bir sanayi merkezi konumundaydı.[7] Rıza Han’ın hedefi Azerbaycan’da olan sanayi ve iş merkezlerini ya Tahran’a çekmek ya da yok etmekti. Tahran’ın ekonomik merkez olması Azerbaycan’da işadamlarını yoksullaştırmış ve Tahran’a göç etmek zorunda bırakmıştır. Rıza Han’ın politikası sonucu kitlesel yoksulluk ortaya çıkmış ve Azerbaycan halkı ekonomik bakımdan çok zorlu bir döneme girmiştir. Chon Foran sözü edilen tarihi gerçekleri “Rıza Han’ın politikaları neticesinde Tahran’ın gelişmesi ve kalkınmasına karşın ticaret ve tarım zengini olan Azerbaycan fakirleşti” ifadesi ile özetlemektedir.[8] Azerbaycan’ın merkezi devlet tarafından bilinçli ve planlı olarak yoksullaştırılması politikası Tahran basınının da dikkatini çekmiş ve çeşitli itiraz yazıları yazılmıştır.[9]

Modernleşmeyi İran’a taşıyanlar Azerbaycan Türkleri olmuştur. İlk modernleşme çabası Abbas Mirza tarafından Azerbaycan’da gerçekleşmiştir.[10]Nitekim ilk modern okulun,basım ve gazetenin ortaya çıkışı Azerbaycan’da gerçekleşmiştir.[11] Söz konusu modernleştirici dinamiklere bağlı olarak Azerbaycan’da geniş bir aydın kesim oluşmuştur. Azerbaycan Türkçe'sini seven ve bu dilde edebî çalışmalarda bulunan aydınlar çıkmıştır. Rıza Han’ın kültür politikası ise, Azerbaycan Türk Dili’nin ve kültürel hayatının mahvedilmesine yönelmişti. Rıza Şah’ın zamanında Türkçe konuşmak yasaklanmıştı. Bu yasağın kapsamı o kadar geniş tutulmuştu ki, yas meclislerinde dahi Türkçe ağıt söylemek suç olmuştu.

Türk Dili’nin mahvına yönelik büyük bir kültürel ve psikolojik savaş başlatılmıştı.[12] Kaçarlar(1780-1925) döneminde Azerbaycanlı olmak bir ayrıcalık olmasına karşın, Pehlevi döneminde Azerbaycanlılık özellikle Türklük aşağılık konumuna getirilmeye çalışılmıştır.[13]Söz konusu kültürel-psikolojik savaş Azerbaycan Türklüğünü milli kimliğinden uzaklaştırmayı amaçlamıştır. Türklük aşağılanırken aynı zamanda Azerbaycanlıların Türk olmadığı vurgulanmıştır. Azerbaycan Türkleri, bir yandan Türkçe konuştukları için aşağılanmışlar öt yandan etnik olarak Ari oldukları savı ile yüceltilmişlerdir. Bu ikili ve karmaşık politika, eş zamanlı “aşağılama-yüceltme” politikası olarak nitelenebilir.[14]

Tahran bu aşağılama-yüceltme politikasını eğitim sistemine de yerleştirmiştir. Baskıcı uygulamaların temel amacı, Güney Azerbaycan Türklüğünü psikolojik ve kültürel olarak asimle etmektir. Azerbaycan Türklerine getirilen Farsça konuşmak zorunluluğu dışında, Türkçe yer, bölge ve insan isimleri değiştirilmiş ve Türkçe isim koymak yasaklanmıştır.

 

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI ve İRAN’IN İŞGAL EDİLME SERÜVENİ

Rıza Han’ın politikalarının İran’da ekonomik, siyasal, toplumsal ve kültürel sorunlar yarattığı bir dönemde, 1939’da, İkinci Dünya savaşı gerçekleşti. İkinci Dünya Savaşı, İran’ın hem iç siyasi sistemini hem de küresel sistemdeki konumunu değiştirdi. Savaş, İran ekonomik hayatını çok olumsuz etkileyerek halkın fakirleşmesini sağladı.[15]

İran, İkinci Dünya Savaşı başladıktan hemen sonra bildiri yayınlayarak tarafsızlığını ilan etmiştir.[16]Bununla birlikte Rıza Han’ın Almanya ile yakın olma isteği bilinmekteydi.Rıza Han, Hitler’in “Arı ırkın üstünlüğü” söylemini ciddi şekilde beğeniyordu. Bu nedenle 1933’ten, yani Hitler iktidara geldikten sonra İran-Almanya ilişkileri büyükgelişme göstermiştir.[17] İran-Almanya yakınlaşması Rusya’yı ve İngiltere’yi rahatsız etmekteydi. İran, savaş sırasında tarafsızlık politikası ilan ederek bu rahatsızlığı daha fazla körüklemek istemediğini göstermiştir.

İran dünya ile olan ilişkilerinde denge politikası yürütmeye çalışsa da İkinci Dünya Savaşı’nın seyri İran’ın kaderini alt üst etmiştir. Almanlar, SSCB ordusunu yenerek Rusya topraklarına girmeyi ve o topraklarda ilerlemeyi başarmışlardır. Almanların bu başarısı İngiltere’yi harekete geçirmiştir. İngiltere, Ruslara yardım edilmesi gerektiğini ve bu yardım için en iyi ve güvenilir koridorun İran olduğunu düşünüyordu. İngiltere ve Rusya bu konuda anlaşarak İran’ı işgal etmeyi kararlaştırdılar. 25 Ağustos 1941’te İran’ın kuzey bölgesi Rusya, Güney bölgesi ise İngiltere tarafından işgal edildi.İran’ın işgalinin, Rusya-Almanya savaşında Rus ordusuna silah,sağlık ve gıda ulaştırmak amacı ile gerçekleştirildiği bildirdi.

Müttefik güçlerin işgal girişimine karşı ne İran ordusu ne de halk direniş gösterdi. Söz konusu durum Rıza Han’ın kendisini de şaşırtmıştı. İşgal meselesi Rıza Han Pehlevi’nin halk nezdinde meşruiyetinin ve tabanının olmadığını açıkça göstermiştir.[18]Müttefikler,  Rıza Han’dan ülke içindeki Almanların görevlerine son verilmesini ve sınır dışı edilmelerini istediler.  Rıza Han, bu isteği yerine getirmediği gerekçesi ile 1941’te iktidardan uzaklaştırıldı. Yerine veliahdı olan oğlu Muhammed Rıza Pehlevî getirildi.[19]

 

RIZA HAN’IN DEVRİLMESİ ve AZERBAYCAN

Rıza Han işgal güçleri tarafından iktidardan uzaklaştırıldı. Onun devrilmesinden sonra ülkede toplumsal ve siyasal değişimler gerçekleşmiştir. Değişimlerin en önemlisi özgürlükler alanında olmuştur. İşgal altındaki İran, özgürlükçü bir İran olmuştur. Siyasi mahkûmlar serbest bırakılmıştır. Basına yönelik sansür kaldırılmış, siyasal ve toplumsal örgütlenmeye müsaade edilmiştir.

Aşırı merkeziyetçi Devletin çöküşü toplumun genelinde bazı isteklerin ve çatışmaların siyasal alana taşınmasına neden olmuştur. Bütün diktatörlerin yıkılışının ardından ortaya çıkan siyasi olaylar İran’da da kendini göstermeye başlamıştır. Hesaplaşma ve ifşa süreci başlamıştır.20 yıl boyunca sessiz kalan basın sert dille Pehlevîleri yargılamaya başlamıştır.[20] İran toplumu radikal siyasal ve toplumsal hareketler için hazır hale gelmiştir. Radikal siyasal ve toplumsal eğilimlerin ve isteklerin temeli Rıza Han’ın kurduğu despot siyasal ve toplumsal yapı içinde doğmuştur. Rıza Han döneminde temelleri pekişen çatışmalar üç alanda-sınıfsal, milliyetçi (etnik ve dilsel) ve dinsel-patlak vermiştir.[21]

Rıza Han’ın gidişini müteakip Güney Azerbaycan’da çok geniş siyasal hareketlilik yaşanmaya başlamıştır. Nıkkı R. Keddıe bu dönemdeki Güney Azerbaycan’ı şu cümlelerle ifade etmektedir: “Rıza Han’ın devrilmesinin ardından en güçlü isyanlar İran’ın kuzeyinde yerleşen Azerbaycan eyaletinde gerçekleşmiştir. Azerbaycan’ın sol ve radikal eğilimlere yatkınlığının tarihi kökenleri vardı. Azerbaycan’ın merkezi yönetimden olan hoşnutsuzluğu ve rahatsızlığı çok derin idi. Azerbaycan, İran ’in diğer eyaletlerinden daha fazla vergi ödemek zorundaydı ancak ödediği vergilerden yararlanamıyordu. Azerbaycan’da Türk dili okullarda eğitilmiyordu ve resmi yazışmalar da kullanılması yasak olmuştu. Fars dilini Azerbaycan halkına dikte edilmesi rahatsızlık ve hoşnutsuzluk doğurmuştu”.[22]

Rıza Han’ın devrilmesinin ardından Azerbaycan’da etnik ve dilsel sorun ön plana çıkmıştır. Azerbaycan’ın politik hayatında milliyetçilik söylemi başat ve belirleyici söylem haline gelmiştir. Azerbaycan’da kurulan partiler ya milliyetçi partiler veya milliyetçi sloganları ve söylemleri önemsemek zorunda kalan partiler olmuşlardır.[23]

Rıza Şah devrildikten sonra "Cemiyet-e Azerbaycan" adlı teşkilat oluşturulmuştur. Bu teşkilat Ali Şebesterî ve İsmail Şems tarafından kurulmuştur.[24]Teşkilat yarı Türkçe ve yarı Farsça olan  "Azerbaycan" adlı bir gazete çıkarmaya başlamış, kültürel çalışmalarda bulunmuş ve Türk dilinde tiyatro eserleri sahneye koymuştur. "Cemiyet-e Azerbaycan" altı ay sürmüş ve Tahran’ın baskısı ile cemiyet dağıtılmış, "Azerbaycan" gazetesi ise kapatılmıştır. [25]

 Cemiyet-e Azerbaycan, Azerbaycan'ın temel sorununun milli olduğunu söylüyordu. Bütün dinsel ve bölgesel (köy, kent) farklılıklarının bırakılarak Azerbaycanlı kimliği altında birleşilmesi gerektiğini ileri sürüyordu. Cemiyet-e Azerbaycan’ın düşüncesine göre Azerbaycanlılar Fars değildir. Nitekim kendilerine özgü dilleri ve kültürleri vardır. Azerbaycan'da okullar ve idarî işlemler Azerbaycan dilinde olmalıdır. [26]

 Azerbaycan Cemiyeti’nin yanı sıra başka siyasi teşkilatlar da ortaya çıkmaya başlamıştır. Azerbaycan Emekçiler Teşkilatı (Azerbaycan Zehmetkeşler Teşkilatı) Azerbaycan Milli Hareketi açısından çok önem ifade etmekteydi. Bu teşkilat Ocak 1942’te kurulmuştur. Bu teşkilatın yayınladığı ilk bildiride Eyaleti ve Velayeti Encümenlerin kurulması istenilmişti.[27] Azerbaycan Emekçiler Teşkilatı kısa süre içinde çok büyük güç ve nüfuz kazanmayı başarmıştır. Söz konusu teşkilatın sadece Tebriz kentinde 10 binden fazla üyesi olmuştur.Bu teşkilat çok çeşitli kulüpler kurarak halk arasında geniş tebligat işini yürütmüştür.[28]  Azerbaycan Emekçiler Teşkilatı’nın başarısı milliyetçi söyleme sahip olmasından kaynaklanmıştır. “Azerbaycan Cemiyeti ve Emekçiler Teşkilatı bir çok konuda farklı görüş ve bakış açısına sahip olsalar da Azerbaycancılık (Azerbaycançılık) konusunda ortak tutum ve bakış açısına sahiplerdi. İki teşkilatın Azerbaycancılık meselesinde bakışı açıları bir birleri ile örtüşüyordu.[29]

Bu dönemde Azerbaycan’da faaliyet gösteren diğer önemli teşkilat Tudeh Partisi (Hezeb-e Tudeh) olmuştur. 1941’de Rıza Han’ın sürgüne gönderilmesinin hemen ardından Tudeh Partisi kurumuştur.Komünist ideolojiye sahip olan Tudeh Partisi, Süleyman Mirza İskenderî liderliğinde ve İran çağdaş tarihinde 53 Kişi olarak bilinen grubun 27 üyesi tarafından kurulmuştur.[30] 1941’de kurulan Tudeh Partisi aynı yıl içinde ilk il teşkilatını Azerbaycan’da örgütlemiştir. Tudeh Partisi, Azerbaycan’da siyasal ve toplumsal seferberlik yaratacak güce sahip olmamıştır ve olacak potansiyeli de söz konusu değildi. Çünkü Azerbaycan’daki siyasal dinamikler milliyetçi ve Azerbaycancı hareketlere daha fazla yatkınlığı vardı.[31]

Nitekim Azerbaycan’daki milliyetçi eğilim Tudeh Partisi’nin Azerbaycan il teşkilatını da ciddi şekilde etkilemiştir. Söz konusu durum Azerbaycan teşkilatı ile merkez arasında Azerbaycan meselesi konusunda görüş ayrılığını doğurmuştur. Azerbaycan’daki Tudeh Partisi’nin İl Teşkilatı, Tahran'dan farklı olarak, etnik ve dilsel farklılıkları öne sürmeye çalışıyordu. Milli sorun konusunda Tebriz ve Tahran arasında fikir birliği yoktu. "Tebrizlilere göre İran çok etnikten oluşan bir ülkedir. Tahran'a göre ise İran milleti bölünmez bir bütündür." Tebriz Tudeh Partisi’ne göre, Azerbaycan dili Azerbaycanlının farklı bir milliyetten olduğunu gösteriyordu. Buradan hareketle Azerbaycan'a kendi kendisini yönetme hakkı ve eyalet meclisini kurma izni verilmeliydi. Azerbaycan Tudehlileri, Güney Azerbaycan’da Azerbaycan dilinin eğitimde, mahkemede, devlet dairelerinde resmi dil olmasını istiyorlardı. Tahran' daki  Tudeh Partisi Genel Merkezi ise, Azerbaycan Türkçesini bir lehçe olarak görüyor ve bu isteğe muhalefet ediyordu.[32]

 

AZERBAYCAN DEMOKRAT PARTİSİ ve SEYİT CAFER PİŞEVERİ

Güney Azerbaycan’daki toplumsal istekler ve eğilimler, siyasal ve kültürel elitlerin siyasal söylemleri, bütün toplum katmanlarını kapsayacak ve Azerbaycan’daki milliyetçi istekleri dile getirecek bir partinin kurulmasını tarihsel bir zorunluluk olarak ortaya çıkarmıştır.Kurulan partiler beklenilen hedefleri ne gerçekleştirmek istiyorlardı ne de gerçekleştirecek kapasiteye sahiplerdi. Güney Azerbaycan'da bütün koşullar milli devrim için hazırdı. Bu dönemdeTahran gazetelerinin birisi Azerbaycan’daki siyasal durumu  “Azerbaycan karışık ve devrim için hazırdır”şeklinde ifade etmektedir.[33]

Azerbaycan’ın milli bir parti arayışı içinde olduğu dönemde S. C. Pişeverî ve Ali Şebesterî arasından geçen diyaloglardan ve yazışmalardan sonra,  Pişeveri "Ajir" gazetesini bırakarak Tahran’dan Tebriz'e gelmiştir. Seyit Cafer Pişverî’nin Tebriz gelmesi ile Güney Azerbaycan tarihinde yeni bir sayfa açılmıştır.

seyit cafer pişeveri ile ilgili görsel sonucu

Seyit Cafer Pişverî,Azerbaycan Türklerinin yetiştirdiği en önemli siyasi ve ideolojik liderlerinden biridir. Seyit Cafer, Halhal kentinde Zaviye-Sadat köyünde doğmuştur. Köylerdeki yaygın ekonomik sıkıntılar Pişeverî ailesini de göçe zorlamıştır. 1905 yılında Pişeverî ailesi Bakü'ye göç etmiş ve Bakü’nün Bülbüle köyünde yerleşmiştir. Pişeverî, Kuzey Azerbaycan'da gerçekleşen siyasal ve ekonomik gelişmelerden büyük oranda etkilenmiştir. Bakü'de "İran Adalet Partisi"ne katılmış, "Himmet" adlı sosyal demokrat grup ile ilişki kurmuştur. Pişeverî, "İttihat" okulunda öğretmen olarak görev yaparken "Açık Söz", "Azerbaycan" ve "Himmet" gazetelerinde yazılar yazmıştır.[34] 1918 yılında Bakü’de Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti kurulmuştur. Bu dönemde Bolşeviklere yakın olan Pişeverî, Adalet Partisi genel merkezinin onayı ile Bakü’de "Hürriyet”gazetesini çıkarmaya başlamış, daha sonra partisinin talimatı ile Gilan'a gitmiştir. 1920 yılında Gilan’da Bolşeviklerin ve İranlı komünistlerin yardımı ile Molla Mirza Kuçek Han-ı Jengeli, Sosyalist Gilan Cumhuriyeti’ni ilan etmiştir. Pişeverî Gilan Cumhuriyeti'nin dışişleri bakanı olmuştur. Gilan hükümeti devrildikten sonra Pişeverî, Tahran’a gitmiş ve orada "Hakikat" gazetesini çıkartmaya başlamıştır. 1924 yılında Rıza Han’ın iktidara gelmesi ile ülke çapında baskıcı yöntemler uygulanmaya başlamasından sonra, Pişeverî 1930 yılında hapse atılmıştır. 11 yıl hapiste kalan Pişeverî Müttefiklerin İran’a girmesi ile 1941’de hapisten çıkmış ve “Ajir”  gazetesini çıkartmaya başlamıştır.

Seyit Cafer Pişeverî, Güney Azerbaycan Türklerinin siyasal düşüncesinin zirvelerinden sayılmaktadır. Ömrünün sonuna dek İran ve Azerbaycan (Güney ve Kuzey)  siyasal hayatında önemli konumda bulunan Pişeveri, Rusya ve Kafkasya’ daki Komünizm hareketinden ciddi şekilde etkilenmiştir. Zaman içinde Pişeverî’nin Komünizm konusundaki düşüncesi değişmiştir.

Pişeverî, Komünizm ideolojisinin İran’da  kurtuluş mücadelesi ideolojisi olmayacağının farkına varmıştır.[35] İran’da kurtuluş mücadelesi için toplumun bütün sınıflarının ve katmanlarının katılımının zorunluluğa inanan Pişeverî, söz konusu geniş katmanlı toplumsal seferberlik için milli bir ideolojinin gerekliliğine inanmıştır. Pişveri,İran’da komünizmin böyle bir siyasal ve toplumsal seferberlik yaratacak gücünün olmadığını fark etmiştir ve yeni arayışlar içine girmiştir. Nitekim hapishanede karşılaştığı 53 Kişi grubuna katılmadığı gibi 1941’de kurulan Tudeh Partisi’ne de katılmamıştır.

Pişeverî’nin siyasi ve düşünsel hayatında değişen diğer önemli olgu İranlılıktır.Pişeverî siyasi hayatından ilkin İranlılık düşüncesi çerçevesinde hareket etmiştir. O, ilk  dönem siyasal düşünce yaşamında “Azerbaycan’ı İran’ın ayrılmaz bir parçası olarak” görmüştür. Pişverî’nin bu konudaki düşüncelerinin değişmesi onun İranlılık algılamasından kaynaklanmıştır. Pişeverî,İranlılık düşüncesine sahip olmakla birlikte Fars milliyetçi ideolojisine karşıdır.Gençlik dönemindeki ilk yazılarından itibaren merkeziyetçi zihniyete karşı çıkan Pişeverî adem-i merkeziyetçi bir İran düşüncesine sahipti.[36]  Bazı tarihçiler,  genç Pişverî’nin aşırı merkeziyetçi politikalara karşı olmasının sebebini İran’ın parçalanmasından korkmasına dayandırmaktadırlar.[37] Oysa Genç Pişeverî’nin adem-i merkeziyetçi bir İran istemesinin çok daha derin ve önemli sebepleri vardır. Genç Pişverî modern, demokratik, çoğulcu ve farklılığı barındıran hukuka dayalı bir Devlet arayışı içinde olmuştur. Pişeverî’ye göre ABD, İsveç ve Rusya gibi modern devletler adem-i merkeziyetçi bir yapılanmaya sahiplerdir.[38]Pişeverî’ye göre, İran siyasal, toplumsal ve ekonomik gelişim istiyor ise, merkeziyetçi yapılanmaya son verilmelidir.Bu durumdan çıkışı yolu için Eyaleti ve Vilayeti Encümen’in kurulmasını öne sürmektedir.[39] Genç Pişverî’ye göre İranlılık kimliği bütün kimliklerin üzerinde olsa da bütün bölgesel (eyalet) kimliklerini bastırmak anlamına gelmez. İranlılık olgusu farklı kimliklerin de yaşamasına fırsat vermelidir. Genç Pişeverî, İran’ın parçalanmasını kabul etmese de ayrılıkçı hareketlere saygı ile yaklaşmaktadır. Genç Pişeveri “eğer İran’daki  halkların ayrılmasını istemiyorsanız, İran’ı yaşanabilir ülke haline getirmeniz gerekmektedir” düşüncesini dile getirmektedir. Genç Pişverî bu bağlamda 1920’de Şeyh MuhemmetHiyabanî liderliğinde gerçekleşen Azadistan Devleti’ni açık şekilde desteklemektedir.[40]Pişeverî bu dönemdeki merkez ile çevre arasındaki sorunda merkezî yönetimin politikalarını sorunlu bulmaktadır. Pişeverî, ciddi şekilde merkez yönetime ve merkezci politikacılara güvensizlik duymaktadır. Merkez ve eyalet ayrımını sürekli vurgulayan genç Pişverî merkezdeki zihniyeti sorunların gerçek suçlusu olarak göstermektedir.[41]Pişverî’ye göre eyaletlerin ve velayetlerin çabası sonucu kazanılan özgürlükler merkezî yönetim ve merkezci zihniyetler tarafından savrulmuştur.[42]

Pişverî bu yazıları, Kaçarların son yıllarında ve Pehlevî’lerin yavaş yavaş güç kazanmaya başladığı bir dönemde yazmıştır. Genç Pişeverî’nin merkez ve eyalet ayrımı,Eyaleti ve Velayeti Encümenlerin kurulmasını istemesi ve merkez yönetime olan güvensizliği, onun Meşrutiyet Hareketi (1906-1991)’ndeki Azerbaycanlı politikacılardan ve 1920’de Azadistan Devleti’ni kuran Şeyh MuhemmetHiyabanî’den etkilendiğini göstermektedir.  Pişverî’nin söz konusu düşüncesi,  onu 1906’dan başlayan Güney Azerbaycan Milli Hareketi’nin düşünce geleneğine bağlamaktadır. Genç Pişeverî aynı Meşrutiyet dönemindeki Azerbaycanlılar gibi, İranlıların ve Azerbaycanlıların mutluluğunu,gelişmesini ve ekonomik refahını demokratik, çoğulcu,eşitlikçi ve adem-i merkeziyetçi bir İran içinde aramaktadır. GençPişeverî’nin söz konusu arayışı onu merkezci zihniyetten daha fazla uzaklaştırmıştır. Pişverî’nin merkezci zihniyetten uzaklaşmasında Rıza Han’ın Fars milliyetçiliğinin ideolojik savlarına dayanarak aşırı merkeziyetçi politikaları ve bu politikaların sonucunda Azerbaycan’ın mahva doğru gitmesi belirleyici olmuştur.[43]Pişverî‘ye göre Rıza Han, Azerbaycan’ın  ekonomik gücünü, sosyal yapısını, kültürünü, dilini ve edebiyatını yok etmiştir.[44] Söz konusu düşünce Pişverî’nin siyasi düşüncesinde Azerbaycanlılık olgusunun daha fazla öne çıkmasını sağlamıştır. Zamanla Pişverî’nin siyasal arayışlarında İranlılık düşüncesi gerilerken Azerbaycanlılık düşüncesi önem kazanmıştır. 1945’e gelirken Pişverî düşüncesinde Azerbaycan, İran’dan farklı ve bağımsız bir kimlik olarak belirmiştir.

Pişverî, 1945’ten sonra sürekli Azerbaycan üzerine vurgu yapmıştır. Türk kavramını çok fazla kullanmayan Pişeverî Türk yerine Azerbaycan ifadesini yeğlemiştir. Pişeveri,  Türk sözünü kullanmasa da Azerbaycan’ın Türk kimliğini kabul ediyordu. O, siyasi milliyetçilik anlayışını Azerbaycanlıların milli kimliği olan Türklük üzerinde inşa etmemiştir. Pişeverî’nin milliyetçilik anlayışı “Azerbaycan-Vatan” söylemi üzerine kuruludur. Onun Azerbaycan-Vatan söylemi, Azerbaycanlıların etnik kökenini, dilini-edebiyatını, kültürünü, tarihini, coğrafîkimliğini ve siyasal iktidarını kapsayacak kadar geniş yelpazeli ve çeşitli içerikli milliyetçi söylemdir. Dolayısıyla Pişeverî’nin siyasal düşüncesini Türkçülüğü içinde barındıran Azerbaycancılık (Azerbaycançılık) olarak tanımlamak mümkündür.

Pişeverî, Azerbaycan kimliğini temel alan modern bir devlet kurulması arayışı içindeydi. Seyit Cafer Pişeverî 1945’te bu hayalini gerçekleştirmek için Hac Ali Şebesterî’nin daveti ile Tahran’dan Tebriz’e gitmiştir. Pişeverî’nin Tebriz’e gelmesi ile  Azerbaycan Demokrat Partisi (Azerbaycan Demokrat Firgesi) kuruluşunun temeli atılmıştır.

Azerbaycan Demokrat Partisi’nin kurulması Seyit Cafer Pişeverî, Hac Ali Şebesterî ve Sadık Padigan arasındaki müzakere sonucu kararlaştırılmıştır.[45] Alınan karara göre Pişeverî 12 maddelik bir bildirge hazırlamıştır. Türkçe ve Farsça olan bildiri, 48 Azerbaycan milliyetçisi tarafından imzalanarak 2 Eylül 1945’te yayınlanmıştır. Bu 12 maddelik bildirgede İran'ın bütünlüğünü ve bağımsızlığını korumakla birlikte, Azerbaycan halkına iç özgürlük,  kültürel özerklik ve kendini yönetme hakkı istenilmiştir. Bildirgede ayrıca eyalet ve vilayet encümenlerinin yeniden kurulması istenilen bütün toplumsal, iktisadî ve siyasi konulardan söz edilmiştir.

Bildirge yayınlandıktan sonra Azerbaycan'ın bütün köylerinden ve kentlerinden bildirgenin içeriğini onaylayan yüzlerce telgraf gönderilmiştir. Bu bildirgenin yayınlanmasından sonra Azerbaycan Demokrat Partisi resmi çalışmalarına başlamıştır. Bildirgenin yayınlanmasından üç gün sonra, 5 Eylül ‘de, Azerbaycan Gazetesi yeniden yayınlanmaya başlamıştır. Azerbaycan Gazetesi Azerbaycan Cemiyeti’nin yayın organı olduğu için Hac Ali Şebesterî yönetiminde yayına başlamıştır.[46]

Bildirgenin yayınlanmasının ardından teşkilat kurma ve genişleme çalışmaları ciddi şekilde sürdürülmüştür.  12 Eylül 1945’de kurucular genel kurula davet edilerek 11 kişiden oluşan bir kurucu komite kurulmuştur. Bu komitede Pişeverî başkan ve Şebesteri yardımcı seçilmiştir.[47]

Azerbaycan Demokrat Partisi’nin birinci büyük kongresi 1 Ekim’de gerçekleşmiştir. Kongreye Azerbaycan’ın her tarafından çok sayıda delege katılmıştır. Üç gün süren kongredeTudeh Partisi resmi şekilde ADP ’ye katılmıştır. Tudeh Partisi’nin Azerbaycan İl Teşkilatı’nın ADP’ye katılımı Tudeh’ın Tahran’daki merkezî bürosundan habersiz ve izinsiz gerçekleşmiştir.Kongrede tüzük çıkartılarak, 2 Eylül’de yayınlanan bildirge onaylanarak, milli özerklik ve Türkçe’nin resmi dil olması kararlaştırılmıştır. Birinci kongrede 41 kişilik merkezî komite seçilmiştir. Söz konusu kongrede Pişeverî Parti başkanı olarak ve Ali Şebesterî ve Sadık Padigan ise başkan yardımcıları seçilmişlerdir.[48]

Pişeverî liderliğindeki Azerbaycan Demokrat Partisi,  Güney Azerbaycan siyasi tarihinin en modern teşkilatı olarak değerlendirilmelidir. ADP toplumun bütün sınıf, tabaka ve katmanlarını kapsayarak büyük bir toplumsal ve siyasal seferberlik yaratabilecek potansiyel kazanmıştır. ADP’nin geniş toplumsal taban kazanmasının gerçek nedeni milliyetçi bir slogan ve söylemle ortaya çıkması olmuştur. ADP,  milli isteklerin Azerbaycan toplumu içinde bütünleştirici ve seferber edici gücünün farkındaydılar.[49]ADP’nin programında milli özerklik ve özgürlük esas kabul edilse de partinin tüzüğü toplumun ekonomik, kültürel, siyasal ve toplumsal hayatını dönüştürecek nitelikteydi. Demokrasiyi desteklemek, bölgesel muhtariyet, okullarda ve idarelerde Türk dilinin resmi dil olarak kullanılması, azınlıkların ve kadınların haklarını savunmak, işsizlikle mücadele ve Azerbaycan’da toplanan vergilerin Azerbaycan’da kullanılması ADP programının temel ilkeleriydi.[50]

ADP programına halkın geniş destek verdiğinigörünce Azerbaycan’da Hükumetkurmak için harekete geçmiştir. ADP, Azerbaycan sorunlarını çözmek için milli hükümetin kurulmasını zorunluluk olarak görmüştür. Milli Hükumetkurulmadan Azerbaycan’ın ekonomik, siyasal ve kültürel sorunlarının çözülmesi imkânsız olarak değerlendirilmiştir.

Söz konusu değerlendirmePişeverî’nin konuşma ve yazı diline ve Azerbaycan Gazetesi’nin yazı tarzı ve sloganlarınasertlik şeklinde yansımıştır.[51] ADP, Azerbaycan’ın birçok kentinde ve kazasında gösteriler ve mitingler düzenlemiştir. Bu gösteriler,  toplumun daha radikal siyasal kararlara ve eylemlere ihtiyacı olduğunu ortaya koymaktaydı. ADP genel merkezine Azerbaycan’ın bütün bölgelerinden halk Eyaleti ve Velayeti Encümenin kurulmasını isteyen telgraflar gelmeye başlamıştır.[52]ADP Güney Azerbaycan halkının devlet kurma iradesini ve isteğini anladıktan sonra Milli Hükümeti kurma yolunda temel ve esasi adımları atmaya başlamıştır.

seyit cafer pişeveri ile ilgili görsel sonucu

Azerbaycan’da Tahran’dan bağımsız bir devlet kurmak için siyasi ortam tam anlamı ile hazırdı. Bir taraftan Azerbaycanlılar böyle bir devletinin kurulmasını istiyordu diğer taraftan ise Tahran’ın böyle bir siyasi oluşumu bastıracak gücü yoktu. Rıza Han Pehlevî’nin iktidarı sonucu olarak ülkedeki derin ve yaygın hoşnutsuzluk ve İkinci Dünya Savaşından sonraki ekonomik ve siyasi kriz İran devlet yapısını ciddi şekilde güçsüzleştirmişti. Rıza Han’ın yerine gelen oğlu Muhammed Rıza Pehlevî’de  ülkeyi böyle karmaşık bir dönemde yönetecek kapasiteye sahip değildi. Üstelik Azerbaycan bölgesi SSCB ordusunun işgali altındaydı. Tahran’ın ekonomik, siyasi ve yönetim gücünün iktidar işlevini yerine getiremeyecek kadar zayıflaması nedeni ile ülke genelinde iktidar boşluğu doğmuştu. Söz konusu iktidar boşluğu Azerbaycan’da, Rus ordusunun varlığı sebebi ile daha da karmaşık hale gelmişti. Azerbaycan’daki durumu daha karmaşıklaştıran diğer neden Tahran yönetimine bağlı güçlerin Azerbaycan’da yaptığı yıkıcı işlerdi. Bu dönemde Tahran yönetimi, bütün zayıflığına rağmen, Azerbaycan’a yönelik baskı ve şiddet eylemlerini artırmıştı.[53] Tahran yönetimi baskı ve sabotaj eylemleriyleAzerbaycan’da belirsizliğin ve emniyetsiz bir siyasal ortamın doğmasını hedeflemişti.

ADP ve Pişeverî, İran ve Güney Azerbaycan’daki durumu doğru değerlendirerek devlet kurulmasını sağlayan Büyük  Halk Kongresinin gerçekleştirilmesine karar verdi. Büyük Halk Kongresinin  (BöyükXalq Kongresi) gerçekleşmesi ADP ve Pişeverî’nin demokrasi prensibine bağlılığından kaynaklanmaktaydı. ADP ve Pişeveri’ye göre Azerbaycan’da devlet kurulacak ise bu kararı Azerbaycanlılar vermelidir. Nitekim Pişeverî, Azerbaycan Milli Hükümeti kurulması doğrultusunda “son söz milletindir” ifadesini kullanmıştır.   Büyük Halk Kongresi halkın temel isteklerinin ve iradesinin ortaya çıkarılması için gerçeklemişti. Öyle ki, Büyük Halk Kongresi’ne katılan delegeler Güney Azerbaycan’da düzenlenen 180 mitingden seçilmişti. [54]

20 ve 21 Kasım’da gerçekleşen Büyük Halk Kongresi 150 bin kişinin imzası ve 700 delegenin katılımı ile gerçekleşmiştir.[55] Büyük Halk Kongresi’ne katılan delegeler Azerbaycan’ın kendine özgü dili, milliyeti, geleneği ve özellikleri olduğunu vurgulayarak kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olması gerektiğini bildirdiler. Azerbaycan’ı İran’dan ayırmak istemediklerini; ancak Azerbaycanlıların ayrı bir millet olarak kabul edilmelerini istediler.[56] Büyük Halk Kongresi’ne Azerbaycan milliyetçiliği damgasını vurmuştur. Söz konusu kongrede Güney Azerbaycan’da özerk bir hükümetin kurulması istenilmiştir. Azerbaycan’da özerk bir hükümetin kurulmasını kararlaştıran kongre kendini Kurucular Meclisi (Mecles-e Muessesan) olarak adlandırmıştır. Böylece Büyük Halk Kongresi’nde, Azerbaycan’da özerk bir hükümetin kurulması doğrultusunda somut adım atılmıştır. Azerbaycan'ın bağımsızlığını,  iç özgürlüğünü sağlamak ve iç işlerini yürütmek için 39 kişiden oluşan milli heyet seçilmiştir.  Milli Heyet merkezî Hükumetile görüşmek ve Milli Meclis seçimlerini yapmak için görevlendirilmiştir. [57]

Kongreden sonra beş gün içinde milli meclis için seçimler yapılmıştır. Bu seçime halk tarafından büyük ilgi gösterilmiştir. Bu seçimlerde ilk defa kadınlar oy kullanmıştır. Seçim olaysız gerçekleşmiştir. Azerbaycan milli meclisi kurulduktan sonra Şebesterî meclis başkanı seçilmiş ve Pişeverî milli hükümeti kurmakla görevlendirilmiştir.

12 Aralık 1945’de Pişeverî, Milli Hükümet’in kurulduğunu ilan etmiştir. Milli hükümetin ilanından sonra Tebriz kenti ADP’nin askeri kanadı olan Fedailer tarafından doldurulmuştur. Merkeze bağlı askerî güçler teslim olmuşlar ve bazı şehirlerde ADP’nin milis güçleri,Urumiye’de olduğu gibi, merkeze sadık kalan ordu birliklerini şiddet kullanarak bastırmışlardır. Böylelikle Güney Azerbaycan'da Milli Hükumetkurulmuştur.

Azerbaycan Demokrat Partisi, Azerbaycanlıların isteği üzerine Milli hükümeti kurmuştur. Milli Hükumetin döneminde yaptığı işler Azerbaycan halkı arasındaki nüfuzunun daha da atmasına sebep olmuştur. “Milli Hükumet çok geniş kapsamlı toplumsal reform gerçekleştirdi. İran tarihinde ilk toprak reformunu gerçekleştirerek devletin topraklarını çiftçiler arasında paylaştırıldı. Milli Hükümetin çalışmaları sonucu İran tarihinde ilk defa olarak kadınlar oy kullanma hakkına sahip oldular. Hukuk sisteminde değişiklik yaratarak bedensel cezalandırmayı kaldırdılar. İl ve ilçelerde Hükumetbürokrasinin sağlam çalışmasını kontrol etmek amacı ile yerel yönetim oluşturuldu. İş yasası çıkartıldı. Caddeler asfalt edildi. Eczaneler açıldı. Üniversite, radyo ve yayınevleri kuruldu. Sattar Han ve Bağır Han gibi Meşrutiyet dönemindeki  Azerbaycan Milli Kahramanlarının adları Tebriz caddelerine verildi. Tebriz ciddi şekilde değişime uğradı”.[58]

Azerbaycan Milli Hükümeti demokratik düşünce esasında hükümeti halk tarafından kontrol edilebilir hale getirmek için çoğulcu, şeffaf ve milleti temel alan siyasal bir düzen kurma çabasına girmişti. Azerbaycan‘ın ekonomik kaynakları milletin refahı ve gelişmesi doğrultusunda kullanılmıştır. Azerbaycan kaynaklarının kötüye kullanılmaması için yolsuzlukla ve usulsüzlükle çok sert bir mücadele verilmiştir. Pişeverî’nin başkanlığındaki Milli Hükümet, “Azerbaycan Azerbaycanlılarındır” söylemini gerçekleştirmek amacı ile siyasi, ekonomik, kültürel ve bürokratik politika ve programlar üretmişler ve bu programlar sayesinde Azerbaycan’da yeni bir dönem başlamıştı. Milli Hükümet’in siyasal ve ekonomik alanda sağladıkları başarı Pişeverî ve ADP’yi kabul etmeyenleri de saygı duymaya zorlamıştı. Nitekim Richard Cottom, Milli Hükümetin yaptıkları için “milli hükümetin bir yıl içinde yaptığını Rıza Han 20 yılı içinde yapmamıştır” ifadesini kullanmaktadır.[59]Milli Hükümetin gerçekleştirdiği reformlar onun halk içindeki nüfuzunu ve gücünü artırmıştı.[60]

Milli Hükumet kurulduktan sonra Tahran karşı harekete geçmiştir. Arka arkaya hükümetler düştükten sonra Ahmet Kavam tarafından "Kavamulsaltane hükumeti” kurulmuştur.

Ahmet Kavam İran'ın ünlü siyasi ailelerindendir. Kavam, Nasireddin Şah sarayına kâtip olarak girmiştir. Meşrutiyet döneminde meşrutiyetçilere destek vererek bir kaç defa bakan olmuştur.[61] Rıza Şah döneminde zorunlu olarak siyasetten 20 yıl uzaklaştırılmıştır.[62]

Eski siyasetçilerin en gizemlisi olarak, siyasi hayatında çok farklı ve birbiri ile çelişen tavırlar göstermiştir.[63]Kavam, 1945 yılında başbakan seçilmiştir. Kavam sağ ve sol arasında denge kurmaya çalışmıştır. Sovyetler Birliği’nin desteğini kazanmak için Sovyet yanlısı kişileri kendi hükümetine almış, güvenoyu almadan önce Moskova'ya gitmiştir. Kavam iktidara geldikten sonra Özellikle Tüdeh, siyasi partilerin desteğini kazanmak için bazı girişimlerde bulunmuştur. Kavam hükümeti sıkıyönetim uygulamalarını kaldırmış ve örgütlenme özgürlüğü vermiştir. Basın ve yayın özgürlüğü tanımıştır. Halk tarafından sevilmeyen bazı kişileri görevden almıştır. Kavambütün bunları gerçekleştirirken Şah ile arasında soğukluk hâkimdi.[64]

Kavam iktidara geldikten sonra “Azerbaycan sorunu çözmek için” dış politikada önemli ataklar yapmaya kalkıştı. O, en büyük desteği ABD ve Batılı güçlerden görmekteydi. ABD bu dönemde İran ile çok fazla ilgilenmemekte ve İran konusunda daha çok İngiltere’nin politikası çerçevesinde davranmaktaydı. Güney Azerbaycan’da Milli hükümetin kurulması ve söz konusu yönetimin Rusya ile olan yakınlığı ABD’yi ciddi şekilde endişelendirdi. ABD yeni dünya gücü olarak böyle gerilimli bir vasatta İran ile ilgilenmeye başladı. Amerika, Milli Hükumetsorununu BM’de çözmeyi kabul ediyor ve BM'ye baskı yapıyordu. ABD ve BM, Rusya’ya ciddi şekilde baskı yapmaya başlamıştır. Rusya ise, bütün bu baskılara rağmen Güney Azerbaycan topraklarından ordusunu çekmek istemiyordu.

SSCB’nin İran'ın kuzey bölgesindeki petrollerinin kullanım hakkını istediği söylenmekteydi. Stalin,gerçekten de, İran'ın kuzey petrolünü istiyordu. 1921 anlaşmasına göre, Bolşevikler, Çarlığın ayrıcalıklarını ve kapitülasyonları kaldırmışlardı. Bundan dolayı açıkça kuzey petrolleri için Çar ayrıcalıklarının tanınmasını isteyemezlerdi. Kuzey petrolleri üzerinde tek başına hak iddia edemeyen Moskova, İran’ın ortaklığı ile şirket kurmak istiyordu. SSCB’ni bu ayrıcalığı istemeye iten diğer önemli neden İngiltere, ABD ve İran arsında Washington’da 1944’te imzalanan petrol anlaşması idi.[65]İran ve Batılılar arasında yapılan antlaşmadan rahatsız olan Rusya, İran kuzey petrollerini istemekte ısrarcı olmuştu. İran ise, bu konuya sıcak bakmamaktaydı. İran-Rusya arasındaki Kuzey petrolleri konusundaki anlaşmazlık SSCB’ni daha sert politikalara sevk etmiştir. Nitekim SSCB, Azerbaycan Milli Hükümeti’nin kurulmasına karşı çıkmamıştır. Bunun nedeni Rusya’nın bu hükümeti İran devletine karşı baskı ve pazarlık konusu yapmak istemesidir.

ABD’nin desteği ile İran, BM ve dünyadaki büyük güçleri SSCB’ye karşı seferber etmeyi başarmıştı. Bu dönemdeSSCB’ye karşı “ havuç ve sopa” politikası izlenmiştir. Sopa ve baskı politikanı ABD, BM ve Batılı güçler,havuç politikasını ise Kavam gerçekleştirmiştir.

Kavam, böylesi iç ve dış siyasi koşullarda 11 kişilik bir grup ile Moskova'ya gitmiş, burada İran-Rus ortak petrol şirketinin anlaşmasını imzalamıştır. Bu anlaşma karşılığında Stalin, Güney Azerbaycan sorununu İran'ın iç sorunu olarak görecek ve Kızılordu’yu altı hafta içinde İran’dan çekecektir. Stalin bu teklifi kabul etmiştir.

Kavam, Moskova'dan döndükten sonra Tebriz’deki Azerbaycan milli hükümetinin liderleri ile görüşmeye başlamıştır. Görüşmelerin sonucunda bir Azerbaycan heyeti Tahran'a gitmiştir. Uzun müzakereden sonuç alınamamış,Azerbaycan heyeti Tebriz'e dönmüştür. Öte yandan Pişeverî, Tahran ile olan sorunu barış yolu ile çözmek istemiştir. MuzeferFiruz başkanlığında bir heyet 1945'te Tebriz'e gelmiştir. Bir dizi görüşmenin sonucundaAzerbaycanlılar Zencan Kenti’ni Tahran'a vermeyi kabul etmişlerdir. Tahran’ın devraldığı Zencan'daHükumetkuvvetleri çok kanlı olaylar çıkarmışlardır. Bu arada Tahran, Güney Azerbaycan’ı işgal için askeri hazırlıklara başlamıştır. İran ordusu Amerikalı Norman Schwartzkopf tarafından örgütlenmiştir. Ağır silahlarla donatılmış 5 özel askeri birlik Azerbaycan'a baskın yapmak için hazırlanmıştır.

Güney Azerbaycan ordusunu ise ADP’nin milisleri olan Fedailer, Kızılbaş (asker) ve Esanlu ile Cehaşşanlu aşireti oluşturmuştur. Sovyetler Birliği’nin ordusu İran’ı terk ederken Azerbaycan silah depolarını da boşaltmıştır.İran silahlı kuvvetleri Norman Schwartzkopf komutasında Güney Azerbaycan’a karşı hücuma geçmiştir. Savaş üç gün sürmüş, Azerbaycan birlikleri yenilmiştir. İran ordusu Güney Azerbaycan'da ilerlemiş, kanlı olaylara neden olmuştur. 25 bin Azerbaycanlı katledilmiştir. 2500 kişi idama mahkûm edilmiş; 8000 kişi ağır cezalara çarptırılmışlardır. 3600 köy Farsların yaşadığı bölgelere göç ettirilmiştir. Azerbaycan'a sığınan yaklaşık 70.000 kişi ise ölmüştür. Milli hükümetin kurduğu bütün kültürel merkezler dağıtılmıştır. Milli meclisin kütüphanesi yakılmış, Türkçe kitaplar ateşe verilmiştir. Kanlı olaylar sonucu milli Hükumet1946 yılında üç gün içinde devrilmiştir. Seyd Cafer Pişeverî Kuzey Azerbaycan’a getmiş ve Azerbaycan’da trafik kazası gibi gösterilen bir olayda Stalin tarafından öldürülmüştür.

 

SONUÇ ve GENEL DEĞERLENDİRME

1945’te Azerbaycan Milli hükümeti ortaya çıkmadan önce Güney Azerbaycan bölgesinde milliyetçi eğilimler siyasal süreci belirleyen dinamikler haline gelmişti. Söz konusu sürecin ortaya çıkmasında Rıza Han’ın Güney Azerbaycan politikaları etkili olmuştur. Rıza Han, Azerbaycan’ın Kaçarlar dönemindeki bütün siyasi ve iktisadî ayrıcalıklarını elinden almakla kalmamış, bilinçli biçimde, Azerbaycan’ın kültürünü ve dilini yok etmeye girişmiştir. Söz konusu durum Azerbaycanlılarda derin toplumsal öfkenin ve rahatsızlığın doğmasına neden olmuştur.

Seyit Cafer Pişeveri

Güney Azerbaycan bölgesinde merkez kaç eğilimlerin ve düşüncelerin belirleyiciliği 1941’te İran işgal edildikten sonra açık ve net bir şekilde gözlenmeye başlanmıştır.  İşgal olayında Güney Azerbaycan hiçbir direniş göstermemiştir. Söz konusu durum, o dönemde Güney Azerbaycan’da “İranlılığın” ve “Vatan İran” anlayışının çöküşünü ortaya koymaktadır. Azerbaycan Milli Hükümetinin  “Azerbaycanlılık” üzerine inşa edilmesi “ İranlılık”  olgusunun iflasının bir sonucu idi. Çünkü Rıza Han’ın inşa etmeye çalıştığı İranlılık kimliği Azerbaycan’ın ekonomik, siyasal, kültürel ve toplumsal anlamda yok edilmesi esasına dayanmaktaydı.

Güney Azerbaycan’ın, Rıza Han’ın dikte etmeye çalıştığı İranlılık kimliğinden kurtuluş arayışı içinde olduğu bir dönemde İkinci Dünya Savaşı gerçekleşmiştir. Savaşın seyri ve Rıza Han’ın Almancı eğilimleri İran’ın işgal edilmesi ile sonuçlanmıştır.İran’ın işgali ve ardından Rıza Han’ın iktidardan uzaklaştırılması,İran’ın genelinde özgürlük ortamını geliştirmiştir.Söz konusu özgürlük ortamında Azerbaycan milli kimliğini temel alan partiler ve siyasi elitler ortaya çıkmıştır. Güney Azerbaycan’da ortaya çıkan siyasi partiler ve elitler toplumun bütün katmanlarını Azerbaycan milliyetçiliği söylemi etrafında birleştirmeği başarmıştır.Toplumun bütün katmanlarından destek bulan milliyetçi söylem çok geniş siyasal seferberliğe yol açmıştır. Söz konusu siyasal ve toplumsal seferberlik gücü sayesinde 12 Aralık 1945’te Azerbaycan Milli Hükümeti doğmuştur. 12 Aralık 1945’te kurulan Milli Hükumet SSCB’nin desteğini kazanmayı da başarmıştır. Dolayısıyla Azerbaycan Milli Hükümeti iç ve dış faktörlerin anlamlı bir biçimde birleşmesi neticesinde doğmuştur.

 
SEYİT CAFER PİŞEVERİ: HAYATI ve MUAMMALI ÖLÜMÜ 
Azerbaycan Halk Hükümeti başkanı Seyit Cafer Pişeveri ve beraberindeki birkaç yönetici Azerbaycan’a kaçmayı başardılar.
 
 Gazeteci ve yazar kimliği ile de bilinen Seyit Cafer Pişeveri 1892 yılında Güney Azerbaycan’ın Halhal eyaletinde yoksul bir Türk ailesinde doğmuştu. 1905 yılından itibaren Kuzey Azerbaycan’a geçen Pişeveri eğitimini burada tamamlamış ve sosyalist fikirlerle burada tanışmıştır. 1920 yılında kadar Kuzey Azerbaycan’da yaşayan Pişeveri, Gilan Sovyet Cumhuriyeti'nin kurulması olayında aktif olarak iştirak etti. Gilan Sovyet Cumhuriyeti’nin dışişleri komiseri ve İran Komünist Partisi'nin basılı organlarının editörlüğünü yaptı. 1930 yılında Şah rejimi tarafından hapse atılan Pişeveri 10 yıl altı ay hapis yattı.
 
Azerbaycan Halk Hükümeti’nin dağılması sonrası Bakü’ye kaçan Pişeveri, Azerbaycan Komünist Parti sekreteri Mircefer Bağırov aracılığıyla sürekli Sovyetler’in Güney Azerbaycanlılara sırt çevirmesinden yakındı ve bu rahatsızlığını çeşitli araçlarla Sovyet yetkililerine iletti. Sovyet yetkilileri Pişeveri’den kurtulmak için 1947 yılının mayıs ayında araba kazası süsü verdikleri bir suikast tertiplediler. Gence’den Yevlah’a yola çıkacak olan Pişeveri’ye tahsis edilen araba bir gün önceden bilinmeyen bir sebepten arızalanmış, onun yerine “Ford” marka başka bir araç ayarlanmıştı. İlginçtir, Pişeveri için ayarlanan arabanının şoförünün İran Taşnak Partisi başkanın oğlu Garnik Melikyan olduğu sonraki süreçte ortaya çıkmıştı. Ağır şekilde yaralanan Pişeveri hastaneye götürülmüş, hastanede tecrit edilmiş, sonradan öldüğü açıklanmıştı.
 
 Azerbaycan Komünist Parti sekreteri Mircefer Bağırov’un 1956’da mahkemede verdiği ifadede, Pişeveri’nin ölüm emrinin “yukarıdan” geldiğini itiraf ettiği iddia ediliyor.
 
 İkinci Dünya Savaşı’ndan galip çıkan SSCB, sınırlarını daha da genişletmek ve İran’ın Kuzey petrollerine sahip olmak için hem Azerbaycan Halk Hükümeti’ni, hem de Mahabad Kürt Cumhuriyeti’ni İran’a ve İngilizlere karşı bir “sopa” olarak kullanmaya çalışsa da Batı’dan gelen topyekün baskılara boğun eğerek bunu sonuna kadar başaramadı. Azerbaycan Halk Hükümeti veya tarih kitaplarında “21 Azer Hareketi” olarak anılan bu girişim her ne kadar Sovyet destekli bir girişim olarak görünse de Güney’de yıllardır tüm kültürel, sosyal ve siyasi haklardan mahrum olarak yaşayan Azerbaycan Türkleri ve Kuzey’de bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti’nde yaşayan Türkler için saygıyla anılan bir girişim olarak hafızalarda hâlâ yaşamaya devam ediyor.
 
 [1] Emre Bayır, Fars MlliyetçiliğininGelişmi ve Güney Azerbaycan Milli Direniş Hareketi, Avrasya Dosyası, Cilt 5, Sayı 3, SONBAHAR, s.112

[2]AbdurezaHusengMehdevi, Sehnehayi Ez Tarhi-e Muaser Iran, ElmiYayinevi, Tahran, 1377, s. 109

[3] Arif Keskin, Güney Azerbaycan’da Meşrutiyet Hareketi (1906-11) , http://azadtribun.com/320.htm

[4]Viyolt Kanalı: Senet-i Şudene İran, Nesriye-e Encümen-i SaltanetiyeAsiyaye Merkezi, Colaye, 1935, s. 461.

[5]YervandAbrahmiyan, İran Beyne Do İngelab, Çeviren: Ahmet Gülmuhhamedi, İbrahim Fettahi, NeşrNey,Tahran, 1377 a.g.e., s. 174.

[6] “Hükümetin politikası sonucu çaresiz kalan Azerbaycanlılar evi barkı bırakarak sadece bir lokma ekmek için merkezî kentlere gidiyorlar. Bugün Tahran Kenti’nin sokaklarında sabahlayan Azerbaycanlıları görebilirsiniz. Bkz: Kızıl Sahifeler, Bonn –ikinci baskı s. 24.

[7] Azerbaycan Kaçarlar döneminde İran’ın gözünün nuru idi. Ancak şimdi terkedilmiş bir harabeden başka bir şey değildir.

[8]Chon Foran, Tarihe Tehvolat-e Ectemaiy-e İran,  Çeviren: Ahmet Tedeyyon, Muessese-ye Ferhengiy-e Resa , Tahran,1377s.408

[9]Nitekim Rıza Han dönemi Tebriz’i ziyaret eden bir gazeteci Tahran’da yayınlanan  Teceddod-e İran (İran Çağdaşlaşması) gazetesinde çıkan bir başyazıda (07/08/1320) Azerbaycan’da olup bitenleri şöyle betimlemektedir:“Azerbaycan geçmiş dönemde İran’ın gözünün ışığıydı. Ancak şimdi harabeden başka bir şey değil. Ticaretin tekelleştirilmesi Azerbayacan’a İran’ın diğer bölgelerinden daha fazla zarar verdi” CAMİ, GozeşteÇerağRah-e AyendeEst, Gognus, Tahran, 1367, s.268.

[10] Bu konuda daha ayrıntı bilgi için bakınız:YervandAbrahmiyan, İran Beyne Do İngelab, Çeviren: Ahmet Gülmuhhamedi, İbrahim Fettahi, NeşrNey,Tahran, 1377

[11] Emre Bayır, Fars Milliyetçiliğinin Gelişimi ve Güney Azerbaycan Milli Direniş Hareketi, ss.92-93

[12] Azerbaycan ilinin kültür müdürü şunları söylemiştir: “Türkçe konuşan herkese boyunduruk vurun ve eşek muamelesi yapın.” Azerbaycan valisi Mostofi, “Azerbaycanlılar Türk’tür. Yonca yemiş meşrutiyet almışlar; şimdi saman yiyip İran’ı geliştirsinler.” demektedir. Bkz: Cami, Güzeşte CerageRaheAyendeEst, s.25.

[13]Pehlevî döneminde Azerbaycan’a gönderilen valilerin Azerbaycan halkını aşağılaması bir çok tarih kitaplarda kendine yer bulmuştur. Rıza Han döneminde Azerbaycan’a vali olarak gönderilen Abdullah Mostufi’nin Azerbaycanlıları küçümsemesi her kes tarafından bilinmektedir. Abdullah Mostufilerin ortaya çıkması Rıza Han politikasının bir neticesi idi.

[14] Bu konuda BKZ: Emre Bayır , Fars Milliyetçiliğinin Üç Dalgası “İranlılığa Giden yol” , Stratejik Analiz, Ocak 2001, Sayı 9

[15]Chon Foran, s.395

[16]AbdulrizaHuşengMehdevi, Siyaset-e Xarici-e İran Der Dor-ye  pehlevi, Neşr-e  peykan, Tahran,1377,s.55-56

[17]AbdulrızaHuşengMehdevi, Tarix-e Revabet-e Xariciy-e İran ( Ez Ebteday-e Doran Sefeviye Ta Payan-e Ceng-e Cehaniy-e dovvom),Emir Kebir, Tahran, 1377,s.397

[18] İran der Gern-e Bistom,s.125

[19]AbdulrizaHuşengMehdevi, Siyaset-e Xarici-e İran Der Dor-ye pehlevî, s.76-77

[20] Jean Pierre Digard, İran Der Gern-e Bistom, Neşer-e elborz, Tahran, 1378, s.126

[21]YervandAbrahimiyan, ss.210-211

[22]Nıkkı R. Keddıe, Rişehay-e Engelab-e Eslami, Çeviren:AbdulrehimGuvahi, Kalem Yaınevi, Taharn,  1377, s.184

[23] Rıza Han yıkılışının ardından Azerbaycan’da ki siyasi durumu hakkında, Seyit CeferPişeveri’nin “Milli HerekttenQabaq (önce) Azerbaycan’da Siyasi Partiya ve İctimai  Teşkilatlar”  makalesi çok değerli bilgiler içermektedir. Pişeveri bu yazısında milliyetçi slogana sahip olmayan partilerin halkın güvenini kazanamayıp ve başarısız olduklarını yazmaktadır: Seyit CeferPişeveri  “Milli HerekttenQabaq (önce) Azerbaycan’da Siyasi Partiya ve İctimai  Teşkilatlar, 21 Azer (dergi), N.9, 2000, s.3

[24] İsmail Şemse 21 Azer dergisinde yayınlana bir makalede Azerbaycan Cemiyeti’nin  kurulma önerisi kendisinde geldiğini ve Ali Şebsteri ‘de bu önerini  kabul ettiğini bildirmektedir. İsmail Şemse’in  ,Azerbaycan Cemiyeti’ Makalesinde  Ali Maşinçi,  Hilal Nasiri ,Hasan Zafiri ,Abdullah Rahimi, MirmehtiÇavuşi ve İsmalPişnemazı bu teşkilatın aktif üyeleri olarak isim vermiştir.

İsmail Şemse, Azerbaycan Cemiyyeti ,21 Azer,  Noyabr  1999,  s.6

[25] CAMİ ,ss.273-274

[26] İsmail Şems, s.6

[27]TureçEtabeki, Azerbaycan der Tarix-e Muaser-e İran,Çeviren:Muhemmet Kerin Eşrag,Enteşarat-e Tus,Tahran,1376, s.101

[28] Seyit CeferPişeveri, Milli HerekttenQabaq (önce) Azerbaycan’da Siyasi Partiya ve İctimai Teşkilatlar, s.4

[29] Seyit CeferPişeveri, Milli HerekttenQabaq (önce) Azerbaycan’da Siyasi Partiya ve İctimai Teşkilatlar, s.5

[30]  53 Kişi (Pencah-o Se Nefer)  İran çağdaş tarihini önemli grubundan sayılmaktadır. Bu grub Azerbaycan Türkü olan TakiArani çevresinde toplanmışlardır. TakiArani ,Tebriz’de doğmuş ve Almanya’da fizik ve kimya alanında yüksek eğitimini almıştır. İran’ın en eski komünistlerin sayılan Aranı, Dünya dergisini çıkarak siyasi çalışmalarını sürdürmüştür. 53 Kişi adlandırılan grup Dünya dergisinin etrafında toplanmışlardı. Rıza Han tarafından 1935’de tutuklanmışlardır. TakiArani hapishanede öldürülmüştür.

[31] Seyit CeferPişeveri, Milli HerekttenQabaq (önce) Azerbaycan’da Siyasi Partiya ve İctimai  Teşkilatlar,

[32]  Bu konuda daha fazla bilgi edinmek için bakınız: YervandAbrahimiyan, İran Beyne-e do Engelab, Çevirenler: Ahmet Gülmohemmedi ve Mohemmed İbrahim Fettahi,Neşr-e Ney,ikinci Baskı 1377,ss .378 -388

[33] Cami, a.g.e., s.269.

[34] Ahmet Vugar, Pişeveri’nin Hayatı ve Yaratıcılığı, Bakü, s.18.

[35]Türeç Etabeki,ss.112-113

[36] Bu konuda bakınız:

- Seyit Cafer Pişveri, AherinSenge-e Azadi ( Özgürlüğün Son Siperi),  Tahran,Şirzae,1377

-Seyit CeferPişveri, Seçilmiş Eserleri, Bakü, Azerbaycan Gazetesi,1965

[37] Güney Azerbaycan’ın çok değerli tarihçilerinden RehimReisniya  Tahran’da yayınlanan Goftego (Diyalog)  Dergisi’nde “ Genç Pişveri Düşüncesinde İranlılık ve Yerel Siyasi Yapılanma” makalesinde bu konuyu vurgulamaktadır.

Bakınız: RehimReyisniye, İraniyyet ve Samandehiy-e Siyasi Mentegeyi Der Endişey-e Pişeveri-e Cevan”( Genç Pişveri Düşüncesinde İranlılık ve Yerel Siyasi Yapılanma),No .20, Tabestan 1377,ss.49-57

[38]   Seyit Cafer Pişeveri,AherinSenger-e Azadi,s.313

[39] Seyit Cafer Pişeveri,AherinSenger-e Azadi,s.305

[40] Seyit Cafer Pişeveri,AherinSenger-e Azadi,s.315

[41] Seyit Cafer Pişeveri,AherinSenger-e Azadi,ss.313-319

[42] Seyit Cafer Pişeveri,AherinSenger-e Azadi,ss.297-298

[43] Seyit Cafer Pişeveri ,Rıza Han’ın aşırı merkeziyetçi politikalarından ciddi şekilde rahatsız olmuştur.  Aşırı merkeziyetçi yönetime karşı nasıl mücadele edeceğini de Molla Mirza Küçük Han Cengeli’ye ait “ Tahran’ın gelişmesi İran’ın başka eyaletlerinin mahvı sonucu gerçekleşmiştir. İran’ın başka eyaletlerinin gelişmesi için Tahran yok edilmelidir.” Pişveri merkez politikacıları “üç kağıtçılar” ,  “yalancılar”  ve “ bin yüzlüler” gibi sözler kullanmıştır. Pişveri 1945’te Azerbaycan Gazetesi’nde yazdığı bir yazı da  merkeze  olan tutumunu şu sözlerle belirtmiştir: Tahran serseri güzeller gibi her gün bir kaba dayının kucağına atıla bilir. Ancak Azerbaycan namusuna ve haysiyetine bağlıdır. Ona göre yabancı uşağı olan Rıza Han’ın boyunduruğu altına girmek istemiyor ve her gece de bir kaba dayıya teslim olmak istemiyor”

Seyit Cafer Pişeveri, Seçilmiş Erserleri,s.230

[44]Pişeveri 1945’te Azerbaycan Gazetesi’nde “ İhtiyaçlarımız Giderilmelidir” başlıklı makalesinde Rıza Han’ın Azerbaycan’a yönelik politikasını şu şekilde özetlemektedir:  “Rıza Han iktidara gelmeden önce Azerbaycan sahip olduğu coğrafi konum nedeni ile Asya’nın en servetleri ülkeleri içinde sayılmaktaydı. Azerbaycan dilinde gazeteler yayınlanıyordu ve okullarda Azerbaycan dilinde eğitim veriliyordu. Azerbaycan dünyanın önemli ülkeleri ile ticari ve ekonomik ilişki kurmuştu. 20.yüzyılın başında Azerbaycan kendine özgü serveti ve sahip olduğu medeniyeti vardı. Tahran yönetimi Azerbaycan dilinde okumayı yasakladı. Okullar kapatıldı. Tebriz’ın dünya ile ekonomik ilişkisi kesildi. .. Azerbaycan yoksullaştırıldı. Böylelikle 30 yıl sürede Azerbaycan ekonomik ve toplumsal hayatı orta çağın hayat düzeyine indirildi. Bin yıllık tarihi olan Azerbaycan yok edilmek üzereydi.” Seyit Cafer Pişeveri, Seçilmiş Eserleri, ss.225-226

[45]Şehreverin On İkisi,s.1

[46]Şehreverin On İkisi,s.2

[47] Azerbaycan Demokrat Fırkası, Şehriver’in On İkisi, Tebriz, 1325, s.8.

[48]A.g.e., s.9.

[49]TureçEtabeki ,a,g,e. s.117

[50]ChonForan,s.Chon Foran,s.409

[51]Şehreverin On İkisi, s.16

[52]Şehriverin On İkisi, ss.18-19

[53] Ali RezaMiyanalı, BöyükXalq Kongresi , www. 21-azer.blogspot.com/

[54] Ali RezaMiyanalı, BöyükXalq Kongresi ,  21-azer.blogspot.com/

[55]Şehriverin On İkisi,s.20

[56]Şehriverin On İkisi,ss.20-21

[57] Arif Keskin,

[58]YrevanAbrahimiyan, ss.503-504

[59] Richard Cottam, Nasyonalism Der İran ,(Çevrien, Ahmet Tedeyon),Tahran, 1378, s.151

[60] Richard Cottam,a.g.e, s.151

[61] Cami, a.g.e., s.361.

[62] Cami, a.g.e., s.367.

[63]Abrahamyan, a.g.e., s.278.

[64] Cami, a.g.e., s.363.

[65]Natalia I. Yegorova ,Bohran-e Azerbaycan,Goftegu ,1376(Payiz), N.17, s.105

Sosyal Medyada Paylaş

author

Arif Keskin

gercekedebiyat.com yazarı,

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..