Geçenlerde bir Alman dostumla Türkiye üzerine sohbet ettik. Tam anlamıyla demokrat olduğunu bildiğim bu insanın, günümüz Türkiye’si üzerine neler düşündüğünü merak ediyordum.

Konuşmamızın başında ona, “Senin Türkiye hakkındaki kişisel görüşlerin, ortalama bir Alman’dan farklı mı?” diye sordum.

“Pek değil” diye söze başladı, “benim kişisel görüşlerim, herhangi bir Alman aydınıyla sanırım yüzde seksen örtüşür. İzin ver de geri kalan yüzde yirmi, kendi orijinalitem olsun…”

“Anlat öyleyse..” dedim, “Almanlar Türkiye’yi nasıl buluyor?”

“Türkiye, uzun yıllardan beri Avrupa Birliği’ne girmeyi boşuna bekledi. Bana kalırsa başlıca engel, ülke halkının Müslüman olması değil, daha çok, ordunun ikide bir müdahaleci olmasıydı.”

 “Peki, halkının çoğunluğu aydınlanmamış olan bir ülkede, ‘sandık demokrasisi’ ile kırk kez seçim yapılsa kırkını da aydınlanmamış kesimin bağlandığı partinin seçim kazanacağı açık değil midir? Böyle demokrasi mi olur?” diye sordum.

“Burjuva demokrasisinin temel görevlerinden biri de, cahilliği ortadan kaldırmaktır… Şu da var ki, yurttaşların dilediği siyasal görüşe, dilediği partiye oy verebilmesi, demokrasinin önkoşuludur. Dürüst bir seçim, yurttaşın sesini temsil eder…”

“Bu söylediklerine sözüm yok. Ama, aydınlanmamış bir toplumda, kitlelerin nasıl bir partiye oy vereceği baştan bellidir. Bu koşullarda sen hangi burjuva demokrasisinden bahsediyorsun?” diye sordum.

“Senin söylediğin, Afganistan, Pakistan gibi Asya ülkelerinde, ya da örneğini Afrika’da gördüğümüz kimi geri kalmış ülkelerde geçerli olabilir. Türkiye, sosyoekonomik ve sosyokültürel yapısıyla bu ülkelerden daha ileri gözüküyor…”

“Peki, Türkiye, burjuva demokratik devrimi yaşamış bir ülke mi dersin? Ya da bu aşamayı sindirmiş bulunan ülkeleri örnek alarak onlar gibi olan bir ülke mi sence?”

Dürüst bir aydın olduğu için, bu soruma şöyle cevap verdi:

“Pek değil, ama Türkiye’nin bu yolda olduğunu düşünüyorum…”

“Cumhuriyetin kuruluş döneminde, evet, bu yoldaydı” diye söze başladım, “yani, 1923 ile 1938 arasında Türkiye, burjuva demokratik ilkeleri toplum yaşamında temellendirmeye çalışıyordu. Ne yazık ki bu 15 yıllık dönemden ve onun hemen ardından gelen İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, halkın aydınlatılarak demokratik ilkelerin temellendirilmesi durduruldu. Onun yerine, 'çok partili' bir seçim uygulamasıyla demokrasiye geçileceği sanıldı. Söz konusu uygulamanın bugün bizi nereye getirdiğini biliyor musun?”

Biraz durakladı dostum, sonra şöyle bir cevap verdi?

“İçinde yaşamadığım için tam bildiğimi söyleyemem. Kültür ve sanat karşıtı, özgürlük karşıtı, hatta hukuk dışı kimi uygulamalara girişildiğini bizim gazetelerde okudum…”

Bu iyi niyetli dostumu daha fazla zorlamak istemedim.

“Seni kırmadım, değil mi?” dedi.

“Hayır” dedim, “Biz Avrupa aydınlarından zarar görmeyiz. Düşmanımızın, bizi mahvetmek isteyen emperyalizm olduğunu biliriz.”

Ahmet Say
GERCEKEDEBİYAT.COM

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)