Öğretmenlikten yazarlığa

Yücel Feyzioğlu, 1946’da Kars’ta doğdu. Öğretmen Okulu’nda okudu, öğretmen oldu. Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) kurucuları arasında yer aldı, ilk kitapları Türkiye’de yayınlandı. 1972’de TÖS kuruculuğu ve kitaplarından dolayı soruşturmaya uğrayıp ceza alınca Almanya’ya gitti. Goethe Enstitüsü’nde dil eğitimi gördü, “Andersson Yazarlık Akademisi”ni bitirdi, öğretmenlik yaptı. 1985’ten beri serbest yazar olarak çalışıyor.

Masal, öykü, roman ve ders kitapları yazdı. Öykü ve oyunları Almanya ve Hollanda’da radyolarda yayınlandı. Yazdığı yeni “Keloğlan” masal dizisi çeşitli dillere çevrildi. 1982 yılından itibaren sık sık Sovyetler Birliği’ne giderek dili Türkçe olan halkların masallarını derledi, çağdaş psikolojinin gereklerini dikkate olarak yeniden yazdı. 1979 yılından beri çalışmaları birçok kez ödüllendirildi. Örneğin 2001 yılında Türkiye’den Almanya’ya işgücü göçünün 40. Yılı nedeniyle açılan yarışmada “Anadili Gerekli midir?” adlı denemesiyle “Cumhuriyet Gazetesi” birincilik ödülünü aldı. 2002 yılında “Sihirli Limon” adlı masal kitabı Almanya Eğitim ve Bilim Bakanlığı’nın 20 kitaplık listesine seçilerek, bütün çocuklara ve ailelere tavsiye edildi.

Türkçe konuşulan ülkelerin, yurtların masalları üzerine çalışmaları da ödüllendirildi. Son olarak geçen yıl “Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu”nun “Türk Halk Kültürüne Hizmet Ödülü”nü alanlar arasında yer aldı.

3 çocuk babası olan Feyzioğlu, 30 yılı aşkın bir süredir Almanya’nın Herten kentinde yaşıyor. Almanya’da sık sık okullardaki okuma programlarıyla çocuklarla bir araya geliyor. Türkiye ve Almanya’daki yoğun programından kalan zamanlarda da masallar üzerine çalışmalarına devam ediyor.

Feyzioğlu’nun derleyip, yeniden yazıp kitaplaştırdığı masallar, ileride resimli roman, film gibi farklı formatlarda yeniden karşımıza çıkabilir. Bu konuda çalışmalar sürüyor.


Kardeş masalları kitaplaştırıyor

Yücel Feyzioğlu’nun Türk dünyasından derlediği masalları içeren kitaplarından bir demet:

Hıdırellez Geldi (Anadolu’dan Masallar)

Keloğlan İle Asamat Köprüsü (Anadolu’dan Masallar)

Doğrubay ile Eğribay (Kıpçak –Özbek – Terekeme Masalları)

Öksüz Oğul (Hakas – Tuva – Yakutistan Masalları)

Bir Karış Boy – İki Karış Sakal (Kerkük – İran – Türkmenistan Masalları)

Şirince Şeşen (Kazakistan – Kırgızistan Masalları)

Dillidüdük ile Altınses (Başkurdistan Masalları)

Yarım Horoz Kardeş (Balkanlardan Masallar)

Şah Abbas ile Şah Banu (Nogay – Karay – Kumuk Masalları)

İristu ile Akdoğan (Altay’dan Masallar)

Dimitraş ile Pıtıraş (Gagavuz Yeri’nden Masallar)

Pürus Batur ile Aksıla (Tataristan’dan Masallar)

Yanık ile Dilek Boncuğu (Azarbeycan’dan Masallar)

Cadı ile Çilbik (Dağıştan’dan Masallar)

Aldar Köse (Kazakistan’dan Masal ve Öyküler)

Er Tapıldı (Kırgızistan’dan Masallar)

AçılKabağım Açıl (Kosova’dan Masallar)

Murkumono ile Çomotay (Özbekistan’dan Masallar)

Yartı Kulak (Türkmenistan’dan Masallar)

Serçe Koyun Avlarken (Uygurlardan Masallar)

Alp ile Asamat Köprüsü (Çuvaş Masalları)

Fevzioğlu’nun Anadolu ve Mezopotamya’dan Sümer, Kürt, Türk, Süryani masal ve öykülerini içeren, yayına hazır 8 kitabı daha var:

Lokman Hekim ile Çırağı (Anadolu Masalları)

Sultan Süleyman Mührü (Anadolu Masalları)

Sihirli Limon (Anadolu Masalları)

Ayıkulak (Anadolu – Azerbaycan Masalları)

Herşey Oyunla Başladı (Mezopotamya Masal ve Öyküleri)

Mirza Memed ile Ejderha (Mezopotanya Masalları)

Adapa (Mezopotamya Masalları)

Selahaddin Eyyubi ile Akıllı Kız (Mezopotamya Masal ve Öyküler)


Sihirli Limon’un sırrı

“Sihirli Limon”da üç arkadaş bir kıza âşık olur. Çok iyi arkadaşken kavga ederler, dede araya girer, kızın düşüncesini almalarını önerir. Üç arkadaş kıza gider, “Üçümüz de seni seviyoruz, hangimizi eş seçeceksin?” diye sorarlar. Kız da, “Evlenme zamanı değil, ben meslek öğreniyorum, siz de gidin bir meslek öğrenin, bana bir hediye getirin, kimin hediyesini beğenirsem onunla evlenirim” der. Üç arkadaşın başka seçeneği kalmamıştır. O motivasyonla meslek öğrenmeye giderler ve en fantastik hediyeyi getirmek için macera başlar. İşte sır burada. Okur aşkın sonunu merak eder, ama meslek olmadan aşk başarıya ulaşmayacaktır! Bilinçaltına verilmek istenen bu. Ayrıca teması aşk olmayan ama merak öğesi çok güçlü benzer bir yığın masalımız var: Türkiye ve Azerbaycan’da ünlü olan “Keloğlan/Keçeloğlan ile Oh’un Masalı”, Özbeklerin “Alican’ın Öğrenme Tutkusu” gibi... Sihirli Limon çocukların üzerinde o kadar etkili oldu ki, on yıl boyunca bu masalı onlara okudum, kitap imzaladım. Alman ve Türk öğretmenler bu masalı okuduktan sonra çocuklar arasında “meslekleri” tartıştılar, meslek bilincini yerleştirmeğe çalıştılar.

Ben bu pratik uygulamaların sonuçlarını gördükçe masalların daha onlarca işlevi olduğunu bizzat kendim de kavradım, onları keşfetmeğe çalıştım. Her masalcı masal anlattıkça benim gibi bu işlevleri fark etmiş, masalı dallandırıp budaklandırmış, masalı ballandırmış, daha başka işlevler katmış. Bunları yüzlerce sayfada anlatabiliriz.


“Toplumlar masallarla gelişiyor”
 

- Bilgisayar ve internet çağında, eski çağların masallarının çocukların, dolayısıyla toplumların psikolojik gelişiminde hala çok önemli. Bir eğitimci ve bu konuda yıllardır çalışmalar sürdüren bir araştırmacı olarak sizce de öyle mi?

Evet, bence de öyle. Masallar insanların psikolojik ihtiyaçlarını en iyi karşılayan öyküler. Çünkü içinde fantezi var. İnsanoğlu o fanteziye inanıyor, onun arkasından maceralı bir yolculuğa çıkıyor. Bu yolculukta da güçlüklerle karşılaşıyor, mücadele ediyor, deney kazanıyor, olgunlaşıyor, yeni icatlara imza atıyor, mutlu oluyor, doymuyor, yeni bir maceraya atılıyor. Çarpıcı bir örnek: İlk insan da ölümsüz olmak istiyordu, günümüz insanı da... Tarihte ilk yazıya geçmiş masal da bu ihtiyacı karşılıyor, adı:  Adapa. M.Ö. 1750 yıllarında Hammurabi yasalarıyla yazıya geçmiş. Sümerli bir yazara ait. Tablette yayınlandıktan 3760 yıl sonra ben ikinci baskısını Yazı Çivilemek adlı kitabımda yaptım. Ama bu masal sözlü gelenekte hep sürüp geldi. Adapa, Mezopotamyalı bir yiğit. Hayatı çok seviyor, Dicle ile Fırat arasına kanallar açıp toprağı suluyor, meyve fidanları dikiyor, sebze tohumları ekiyor. Fakat ölümlü olduğunu bildiği için motivasyonu düşüyor, ölümsüzlük ekmeğini almak için Gök Tanrısına gitmeğe karar veriyor, yelkenlisine biniyor. Gök Tanrısı da fırtınayı salıp onun yelkenini kırıyor, Adapa da fırtınanın kanadını tutup kırıyor, inanılmaz macera bu noktada başlıyor. Bu macera günümüze kadar öyle bir gelişim gösteriyor, insanoğlu öyle bir yol alıyor ki; ölüme çare bulamıyor ama, ömrünü birkaç kat uzatmayı beceriyor. Bir yığın buluşlar yapıyor. O nedenle TIP alanındaki gelişmeler, bütün teknoloji ve bilimsel alandaki gelişmelerin önünde gidiyor. Ama insanoğlu doymuyor, hergün biraz daha o macerayı yoğunlaştırarak sürdürüyor...

Teknik gelişmenin temelinde de bu masal geleneği var.

Einstein, “Bilgi sınırlı olduğu için fantezi bilgiden daha önemlidir” derken tam da bunu kastediyor. Bizde “Sihirli At” adında bir masal var. Bu, İpekyolu’ndaki kervansaray konaklamalarında yaratılmış. Halife Harun el Reşid’in de çok hoşuna gitmiş. Saray masalcısı Muhammed el Gahşigar’a “Sen bunu yazıya geç, unutulmasın” demiş. O da 1200 yıl önce yazıya geçmiş. Masal özetle şöyle: Üç bilgin İran Şahı’nın kızına âşık olur. Üçü de Şah’a elçi gelir, kızını isterler. Şah da der ki: “Sizin maharetiniz, yeteneğiniz ne ki ben size kızımı vereyim?” Birinci bilgin: “Ben bir tavus kuşu yaptım, siz zamanı öğrenmek istediğinizde saat kaçsa, tavus kuşu o kadar kanadını sallayacak, zamanı öğrenmiş olacaksınız.” İkinci bilgin: “Ben boynuzdan bir uyarı aracı yaptım. Sur kapısına asacaksınız, bir tehlike olunca o boynuz uluyarak sizi uyaracak.” Üçüncü bilgin de: “Ben maun ağacından sihirli bir at yaptım,” demiş, “üstüne bineceksiniz, sağ kulağını çevirdiğinizde at havalanacak, üç günde gittiğiniz yolu üç saatte gidecek, inmek istediğinizde sol kulağını bükeceksiniz, at yere inecek...” İşte böyle. Bütün buluşlar önce fantezide yaratılıyor, sonra hayata geçiriliyor. Fantezisi olmayan hiçbir masal ya da öykü bu kadar uzun yaşamıyor.


Masallardaki ayrımcı-ırkçı kavramlar üzerine

Almanya'da kisa bir süre önce çocuk masallarının dillerini ırkçı, ayrımcı kavramlardan arındırma amaçlı bir girişim başlatıldı. Masallar ortaya çıktığında şimdiki gibi ayrımcılık, ırkçılık yansıtmayan, ama günümüzde tam tersine çağrışımları olan "zenci" (Neger) gibi kavramlar masallardan çıkarıp, yeniden yayınlanıyor. Bu uygulamaya karşı çıkanlar da var.. Örneğin bunların tüm insanlığın ortak malı olan kültürel eserler olduğu ve orijinalitesinin bozulmaması gerektiği belirtiliyor. Sizin yaklaşımınız nedir?

Bizde de zenci masalları anlatılır. “Bir dudağı yerde bir dudağı gökte Arap" şeklinde geçer. Bu “Arap” siyah derili –zenci- anlamına gelir, inilip de çıkılmaz bir kuyu içinde yaşar, oraya su çıkarmak için inenlere bir sorusu vardır. Yanında bulunan bir kurbağa ile dünya güzeli bir kızı göstererek, “hangisi daha güzel?” der. Doğru cevap vermeyenleri öldürür. Fakat bir masal kahramanı, “Gönül kimi severse güzel odur,” diye cevap verince zenci onun arkadaşı olur, hizmetine girer, işini kolaylaştırır. “Zenc” Arapça’dan bize geçmiş, siyahi anlamına geir. Zenciyle bizim ilişkimiz, Batılının zenciyle ilişkisine benzemez. Batılı onu köle olarak getirmiştir, eziyet etmiştir, alıp satmıştır. Bu, vicdanında ve bilinçaltında bir kara leke olarak hep canlı durmakta, bundan kurtulmaya çalışmaktadır. Hatta İngiltere’de bir TV dizisi çekilmektedir şu sıra. Bir bölümü şöyledir: Evli bir kadının bir zenciyle kaçak ilişkisi olur. Hamile kalır, kocasından mı, zenciden mi belli değil. Doğum günü gelir, çok korkmaktadır. Derken çocuk dünyaya gelir ve zencidir. Doktorlar, hemşireler ne diyeceklerini şaşırır, susarlar. Baba hayırlı haberi beklemekte. Ne diyecekler adama. Kapıyı açarlar, buyrun derler. Adam içeri gelir, çocuğu kollarının arasına alır, şaşkın bir biçimde uzun uzun bakar. Herkes susar. Adam: “Ben bebeklerden çok fazla anlamam, ama bu gördüğüm en güzel bebek” der. Böylece beyaz adam vicdanını temizlemiş olur.

Bizde öyle değil ki. İlk ezanı okuyan kişi zencidir, kutlu kişidir.

Binbir Gece Masallarını anımsayın. Orada saraydadır zenci, Şahın karısıyla sevişir. Öyle sevişir ki bütün erkekleri kıskandırır, sanıyorum o bölümleri okuyan her kadın da bir zenciyle sevişme arzusu hissedebilir. Unutulmayacak erotik sahnelerdir. Bunlar çocuklar için değil tabii. Halife Harun el Reşit döneminden itibaren, 8.yüzyılda, Halife el Memun döneminde 9. yüzyılda ve devamında serbest olan bu masallar ne yazık ki bu bölümlerden ötürü bugün birçok İslam ülkesinde yasaktır. Yasak sebebi zenci sözünden ötürü değildir.

Zenciyi veya başkasını küçümseyen, hor gören metinlerin çocuklara okutulmasını ben de istemem, ama ortadan kaldırılmasından yana da değilim. Çünkü geçmişin olumlu, olumsuz izlerini ortadan kaldırmak, geçmişi silikleştirmek kimsenin hakkı değildir.


Almanya’da Türkçe iletişimin geleceği

Siz uzun yıllardır yaşadığını Almanya'nın geleceğinde Türkçe'nin bir iletişim ve kültür dili olarak yerini nasıl görüyorsunuz? Sizce Türkçe, Almanya'daki gelecek kuşakların kullandığı dillerden biri olacak mı?

Birgün Alman Yazarlar Birliği üyelerinden bir Yahudi arkadaşa sordum: “Yahu siz Allah’ın dayısı oğlu musunuz kardeşim? Nasıl oluyor da yaşadığınız her toplumda en önde oluyorsunuz? Politikacılar, fizikçiler, önemli filozoflar, yazarlar, ressamlar bakıyorum Yahudi kökenli. Bunun sırrı nedir?” Arkadaş güldü ve şöyle bir cevap verdi: “Çok basit: Bizim en büyük hazinemiz dilimiz ve kültürümüz. Hangi toplumda olursak olalım, kendi anadilimizi çocuklara mutlaka öğretiyoruz, yaşadığımız toplumun dilini de asla ihmal etmiyoruz. Bir de bizim tarihimizi, dinimizi, geleneğimizi, göreneğimizi, masallarımızı, efsanelerimizi çocuklara anlatıyoruz. Özellikle de masal dilinde anlatıyoruz. Bunları yirmi cilt haline getirmişiz. Bir genç kız evlenirken bu kitaplar kendisine ceyiz olarak verilir, doğacak ilk çocuğu bu kültürle yetiştirilir artı yaşadığı toplumun kültürünü de öğrenir. Böylece çocuklarımız toplumun önde gelen insanları olur.”

Böyle olsa bizim dilimizde gelecekteki kuşakların kullanacağı dil olur. Ancak  Yahudiler tarih boyunca ezilmiş, hor görülmüş, kıyıma uğramış, bir daha bunu yaşamamak için refleksleri farklı gelişmiş, toplumların en önüne geçmeye çalışıyorlar. Biz ise imparatorluklar kurmuşuz, beş cihana hükmetmişiz. Bizim genlerimizde de hep üstünlük reflesleri var. Hangi toplumda olursak olalım, diğerlerine pek aldırmıyoruz, kendimizi otomatik olarak, bir sıfır ileride görüyoruz. Bu da bizi gerçeklikten uzaklaştırıyor, aşağı çekiyor. O nedenle Türkçenin gelecekte güçlü bir varlık göstereceği konusunda kuşkularım var. 

Yücel Feyzioğlu
Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)