Adnan Azar'la az yazmak, az görünmek... / Ramazan Teknikel
A.Adnan Azar’la az yazmak, az görünmek ve yaşamın diğer halleri üzerine
Dergilerde az görünüyorsunuz. Necatigil’in “Az görün, çok görürler” sözünü çok mu tuttunuz?
Az yazıyorum. Çok şiir yazmak isterdim ama sık yayımlar mıydım,
kestiremiyorum doğrusu. Necatigil 63’de şunu da söylemiş: “Dışarıyı dinleme,
içerdeyim / Kımıldayan perdenin şimdi az berisinde.”
Sadece şiiriniz değil, siz de az görünüyorsunuz. Üç yıldır Ankara’dayım, haftanın en az üç günü Konur Sokak’tayım. Sizi sadece üç kez görebildim. Bu da mı Necatigil’in sözüne bağlılığınızdan?
Özlediğim halde Kızılay’a çok az inebiliyorum. Her gün oralarda olmak, yemek, içmek, kitap bakmak, tembellik hakkımı kullanmak isterdim; ama “hayat işte!”. 80’li, 90’lı yıllarda sadece Konur’un değil, arkadaşlarım ve ben köşe bucak bütün Kızılay’ın hakkını verdik ve payımıza düşeni de aldık sanırım. Şiir ‘yancı’ydı yanımızda. Hatırlayın; Haydar {Ergülen}, ne ‘70’ ne ‘80’, ‘Büyük Ekspres Kuşağı’ diyor, kendisi dahil, biz hepimize. Şimdi “içerdeyim”; evet!
Şiir kitaplarınız bile az sayfalı!
Londra’da, kahve kokan bir kitapevinde ‘boş sayfalı’ bir şiir kitabı görmüş ve çok sevmiştim.
Yasak Meyve’nin Eylül-Ekim 2010 sayısında dosya konusu olan ‘şair ve yalanı’ sormacası için, diğer şairler birer ikişer sayfa yazarken sizin yazınız bir sayfa bile değil. Sorulara da mı az yanıt vermeli?
Genel olarak yanıt vermeyi değil, soru sormayı isterim. Ama, Yasak Meyve’yi ve ‘yalan’ı severim; sizi de otuz beş yıldır {iyi} bilirim. Şimdi birlikte olmak güzel.
Soru veya sorular kışkırtıcıysa eğer ve yanıtınız, kısa ya da uzun, anlaşılıyorsa, mesele yok, demektir. Anlaşılmıyorsanız, mesele de anlaşılmamıştır ve ‘yok’sunuzdur zaten. ‘Yok’ olmak bir varoluş biçimidir; iyidir; potansiyel bir şeydir.
Şiirinizi 70’li yıllarda çıkan dergilerden biliyorum. Sizi tanımadan önce şiiriniz bana hep sanki sizin gibi az görünen bir şairi çağrıştırırdı; dingin ve bağırmayan. Sahiden öyle misiniz? Özel yaşamınızda da şiiriniz gibi bağırmayan, dingin biri misiniz? Şiiriniz gibi siz de mi hiç sinirlenmezsiniz?
Bağırmam; ses tellerimi korumaya çalışırım (!). Ama ‘dingin biri’ değilim.
Sevgili Ahmet Telli şöyle yazmıştı Yeni Zaman kitabımın arka kapağına: ‘Huzursuz ve huysuz. Cana yakın ve can yakıcı. Çok yakın -yakın ve mesafe/siz/li.’
Bu doğru saptamanın bugün de geçerli olduğunu duyuyorum yakın çevremden.
Ayrıca film setlerinde sinirlenirim ve beş yıldır sinirlenemiyorum. Sinirlenemediğim için sinirim bozuk.
Azer Yaran, Haşim Çatış, Adnan Azar isimleri nedense bana hep birbirini çağrıştıran üç şairdi. Bu yıllardır böyledir bende, 70’li, 80’li yıllardan beri. Şiirinizde bir akrabalık mı var? Ben mi yanılıyorum? Bir geçiş, bir köprü mü var?
Azer Yaran arkadaşı olmaktan onur duyduğum bir şair. Birlikte geçirdiğimiz günlerden kalanların bir bölümünü Akatalpa’ya yazdım. Azer’le beni, Cahit Külebi karıştırırdı. Haşim Çatış’la ne yazık ki tanışamadım; şiirini çok değerli bulurum; her fırsatta anarım. Belki bir ‘fonetik yanılsama’ ya da ‘imgesel’ bir ağ… Yazdığımız şiirler bakımından bir akrabalık bağından söz edilemez ama Azer Yaran ve Haşim Çatış’la birlikte anılmak beni çok sevindirdi. Haşim de ‘uzak’ arkadaşımdır.
Şairlerin kafalarının bir yerlerinde dergi çıkarma düşüncesi hiç eksik olmaz, derler. Ama sizin hiçbir zaman böyle bir düşünce içine girdiğinizi sanmıyorum. Yanılıyor muyum?
Süreyya Berfe ‘Bolluk’ adlı şiirini ‘Bir dergi de ben mi çıkarsam acaba / çok şiir yazdım son günlerde.’ dizeleriyle bitiriyor. Şimdilerde böyle bir durum var galiba.
Bu ‘bolluk’, şiirin, şiiri değerlendirmenin demokratikleşmesine evrilsin isterim.
70’li yılların sonuna doğru, Çark Dağıtım bünyesinde bir dergi girişimimiz oldu.
Kağıt yokluğu durdurdu bizi. Eldeki kağıtla, Yannis Ritsos’un Boyun Eğmeyen Ülke’sini ve Özdemir İnce’nin Kiraz Zamanı kitabının yeni baskısını yayımladık.
Tek yayıncılık/editörlük serüvenimdir. Ama ilerde, çok çok sonra boş sayfalı ve tek sayı çıkacak bir dergi tasarım var. Adı bile belli: BOL!
Şiirle ilk tanıştığınız yıllardan beri iyi bir dergi izleyicisi olduğunuzu öğrendim. Ya şimdilerde? Son yıllarda çıkan dergiler size 70’li yılların dergilerinin coşkusunu veriyor mu?
70’li yıllardaki coşku, şimdi hangi alanda var ki! ‘Çok olmak’ ve ‘olmak’ farklı durum ve kavramlar. Ama her kuşaktan editörün coşkusunu hissetmemek mümkün mü!
Film yönetmenisiniz. Yönetmenliğinizin şiirinize bir katkısı oluyor mu? Ya da karşıtını söylersek, şairliğinizin yönetmenliğinize bir katkısı?
Yoğun çalıştığım bir dönem, film çekiyor olmak, sekiz yıl şiir yazdırtmadı bana. Tek dize bile yazamadım. Şairliğim değil ama şiir, ‘film yönetimi’ kavrayışıma azımsanamayacak katkılar sağladı. Arada bir şiir yazan biri olmayı, şair olma’ya tercih ederim. ‘Şair olmak’tan hiçbir zaman hoşlanmadım.
Rüzgâr İstasyonu sondan bir önceki şiir kitabınız. Bir film için ‘rüzgâr istasyonu’ kurulacak olsa Ankara’da sizce en uygun yer neresidir?
Yeni Doğan’da da olur, Çinçin’de de. Ama kurulmasa daha iyi olur. Rüzgâr çıplakken daha ‘hoş’ değil midir! Yok mutlaka kuralım, diyorsanız Budak’a yanaşmak ve danışmak gerektir!
Şiirimizin az görünen, ama çok görünen şairine, bu içtenlikli, az, ama çok söyleşi için teşekkür ederim.
Ben de… Ama, bir’az’ ‘az’altsak…
Ramazan Teknikel
(Sincan İstasyonu, Kasım 2010, Sayı: 39)
Gerçekedebiyat.com
YORUMLAR