Sevgili Abey ,
 
Demek evledin ha.!   Karşı-devrimci gazetelerin ilanlarından öğrendiğimize göre Amerikanın ulusal güvenliğini ve piyasa düzenini tebdil-tağyir ve ilga etmeden Eşley adlı Amerikalı bir kızla evlenmişsin. Aferin sana; kim demiş Abey müzmin ve anan aşağı baban yukarı bir bekar diye!
 
Biliyor musun Abey, aslında bu  sana ilk mektubum değil; daha önce  iki a priori mektup denemem   olmuştu. Fakat; nasıl olmuşsa o iki a priori mektup da, sehven Amerikan haber alma teşkilatının  psikolojik savaş seksiyonuna gitmiş. Umarım senin başını ağrıtmamışlardır. Peki ama, sehven-mehven, o mektupların cia’da işi ne !? Altı üstü, özgürlükler ülkesi Amerika’da haberleşme özgürlüğümüzü kullandık. Yoksa; Türk’üz diye bize de mi etnik psikiyatri(1) uyguluyorlar Abey!?
 
Bilirsin; hiçbirimiz bu dünyaya Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü, Ermeni, Yunanlı, Fransız, Alman, Japon, Çinli, Hintli; sunni, levi; Protestan, Katolik, Müslüman, Şinto, Budist..  olarak  gelmeyiz.bunlar bize ögretilir; ve pekiştirilmezseler şartlı reflekslerimiz gibi zamanla sönerler. Yoksa bunlar bizi Nato üyesiyiz diye Pavlov’un köpekleri mi sandı; sinyali verdiler mi   milli tepki ve duygularımızdan vazgeçeceğiz;öyle mi!? Geç bunları  Abey. Biz hala devrimci yüce Türk Milletiyiz ve burası da Atatürk Türkiyesi; Amerikan Türkiyesi değil!! İnanmayan 29 Ekimlerde meydanlara toplanan milyonlara bir baksın; Atatürk devrimciliğinin bu topraklarda hala yaşadığını görecektir. Yeter ki İşçi sınıfı da 29 Ekimlerle birleşme iradesini göstersin. Sen gör o zaman Türkiyenin şahlanışını; Ne Nato kalır ne süper-Nato !
 
Neyse; madem evlendin sana ilk nasihat Halil Cibran’dan olsun. Bak; Profet adlı meşhur yapıtında ne diyor evliliğe dair Cibran:
 
“...sonra yine El Mitra söz aldı: Ya evlilik için ne dersin, erenler ? 
 
Ve yanıtladı El Mustafa: (……) Birbirinizi sevin, ama sevginin üzerine bağlayıcı anlaşmalar koymayın. Bırakın yüreklerinizin sahilleri arasında gelgit çalkalanan bir deniz olsun sevgi. Birbirinizin kadehini onunla doldurun; ama; kadehe eğilip içmeyin. Ekmeğinizi bölüşün; ama ayni lokmayı dişlemeye kalkmayın. Şarkı söyleyin, dans edin eğlenin birlikte; ama; ikinizin de birer yalnız olduğunu unutmayın. Çünkü; lavtadan dağılan müzik ayni,ama nameleri çıkaran teller ayrıdır. Yüreklerinizi birbirine bağlayın; ama biri ötekinin saklayıcısı olmasın;çünkü; ancak hayat‘ın elidir yüreklerinizi saklayacak olan. Hep yan yana olun; ama; birbirinize fazla sokulmayın; çünkü; tapınağı taşıyan sütünlar da birbirinden ayrıdır. Çünkü; bir selvi ile bir meşe birbirinin gölgesinde yetişmez.”
 
Umarım bu nasihatları tutarsın.
 
Sevgili gani gönüllü Abey ve onun Amerikalı sarışın  karısı Eşley, duyduk ki; anti-ideolojik bir süper tropik rüzgar, -çok şükür; her şeyin ardında Başbakanlık koltuğuna oturtulanlar  gibi bir ideolojik neden arayanlardan değiliz!- sandy derler adına, kasırga olup  sizin oralarda  afet olmuş. Oysa; biz "afet" deyince sadece, kapitalizmi  ve onun dölü  olan emperyalizmin baskı,sömürü ve kanlı savaşlarını anlardık. Meğer; kasırga olmuş rüzgarların da afeti varmış! Ama; ne hikmetse, New York'da hayatı felç eden sandy kasırgası, sizin şu Pennsylvania eyaletini  hiç vur(a)mamış. İnternette söylendiğine göre, söz konusu eyalette yaşayan kerameti kendinden menkul, nefesi kuvvetli, üfürükçü bir şeyh’in imal etmiş olduğu anti-kasırga duaları  ve okunmuş şekerleri sayesinde elhamdülillah korkulan olmamış; apocalyptic(2) hasar önlenmiş.
 
Sevgili Abey, ben denizci olduğum için bilirim, her rüzgar fırtına;her fırtına da 'sandy' kasırgası(hurricane) değildir.Anlayacağın,yine mahut Tekil-Tümel meselesi. yani; Tekil'den ayrı olarak Tümel'in  kendi başına(per se) bir gerçekliği yoktur/olamaz. Anlayacağın Abey,Rüzgar başka,Fırtına başka,Kasırga başkadır. O yüzden;  her birinin kendine göre/özgü bir  anti-duası ve okunmuş şekeri olmalı. Farzı misal,sen şimdi kalkıp bofor rüzgar skalasında belirtilen üç  ya da  beş bofor  kuvvetindeki bir rüzgar için üfürüğünle bir fırtına duası veya okunmuş şeker  imal edersen  olmaz.
 
Nitekim( 12 eylül darbesi olalı beri nedense bu Bağlaçtan hiç haz almam.Zira; bana hep ,650 bin gözaltıyı;1 milyon683 bin fişlenmiş kişiyi;210 bin davada yargılanan 230 bin kişiyi; idamı istenen 7 bin kişiyi; idam kararı verilen 517 kişiyi;  asılan 50 kişiyi;388 bin kişiye pasaport verilmemesini;30 bin kişinin sakıncalı olması sebebiyle işine son verilmesini;30 bin kişinin siyasi mülteci olarak yurt dışına gitmesini;300 kişinin kuşkulu biçimde ölmesini; ve 171 kişinin işkenceyle öldürülmesini hatırlatır.Tabi; bir de bunlara mağdur olanların aile ve yakınlarını da ilave edebiliriz. Neresini seveyim ben bu Bağlacın!? "Bizim Oğlanlar"ın ideolojik özetini yapan tam bir süper-natocu bağlaç! Bu yüzden, bundan böyle,natocu “nitekim” bağlacı yerine Namık Kemal ve Tevfik Fikret'lerin “filhakika “ bağlacını kullanacağım.)
 
Ne diyordum Abey,hah tamam,her tekil rüzgarın kendine özgü bir anti rüzgar duası ve okunmuş şekeri olması gerektiğini anlatıyordum. Araya 12 eylül girmişti..Filhakika(tamam işte;nihayet şu melun “nitekim”  den şimdilik kurtulmuş oldum!), saatte 35-40 knot yapan ve kaba denizlerin iyice kabalaştığı bir  poyraz fırtınası için de,keza, yerleri ve gökleri yaran bir kasırgaya göre anti-kasırga duası ve okunmuş şeker katiyen imal edemezsiniz. Ebussuud Efendinin bu konuda fetvaları olsa bile, zinhar; ilim gereğidir diye bu duaları yapmak da farz değildir. Zira;rahmetli Ebussuud Efendi  “medreselerde müspet ilim okutulmasına gerek yoktur” fetvasını buyurmuş şeyhülislamdır.
 
Oysa; ayni mesele karşısında, hak severliği ve doğruluğu ile nam salmış ve 3 kudretli padişaha(2.Beyazıt,Yavuz Sultan Selim,Kanuni Sultan Süleyman) toplam 24 yıl şeyhülislamlık yapmış olan; zühd ve takva sahibi  Zenbilli Ali Efendi olsa idi, belki, Ebussuud Efendinin aksine, bu anti-rüzgar dualarını ve okunmuş şekerleri  islama ve ilme uygun görmezdi. O yüzden; günümüz skolastiğini  ve yobazlığını biraz da Ebussuud Efendi’lerde aramak gerek.
 
Sevgili Abey, bu arada bilmem biliyor musun, aslında, Amerikadaki  üfürükçü dualarda kendi arasında ikiye ayrılıyormuş: 1-good(gud)dualar   2-bad(bed)dualar. Guddualar, iyilik dualarıdır. Beddualar ise,  kötülük dualarıymış. Beddualar,daha ziyade,11 eylül sonrası, “ya bizdensin ya da bize düşmansın” denilerek, "yav sende kimyasal silah varmış" yalanıyla 1,5 milyon Iraklı müslümanın "sehven" kanının akıtmak için  Büyük Orta Doğu Haçlı Seferi'ne çıkılacağı zaman Amerikan başkanları tarafından yapılan dualarmış.
 
Her iki dua da, günün her saatinde,  mahiyetinde 2 milyondan fazla ücretli işçi çalıştıran Wallmart mağazalar zincirinde  barkodlu olarak satılıyormuş. Şu Amerikada her şey satlık derlerdi de inanmazdık!  Meğer duaları bile satlıkmış!! Ne de olsa bunlar, vaktiyle endülüjans belgeleri(cennet tapusu)  karşılığında günahlarını papaya satan bir kuşağın torunlarıydı. Dolayısyla, Kapitalist dünya silme günah(kar) kaynadığından Papalığın muazzam servetinin kaynağı da,  mafiyatik günah ticaretinde  yatıyormuş diyorlar.
 
Sevgili Abey, muhakkak haberin olmuştur, sizin oranın gazetelerinin yazdığına göre, gelecekteki hava durumunu istihareye yatmadan  haber veren meteoroloji bilimi uzmanlarının yaklaşan sandy kasırgasını rapor etmesi üzerine, Pennsylvania’daki   Üfürükçü Anti-kasırga  beddualarına bir anda rağbet artmış; Wallmart raflarında beddua ve okunmuş şeker kalmamış. Duasız kalan halkın    panik yapmaması için de,  sözü edilen anti-kasırga duaları,  görevlilerce, kasırganın sallayacağı ağaçlara ve ev çatılarına tek tek önceden asılmış. Bu arada,  “öncü bedduacılar”dan oluşan    anti-kasırga üfürük mangaları da, boş durmamış; okunmuş şekerleri,  sokak sokak amerikın pipıl’a dağıtmış.
 
Ayrıca; her mahallede, kasırga karşıtı özel görevli(lendirilmiş) “dua sığınakları” oluşturulmuştur.  Böylece; özel görevli  “dua sığınakları”na yaklaşan kasırga, gudduaların ve bedduaların anti-üfürük  ilahi gücü karşısında rotasını değiştirmek zorunda kaldığından  kasırganın üfleme ve tahrip gücü kısmen akamete uğratılarak afet (catastrophe)  önlenmiş.
 
Ey Yumurtaya can veren allahım sen nelere kadirmişsin be!! “şeyhler,müritler,mensuplar  ülkesi olamaz denilen ve aslında üç tarafı Deniz’lerle çevrili şu cennet vatan  Türkiyemizi; ve dahi Cumhuriyetimizi , şu Atlantik kaynaklı lanetli kasırgalardan  ne olursun koru ya rabbi !!
 
Sevgili Abey, ne olursun ve Allah aşkına,mektup yazmada geciktiğim için bana kızma ve gücenme. Hadd-ı zatında biz gücenilecek adam mıyız ? inan; süper-nato çarpsın ki(her zaman ekmek Mushaf çarpacak değil ya!) daha önce yazacak durumda değildim. Memleketin hali bildiğin gibi değil; buralarda hala, milli egemenlik ve bağımsızlık  Atlantikçi Üfürükçülerin elinde ve  denetiminde.üstelik bu muazzam rezilliğin ve bağımlılığın sorumluluğu da ,sofistike(sophisticated)  bir tertiple, asıl bu soygun düzenine ve çağdaş köleliğe son vermek isteyen milli egemenlikçi ve bağımsızlıkçıların  üzerine yıkılmış. Şimdi bu durumda sen olsaydın ne yapardın Abey? Hikmet Kıvılcımlı’nın dediği  İkinci Kuvvayı Milliyemiz için elini taşın altına koymaz mıydın ? 
 
Gerçi sen yıllar önce okumak üzere pitoresk kent Paris’e gitmiştin.68 gösterileri olurken bohem olup  o humanizm yıllarında Avrupayı ,özellikle cote d’azoure bi güzel  gezmiştin.Şayet ;İstanbul’daki filoloji yıllarından başlayıp Parisli yıllarında Hegelci Diyalektiğin Maddeci Dostları derneğine üye olmuş olsaydın belki şimdilerde Türkiyenin toplumsal ihtiyaçlarına hep birlikte çözüm arıyor olurduk.Hem de bir “escapist”3 olarak değil;bizzat insanın gündelik ve ömürlük hayatındaki her türlü toplumsal/bireysel sorunları;emeğin karşılaştığı her türlü irrasyonelliği  hayatta ve hayatla  rasyonalize ederek..Oysa,sen, bir zen monk4 olma yolunu seçmiştin.
 
Kaçarak, nesnel gerçekliğin problemleri çözülemez ki Abey ! kaçsan nereye kaçacaksın ? yerin belli işin belli,anan belli baban belli;dünyan belli;kosmoz belli..Bana yıllar önce yazmış olduğun o amerikanın “ugly aspect”5 ini  yaldızlayan mektubunu okuduktan sonra demiştim ki kendi kendime,abd resmi makamları senin amerikaya dair fikirlerinden haber olmuş olsa idi yeşil pasaportunu çoktan cebine koymuş olurlardı.
 
Hala, İnsanın,siyasi polisin uzağında, iyi yaşadığı yer vatanıdır diyorsan o başka! Ama unutma,Vatan,belirli bir tarla, arsa parçası değildir.kimileri için belki çek defterleri,banka kasaları ,sermaye birikimi ..ya da emek sömürüsü, baskı ve zulum saltanatı anlamına gelebilir,ama,  kimileri için de,  hudut boylarında nöbet beklenen; uğruna ölünen ve alınterini akıttığın topraktır vatan.
 
Ya da Nazım’ın dediği gibi: “Şehitler,Kuvvayi Milliye şehitleri/Sakarya’da, İnönü’de, Afyon’dakiler/ Dumlupınar’dakiler de elbet/ Ve de Aydın’da,Antep’te vurulup düşenler/siz toprak altındaki ulu köklerimizsiniz/Yatarsınız al kanlar içerisinde/Şehitler Kuvvayi Milliye şehitleri”dir, Vatan!
 
Sevgili Abey,bu mutlu günlerinde hayat memat meselelerinden bahsederek daha fazla canını sıkmak istemem.Hadi bunları boş verelim;  “hey gidi Napoli” günlerimize geri dönelim.Türk lirasının İtalyan liretine üstün olduğu yıllardı. Gemimiz Napoli Limanına  yanaşırken  rıhtımda  bizi bekleyişin ve bir gemiadamı gibi halatı  babaya takışın; gemiden kendimizi   Napoli sokaklarına atışımız; afrid taksi sürücüleriyle bozuk bir İtalyanca konuşup kötü kaldırımlarda mavi pancurlu pencereleri arayışımız; stajer arkadaşlarla hep birlikte efsanevi  Pompei  kentini ziyaretimiz ve  bademşekeri beyazlarımızla kavak boylu sarışınlara şataşmalarımız   hep gözlerimin önünde. şiddetli bir yaz gribin vardı senin unutamadığım,antibiyotiği bardağa boca eder içerdin.bir de mentollu cigaran,boğaz ağrın varken içtiğin.. sonra,bir gün, bizi sahilde bırakıp Capri adasına uzanan bir vapur yolculuğuna çıktın;o çıkış.bir daha uzun yıllar görüşemedik.
 
Derken, şansın  bir kaydı ; paranın ve eşyanın içine düştün.ve paralandın!  Genişletilmiş meta üretiminin  genişledikçe geliştiği; ve geliştikçe krizleştiği  dönemlerdi. Bilgi gibi ticaret de bereketlenmişti.Yaptığın işten çok paralar kazandın.yedin içtin eğlendin ve gezdin.Ülken dar geliyordu artık,günlüğü 1$ işçilerin olduğu Hint adalarına gittin. Yetmedi Rio’da karnavallarda poz verdin. Mauritus,ve diğer dominyon adaları,uzak doğu   hep senin ilgini  çekiyordu.gittin oraları da gördün.Derken Londra’da İngilizce öğrenmeye koyuldun.bir yılbaşını da amerika'da geçireyim dedin,ve o gidişin.. Amerikaya demir atışın oldu.
 
 Ey Abey,yıllar ne çabuk geçmiş; ve sen nihayet  evlendin.
 
Kayın valde ile aran nasıl;ona “anne” demeye alışabildin mi? Başlarda zor gelebilir ama, her kayın valde damadının elbet bir gün “anne” diyeceğini sabırla bekler. Şayet; başlangıçta sana zor gelirse hiç olmazsa Anne’nin yarısını,”An”,  diyerek kendini alıştırabilirsin.Ben öyle yapmıştım.Sen iyi niyetli olduğunu göster.Gerçi; siz de anne’ye  “mem” diyorlar;”mem”in kısaltması  olmuyor. Koyun gibi “me” diyecek halin yok ya! Ayrıca; “anne” demeden 3.tekil şahışla konuşur gibi öyle ortaya konuşmak da hoş olmuyor. Hem sonra,bu durumu  daha ne kadar böyle sürdürebilirsin ki? İlerde husumet konusu olabilir. Kız anaları da yaman olur; kızını aleyhine  fişşekleyerek  sizi mutluluğunuzdan edebilir.
 
Sevgili Abey,ilanda kayın pederin resmini göremedik.yoksa;kızı bir Türk ile evleniyor diye kızına dargın mı biraz? Kız isteme sırasında var mıydı bilemiyorum. Aman, aranızda husumet olmasın.Seni tanıması için ona fırsat ver.Onu milli içkimiz rakıyla tanıştır. Sarı leblebili  ve acılı çiğ köfteli bir iki tek attıktan sonra sana açılacağından eminim.
 
Kayın pederinin konuşmalarını analiz ederken sakın metafizik düşünce düzen(leniş)inde olduğu gibi analizi sentezin karşısına koyma;Hata edersin.Zira ;onlar birbirlerinden yalıtık bir halde değildir;bilakis iç içedir.Hegel’in dediği gibi “analiz ve sentez varlığın gelişme anları,varlığın diyalektiğidir.”Adam rakının etkisiyle,kimliğini ve kişiliğini saklayabilir; aman dikkatli ol Abey,bu Amerikalılar,ayni zamanda pragmatik insanlardır. bir yerde,Bentham’ın çocukları olduğu için, istediği sonucu elde etmek için   ne gerekli ve yararlı ise onu yaparlar;Hayatları yararcılık üzerine kuruludur.Unutma;emperyalizmin felsefesi Pragmatizm’dir.Nesnel Gerçeği “ Yararcılık”a  indirger dururlar.
 
Sevgili Abey ,duyduk ki,davul zurnacıya vize verilmediği için gelini almak için  kız evine davul zurnasız gitmişsin.Amerikan makamlarına teessüflerimi bildir. Bilirsin;bizde,davul zurnasız  halaya durmadan gelin evden çıkmaz.Hatta; kimi yerlerde şan olsun diye 7 davul 7 zurna ile kız evine gidilir. Ayrıca;gelin konvoyu da yapmamışsınız.Abey, sen gelin bahşisinden kaçacak adam değilsin;yoksa,FBI national security (milli güvenlk) diyerek  ikinci bir emre kadar her türlü gelin konvoyu ve kına gecesi  eğlencelerini   yasakladı mı !? Abey ,itiraf etmeliyim ki,erkek tarafı olarak karizmayı çizdirmişsin biraz.
 
Abey,hiç olmazsa kıza bir  kına gecesi yapaydın.Ne yani, milyarlarca mal ve hizmetin 24 saat satıldığı özgürlükler ülkesi Amerika’da bir süper markette  250 gr kına da mı bulamadın.. En azından bizlere iki satır yazsaydın sana 250 gr kına ihraç eder biz de bu vesileyle hükümetten teşvik primi ve vergi iadesi alırdık.Hep hayali ihracatcılar ve mafia şebekesinin teşvik primi ve vergi iadesi alacak hali yok ya !
 
Bu arada Eşley Ablamıza Kız tarafından neler  takıldı bakıyım? Senin tek  taşları ve beşibiryerdeleri saymazsak,Kolları burma bilezikler,göğsü de Amerikan dolarlarıyla dolmuştur zahar . Aman Abey, takılarınızın kıymetini bilin; bu günlerin yarınları da var.Sevgili Abey, akıl vermiş gibi olmayayım ama, İstersen gelin hanımla konuş ,takılar için bankadan bir kasa kiralayın.sizin oralar banka kaynıyor zaten dünyanın bütün parası sizin bankalarda yatıyor. Böylece servetinizi güvenceye almış olursunuz. Aksi takdirde kızı ikna edip annesi ya da babası takıların bir kısmına el koyabilirler.
 
Kayın Valdeni tenzih ederim ama, Bunların tarihleri oraya buraya el koymalarla doludur. Nerdeyse Latin Amerikasından, uzak doğusana,afrikasına kadar el koymadıkları yer kalmamıştır. Ve dünyayı kendi  şahşi amaçları için kullanmışlardır. Bundan daha elim ve daha vahim olmak üzere,memleket dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirle(bunlar da nereden çıktı deme Abey sonuçta çözüme gelmek gerekiyor değil mi? Çözümü hal çaresini göstermeden teşhiste bulunmanın yararı ne !?) Hatta bu iktidar sahipleri şahşi menfaatlerini  müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler(şimdi olduğu gibi).Millet fakr u zaruret içinde içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.Ve Memleket bölünmenin eşiğine gelmiş olabilir.(şimdi olduğu gibi)
 
Türküyle,Kürdüyle,Lazıyla,Çerkeziyle,Arabıyla,gayrimüslümüyle,rumu,ermenisiyle,sunnisi ,alevisiyle, Ey Türk istikbalinin emekçileri, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklal ve cumhuriyetini yeniden kurmaktır. 
 
Ve milli egemenliği ve bağımsızlığımızı, artık; emekçiler  olarak senin temsil etmenin zamanı gelmiştir.
 
Unutma; bu görev senin en kutsal vazİfendir.İktidar yürüyüşünde muhtaç olduğun kudret, sadece,senin örgütlü ve bilincli devrimci atılımında saklıdır.. (Kusura bakma Abey bu konular açıldı mı kendimi alamıyorum; biliyor musun,ne zaman bu konulara girsem Atatürk’ün gençliğe hitabesi karşıma çıkıveriyor.
 
Kimseleri ezmeden ve sömürmeden yaşayarak bir yastıkta kocayın ve yıldızları seyretmeyi ve bir de müzik dinlemeyi sakın unutmayın. Seni bu duygularla öpüyor; Eşley Ablamıza da üzdüysek bizi bağışlaması için ona “sermaye destanı” adlı şiirden bir bölüm  gönderiyoruz.
 
Stefan Li’lerin olmadığı bir dünya için Bahtınız açık olsun Abey!
 
ON YAŞINDAYIM
ADIM STEFAN Lİ
NEREDEN NİÇİN GETİRMİŞLER BENİ
MANCSESTERE
ÇOCUK DÜŞLERİMİN SICAK BİR 
ERKENİNDE
BİR KOVA  SU İLE UYANDIRDILAR  İŞE BENİ
VE İŞTE O KARANLIK ERKENDEN BERİ
SİZİN GİBİ KONUŞAMAM
KE KE LERİM
Kİ Kİ KİRDEN KAYBOLMUŞ Çİ ÇİPİL
GÖZLERİM
Sİ Sİ SİLİNMİŞ SARI ÇİLLERİM YÜZÜMDE
BEN BİR İNGİLİZ EMEKÇİSİYİM
KEŞKEKÇİNİN KEŞKEKLENMİŞ
KEŞKEK KEPÇESİ
 
 
KARANLIK OLUR KIŞ GÜNLERİN GECESİ
NASIL BİR KÖR  KARANLIK SABAHIN
BEŞİNDE
ÖNCE ELLERİM KÜSER BANA
SONRA GÖZLERİM ÜŞÜR
SUSAR KALIRIM ÖYLE
SABAHIN BEŞİNDEN AKŞAMIN
DOKUZUNA İŞ
BEN 10 YAŞINDA STEFAN Lİ
HAFTADA  4 ŞİLİN VERİRLER ELİME 
                                     
MÜŞTAK ERENUS
 
1 Etnik psikiyatri: Emperyalizm’in psikolojik savaşında bir ulusun milli duygularının ve değerlerinin yok edilmesi cephesi. Vamık Volkan’ın görev alanı da diyebilirsiniz.
2 Apocalyptic: Cehennemi ıstırap ve felaket
3 Escaptist: Gerçekten kaçarak gerçekçi olma hastalığına tutulmuş olan.
4 Zen monk: 68 kuşağının keşişleri.
5 Ugly aspect: (abd’nin) çirkin yüzü
 
Can Pamir
Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)