-Değerli Kısmet Rüstemov, önce TÜRKSOY- İmadeddin Nesimi ödülü aldığınız için sizi kutlarım. Bu ödülün sizin için anlamı nedir?

-Teşekkür ederim. Nesimi, Türk şiirinin en büyüklerinden biri, onun adını taşıyan ödülü almaktan çok memnunum.

-İmadeddin Nesimi hakkında Türk okurlarına ne söylemek istersiniz?

Nesimi üzerine detaylı konuşmak için söyleşi uygun format olmayabilir. Fakat şöyle söylemek mümkün, Nesimi, asırlar geçse de onu iyi okumamışlar için bile hep başkaldırının, boyuneğmezliğin, yani dekadansın, çöküş halinin değil, ataklığın sembolü... Fakat bence o iki tarafı, iki yüzü olan Janus gibi; bir yanıyla onun toplum dönük yüzünden bahsediyorsak, diğer tarafıyla derin lirizmine, zor olanı kolay ifade etme ustalığına bakmalıyız. Bana göre onun şiiri, kıyas götürmez şekilde, bizi eski Türk şiirine bağlayan en önemli halkalardan biri.  

-Şiirlerinizi Türk şiirinin neresine koyuyorsunuz? Anlayışınız nedir?

- Ben şiirimi yalnız bir kanaldan akmayan, fakat kendi edebi şeceresini özellikle XX. yüzyılın modernist geleneğine dayandıran bir anlayışa yakın görüyorum. Bu anlayış geniş bir yelpazeyi kapsasa da biçimsel arayışlar, hikayesi olan, anlatımcı özellikler barındıran, bunu yaparken imgesel düşünceyi göz ardı etmeyen bir poetika.    

-Eleştirmen olarak Azerbaycan’da günümüz edebiyatı hakkında ne söyleyebilirsiniz?

- Günümüz Azerbaycan edebiyatında, yani bağımsızlık döneminde Sovyetler döneminin kapalı, biryüzlü, politik, angaje edebiyatdan sıyrılan, yeni arayışlara açık, dünya edebiyatını, özellikle Türkiyedeki edebiyat ortamını yakından takip eden, temsil becerisi yüksek yazarlar nesli yetişti, fakat sayıları çok değil. Gündemi, yeniliği, Sovyetlerden kalan anakronik düşünceyle kavgayı da onlar gerçekleştiriyorlar.  

-Azerbaycan akademik çevrelerinde Türkiye ve Azerbaycan Türk edebiyatı eğitimi nasıldır?

- Son yıllarda bu sahada güzel adımlar atıldı. Benim ihtisasım Amerikan edebiyatı olsa da, davet üzerine, Türkiye edebiyatına yakınlığım da bilindiği için, çeşitli üniversitelerde misafir öğretmen olarak, sivil toplum kuruşlarının panellerinde konuşmacı gibi Türkiyedeki edebiyat üzerine sayısız konuşma yaptım, dersler verdim. Fakat bence akademik çevrelerde çağdaş Türk edebiyatının daha fazla tanıtılmasının ciddi önemi var, çünki araştırmalar belli imzaların etrafında dönüyor, bu kısır döngüyü aşmamız lazım, buna imkanımız var.   

-Türkiye’deki edebiyatı yakından izlediğinizi biliyorum. Türk edebiyatı hakkında neler söyleyebilirsiniz? Azerbaycan Türk edebiyatına etkileri var mıdır?

Türk edebiyatının Azerbaycan edebiyatına etkilerinin izini çok eksilere kadar süre bileriz. Fakat özellik XX. yüzyılda Nazım Hikmet’in Baküyle irtibatı, ilk şiir kitabı Güneşi İçenlerin Türküsü’nün 1928 yılında Bakü’de yayımlanmasının’ etkileri sanılandan fazla olmuştur. Bana kalırsa Nazım’ın Azerbaycan şiirine etkisi yeterince araştırılmadı. Sovyetler döneminde Aziz Nesin'in, Yaşar Kemal’in, Melih Cevdet Anday’ın Azerbaycan’da misafir olması da bu yazarların bizde popüler olmasına, onların vasıtasıyla Orhan Veli, Orhan Kemal gibi yazarların tanınmasına vesile olmuşdur. Yeni dönemde ise 2004 yılında Orhan Pamuk’un Azerbaycan Yazarlar Birliği’nin daveti ile Bakü’ye gelmesinden sonra Türkiye’deki edebiyat yeniden keşfedildi. 2000’li yılların ortasından bu yana etkisi her gün biraz daha artan Türkçe okuma, kitabevlerinde Türkçe kitapların çoğalması gözle görülen bir gerçeklik. Ben 2010 yılından bu yana Ahmet Hamdi Tanpınar, Oğuz Atay, Yusuf Atılgan, Can Yücel, Özdemir Asaf, Cemal Süreya, Edip Cansever, Turgut Uyar, Orhan Pamuk, Bilge Karasu ve sayısız yazar, şair, eleştirmen üzerine yazdım, konuşmalar yaptım.        

-Aynı zamanda bir Bakü aşığı Nazım Hikmet sizin için neyi ifade eder?

- Nazım bizim için çok önemli. Azerbaycan şiirinin sivilleşmesinde onun şiiri kadar, kişisel imgesinin de büyük etkisi olmuştur. Nazım Hikmet, üstadı Yahya Kemal’in dağılmış Osmanlı’dan yeni kurulan Cumhuriyete geçmede köprü rolü oynadığı ve her biri birer hikâye karakterinde şeklinde ifade ettiği duru Türk aruzunun üzerinde, boyu dünyanın her tarafından görülen modern bir şiir yarattı. Nazım kafiye kullandığında kafiye görünmez oluyor, kafiyesiz yazdığında ise sanki kafiyeli bir şiir okuyormuş izlenimi yaratıyor. Bana kalırsa onun cesurluğu büyük sloganlara can atan ideolojik şiirler yazmasında değildi, aksine, salkım söğüte, ceviz ağacına yanaşmaktan çekinmeyen sadeliğindedir. Bence onun en iyi toplumsal şiirleri Lenin’e, Gorki’ye, partiye yazdıkları değil, parti tüzüğüne uygun olmayan “Kerem Gibi” gibi unutulmaz şiirlerindedir; bu şiirlerinde Nazım geleneksel mazmunlara yeni açıdan bakma becerisiyle, kendisinden 30-40 yıl sonra popüler olacak edebi temayülleri öncelemişti. 

-Türk devletleri arasında askeri ve ekonomik entegrasyonda çok hızlı gelişmeler oluyor. Ancak edebiyatlarımız arasında tanışıklık biraz daha yavaş. Yanılıyor muyum?

- Kesinlikle katılıyorum. Kültürel entegrasyon çok önemli. Özellikle bu entegrasyonda Türkiye’deki yayınevlerinin, dergilerin, yazar dostlarımızın daha çok istekli olmasına gerek var. 

-Bir Türk ortak alfabesi üzerine çalışmalar edebiyat çevrelerinin baskısıyla değil maalesef politikacıların kararlarıyla gerçekleşebilecek. Ortak alfabe konusunda düşünceleriniz nelerdir?

- Ortak Türkçe, özellikle XIX. yüzyılın sonları XX. yüzyılın başlangıcında İsmail Bey Gaspralı’nın “Tercüman”nda, Ahmet Bey Hüseyinzadenin “Füyuzat”da yazdıklarıyla tartışılmış, Sovyetler’in çöküşünden sonra zaman zaman yeniden gündeme gelmiş, bugün yine söz konusu olmaya başlamıştır. Bu belki eskiden ütopya idi, bugün çağdaş teknolojilerin dünyasında ortak bir dil havuzunun oluşturulması eskisinden daha kolay olmalı. Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın...  

-Türk Edebiyatı Nobel’e kadar uzandı ancak bu yalnız kaldı. Edebiyatlarımızın dünya edebiyatında söz sahibi olması nasıl mümkün olabilir?

Edebiyatlarımızın dünya edebiyatında söz sahibi olması için kendi gündemimizi yaratmamız lazım. Büyük bütçesi olan ve devamlılığı olan edebiyat ödülleri ve festivalleri düzenlemek, sanatsal etkinlikleri günlük hayata yaymak üzerine düşünmeliyiz. Meseleye anakronik eski modellerle değil, çağdaş sanat sanayisi, sanat endüstrisi gibi yaklaşmayı öğrenmeliyiz.

-Aynı zamanda eleştirmensiniz. Edebiyatta eleştiri kurumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizin için önemi nedir?

Eleştiri kendini yazarın ve eserin ardı sıra giden ikincil, sanatsal değerden yoksun bir faaliyet olarak konumlandırırsa, bir yere varmaz. Eleştiri yazınsal metne koşut yaratıcılıkta, özgünlükte olursa, yani kendini sanat gibi konumlandırırsa, okunur, okunacak. Eleştiri çözümleyici olmak zorunda; tanıtmaya, okurla yazınsal metnin arasındakı mesafeyi doğru ayarlamaya çalışmalı. Doğulu toplumlarda eleştiri kurumu hep sanal, gereksiz, şiir, hikâye, roman yazamayanların uğraşı olarak görmek var. Bence eleştiriyi, özellikle denemeyi kendine özgü kuralları, estetiği olan sanat gibi görmeye alışmalıyız.  

-Ben Türk devletleri arasında edebiyat alışverişi ve tanışıklığının resmi ilişkilerin dışında yazar/şair/yayıncı bağımsız ilişkileriyle daha başarılı olacağına inanıyorum. Sizin düşünceleriniz nelerdir?

- Evet, ben de öyle düşünüyorum. Biz bağımsız ilişkiler çerçevesinde karşılıklı diyaloga dayanan, özel dergi sayılarıyla, edebiyat festivalleriyle, yeni teknolojilerin sunduğu imkanlarıyla ortak projeler üretmeliyiz ve en önemlisi bunu devamlı, kesintisiz hale getirmeye çalışmalıyız. Kültürde devamlılık çok önemli.    

- gerçekedebiyat.com olarak biz de bu anlayışla yayın yapıyoruz ama edebiyat ortamımızın bunu kavraması gerek. Konuşacak çok şey var ama son olarak Türkiye’deki okurlara neler söylemek istersiniz?

- Azerbaycan yalnız iyi müziyenler, şarkıcılar ülkesi değil, aynı zamanda usta edebiyatçılar diyarı. Bu hazineler keşfedilmeyi bekliyor.

-Teşekkür ederim.

- Ben teşekkür ederim.

Ahmet Yıldız
Gerçekedebiyat.com  

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)