"Rol Model"lik / Adil Yılmaz
Omurga çiziyor rol modelliğe,başlıyor yünü eğirmeye üstat(!)
ilmek üste ilmek atıyor,duyrulur dilin kemiği yok diyenlere,
kıvamında sağılırken kültür, medeniyet, modernleşme,
kırılma noktasına geldiğinde düğümlenip sıkışıyor mekiğe,
merak üstü merak; neden düzen tutmaz eksen; ağır basıyor olmalı ki
acıtıyor batılılaşma! sorsam diyorum bozkırın tenini hafifçe okşayan
şu indirgeme uysal rüzg?ra, neden ansızın iğne batıran bir eldir? Ön almaksa kem -
küm sızlama(!) derinleşmekse zaten kendi deyim sorun; doğa, teknoloji ,
kutuplaşma üçgeni üzerinden: anlam bilir tefekkür nedir;
emer sütünü metal bir memenin, bulur en derin yerini, boy atar,
serpilip aşkın ikiz çocuk, başka türlüsü ne olası ,
dışlamanın Almanya'yı tarihte?! Öykü özeti, İngiltere ve Fransa
teknolojik beşiği kapitalizmin, geri kalanı dünyanın,
çekilmeye hazır tetik bir silah, her an olabilirim o çelik parmak!
"Refleks hali" diyor buna üstat! Ve bir korunma güdüsü, yutulmaya karşı!
Sızmak gibi bir huyunun da olduğuna işaret mi ediyor acaba ,
oluşturduğu yargıyı sızdırırken ağız boşluğundan sakal tellerine aşağı bir yazıya?
Rahat ol üstat, masa kir tutmaz, sıkılma , sor sorularını, sümkür ister,
aksır üstüne karaçalılığın(!); bitektir Asya toprağı, ne burun kıvırmaları,
ne horlanmaları eledi eleği, ne ziftler süzdü sinesi! İşte bu olmadı üstat!
soru üste soru,"Hangi Batı?(!)" doğrusu yakışmadı, "hem öyle hem böyle"
oyuncak bebeğine giydirdiğin o alafranga giysinin kumaşı sentetik katkı!
Bilirsin allerjisi var! Oysa sağlam bir hafıza kabzasıdır Hamlet;
aman dikkat et, patlamaya hazırdır Şekspir'in eli değdi!
Vurabilir seni sorduğun yerinden alnının," olmak ya da olmamak!.."
Yalnız bununla kalsa, dua et öncesini anımsamıyorum (!)
"Hem olmak, hem olmamak"ın!? bedeli ağır üstat! Kim söyledi bu sözü,
"Coğrafya çizgi çizmek ve çizilen bu çizginin yorumlanması değilse nedir ki?"
Oynamaya gelmez; sözcüklerin kanı kurutan bir huyu var üstat!
"Soyutluğun maddesel olmaktan çıktığı bir noktası" !
Kırlangıçların göç yollarını anımsa üstat, ne çizdi Aral gölünü geçerken sulara?..
Sınırlarını aşma "kuvvet çizgilerinin!" Anımsa bu bir yalandır;
güçlü olan yalnız dikkat çekmiyor artık, düşünen her nesnenin başka
yeteneği olacağını da not et bir yere! Kalbinde toprağın sen gelmeden,
ne taşırdı insanlığa önceyi duyumsayan Promete? beni de ciddiye al üstat,
oyuncak oynamak için gelen bir şair değildim dünyaya!..
Baş yaran bir huyu vardır ummadığın bir taştır sözcük bazen,
her seferinde can sıkan anımsadıkça! Galiba biraz hafife aldın beni,
günde bir kez Assos'tan geçiyorsam Ege'nin sularını ısıtan o parlak ışık!
beş kez Sarı nehri kulaçlarım, Buda'yı, Çin seddi'ni, Kut dağını üstat;
ne cevherler ışır bilsen dokularımda! Benden sana tavsiye,
düşmanın karıncaysa da küçümseme! Nerden açtın bu batı tartışmasını,
ön almaya inanmak bir baş belası üstat! içi kan kokan bir cümle bu,
kendine daha çok haksızlık etme ,vaz geç bu sevdadan! demedi de deme;
benden günah gitti. Bilirsin demir çağından kalma bir yanı vardır öfkenin,
benimle birlik gezen, kusura bakma bu mermiyi yollayacağım sana;
bir de ben vuracağım alnından!
Tarihin karnını deşmek gibi bir huyu da var sözcüklerin bilir misin,
uzak değil daha 2005'de deşildi Frombourg Katedrali'nin siyah granit karnı!
yeryüzüne çıkarıldı Silezya'da yetişen bir dere otunun kemikleri!
Ne ki şaştın, Nikolas Kopernik'ti anımsaman için günmerkezciliği!
Çizildi üzerinde döndüğün yörünge üstat! O gün bugün döndün durdun,
sözcük yuvarlak nasıl olsa dön dur!Ama unutma çift başlıklıdır ,
sevişir gibi uyur bazen küre olup saklandığında, 1662'yi anımsa!
Sayıların sırları var saraylarda saklı üstat, tartışmaların, armağan olmak gibi huyları!
isimlerin daha ürkünç onlardan! Belki ayrı bir tartışma konusu bu,
saklı sandığının kendisi değil kilidi büyü; desene boyumuzu aşar bu sorun;
ruhların dilinden müneccimler anlar! neden usuma gelen ilk söz,
yoksa ben müneccim miyim? hayır, labirentten çıkmak istiyorum,
yeni bir labirent yaratmam gerek kendime. İkinci söze gölge müneccim
üçüncü söz: Söyleyeceğim sayıları usunda tut; unutma şifreyi,
önceyi geç, var ilk iş Ebussuud'un kapısını aç, dikkat et çarpılırsın!
Parola ruhlar dünyasına ait üç sözcük (kabala, okit, sinekretik)!
sessiz yaklaş ve fısılda kulağına Kazızade Vani Efendi'nin, yanı başında Nikusios.
iki küre karanlık odasında tarihselliğin dönmek üstüne iki düşken nesnedir,
cin ve peri asıl, sağır kulaklı, kulpları gibi büyü kaynayan yasaklı kazanın?
Ansızın özne üstat, yapıştılar birbirine, manyetik uçlu iki kutup
çekiştirip dururdu onları bugüne bildik eller!..
Sonra sen geldin, ağzında bir cümle; kumaşını ördüm senin zebercet!
Modernitenin ön aldığı bir dünyada, bana demiştin bu sözü sen anımsa!
Savruldum kıyıya, böyle bir huyum var dayanamam her söze!
Meltem yalamaz yüzümü, neden bir itirazım bu saatte Akdeniz üstat?
Oysa tarihim kaynıyor sımsıcak çevrem, zeytin gözlerle süzüyor beni
toplama vaktine hasretlik, damarlarımda gecikmiş öfkem!
Hangi savaştan kalmayım ben üstat, kim batırdı rekabet sözcüğüne
ırkımın kanını, ayıplanır oldu üzerinde durduğum bu Asya toprağı,
sürekli Batı kilisesini anımsatan her çalışında bu çan sıktı beni,
ondan mı dersin rehber edişim kendime, "olmak ya da olmamak"ı?
Beklemenin dünü var açar okurum, karşımda cümle
duvarda asılı bir saattir kapımı tıklatan bir akşam,
bir yadırgama sonrasıdır , ünlemi eli kulağında tereddüt!
kapım neden bir kez daha tıklıyor, bu kez emin olabilirsin konuğunum,
neden güven duymaz oldun oğlum diye çınlatır kulağımı
kolumdaki saati anımsarım, babamdan kalma armağan!..
Benden neden istiyorlar ki, bıktım artık, zamanın nasıl geçtiği üstüne meraklardan,
düşünsene, bu şiirin sonu nereye varacakmış!..
Bir ucunu görüyorum balkona sarkıp karanlığı tırmalayan ayışığının,
gerisini siz getirin, desem onlara ne olası, Einstein de kimmiş
diyeceklerinden hiç kuşkum yok ,düzeltmek yerine daha da bozacaklarından
yeryüzündeki şartIarı; " sadece biIimseI buIuşIardan çok
ahIakIı bir yaşama düzeninin gerçekIeşmesine bağIıdır" düzelme ümidi" !..
saptayışını burunlarıyla iteceklerinden de kuşkum yok!..
Gölge bari etmeseler, arada bir Rus ruleti oynardım ,içinden geçer
Ernest Hemingway'dan kalma bir zamanın ,ya da benim usumdan geçerdi bir cümle;
"Ya hep, ya hiç!"diye başlayıp "Ne alırdınız, Bir votka! Şerefine!
Buz getir oğlum garson!"la sonlanan jiletsi ağız!..Belki bir sahne daha
Ernest'in kurgu barından, göz alıcı ışıkların parlayıp dağıldığı havayı
teneffüs ederdim bardağım dolu yudum sözcükler,
zihnimde imgelemleri: Yazar dediğin her şeyi bilmelidir,
deneyimlerini burjuva kalıplarıyla sınırlayamaz!
Söylesenize sorun nedir?
İyi vakit geçiremiyor musunuz burada?
Bugün sürekli konu değiştiriyorsun neden?
Canımın istediği gibi davranmak hoşuma gider!
Votka doldur garson!
AY'ye uygun bir rol biçsek diyorum!..
Pusulasızların ön alma çabası boşa!..
Ve başka bir sahneyi canlandıran şifreli sözler geçerdi içimden:
E R H B M : Muz mu diyorsunuz onlara?
AY: Hayır sıradan boynuz!..
Bundan sonra kopuşu filmin!..
Adil Yılmaz
GERCEKEDEBİYAT
YORUMLAR