Emperyalist kültür Atatürk dizisi yayınlayamaz!
Emperyalizmin kültür politikalarının en önemli temsilcisi Walt Disney’in ve FOX’un ortak yayın kuruluşu Disney+’nın, iki bölümlük Atatürk dizisini yayınlamaktan vaz geçmesi, günlerdir tartışılıyor. Hükümete yakın kesimlerin ideolojik olarak İslamcı derinlikten gelen tavırlarıyla ‘Batı kültürüne’ karşı oldukları bilinir. Bu nedenle -hele kurduğu parti CHP tarafından ortada bırakıldıktan sonra- Atatürk’e bu açık saldırıyı fırsat bilip seslerini yükseltmeleri normal karşılanabilir. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu tepkide biraz geç kalmasıysa, bu partinin Atatürk’ten ne kadar uzaklaştığı ve Batıcılığın Türk siyasetinde nasıl tahribat yarattığını göstermesi açısından ibretlik örnek olarak anılacaktır. Ancak konumuz kimin ne kadar nasıl tepki gösterdiği değil, emperyalizmin Atatürk’e ve kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ne olan düşmanlığının bitmemiş olmasıdır. Yani deyim haline gelmiş ‘Dış güçler’ işi gerçektir. Ermeni diasporasının baskılarına filan boyun eğdiler sözü masaldır, Ermeni diasporasını besleyen kendileridir çünkü. Bu yasak emperyalizmdir. Nicedir unuttuğumuz kültür emperyalizminin görünen yüzüdür. Batılı sanat kurum ve kuruluşları, ödül verilecek, kamuoylarına sunulacak kendi dışındaki tüm sanat yapıtlarını ödül, dağıtım, tanıtım ağı gibi süzgeçlerden seçerek verir. Batı kamuoyu, Çinli, İranlı, Türk, Rus vs. sanatçıların ancak kendi ülkelerini aşağılayanlarına ulaşabilir. Kültür emperyalizmi kavramı özellikle 60’lı ve 70’li yıllarda dikkat edilen ve karşı çıkılan bir kavramdı. Türkiye’de sağcı da solcu da ‘Kültür emperyalizmi’ne karşıydı, bu konuda çözümleri farklı olsa da karşı çıkmakta mutabıktı. Özellikle Cezayirli aydınların 60’ların sonlarında başlattıkları ve üçüncü dünya ülkeleri aydınlarını etkileyen ‘Kültür emperyalizmi’ tartışmaları, Yön ve Ant dergisi sayfalarında enine boyuna tartışılmıştı. ('ültür emperyalizmi' kavramını şu veya bu şekilde kabul etmeyen Sabahattin Eyüboğlu, Niyazi Berkes, Mehmet Seyda, Melih Cevdet Anday, Ferit Edgü, Memet Fuat, Demir Özlü, Turgut Uyar, Abidin Dino ve Pertev Naili Boratav’ın karşısında iki kişi net biçimde karşı çıkıyordu: Orhan Duru ve İlhan Berk. Konumuz yalnızca bu olmadığı için ayrıntıları başka bir yazıya bırakırken Turgut Uyar’ın ‘Ancak, Batı kültürü ile ilişkiye girerken Doğulu olduğumuzu unutmamız gerekiyor’ değerlendirmesini kaydetmek gerekir.) 12 Eylül 1980 darbesinden sonra maalesef bu kavram unutuldu unutturuldu. ABD’de verilen ödülü reddeden, hatta Amerika’ya ziyareti bile bir yazar için tehlikeli bulan Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın tersine ABD’ye gidip ABD Dışişleri Bakanlığı bursuyla yazarlık kursu alan ve Türkiye’ye gelip yazarlık yapan Orhan Pamuk, Nazlı Eray, Mahir Öztaş vs. gibi onlarca yazar edebiyatımızın baş köşelerine oturtuldu. Biz hep emperyalizmi üsleri, hedef ülkeyle askeri anlaşmaları, ülkede asker bulundurması, dış politikasına karışması, madenlerini çıkarması olarak algılarız. Oysa bütün bunları başarabilmek için önce kültürel alana egemen olmaları gerekir. Ve böyle yapıyorlardı. Bütün bu talan ve soyguna, ahlaksız siyasete yerel halkın karşı gelmemesi için önce onların kafalarının teslim alınması ya da karıştırılması gerekiyordu ve böyle yaptılar, yapıyorlar. Bugün Türkiye’de Türk yazarıyım demenin, sömürü demenin, emperyalizm demenin bile banal sayıldığı bir kültürel ortama, bir yayıncılık, sinemacılık anlayışına, emperyalizmin çok sevdiği paraya acımayarak, masraf ederek yetiştirdiği beslemelerinin çalışmalarıyla mahkum olduğumuzu kabul etmek gerekir. Bu, tarih boyunca böyle olmuştur. Müslümanlığı yaymadan önce ya da yayarken Abbasiler önce Arap kültürünü dayatmışlardır. Müslümanlığın yarısı Arap kültürüdür, Arap kültür hegemonyası paralel gider. Bugün de emperyalizmin güdümüne girmek, kültür sanat alanında teslim olmuş olmak anlamına gelir. 'Batı’nın kültürel hegemonyasına da yine ilk tepki Batı’dan gelmiştir’ anlayışındaki Sabahattin Eyüboğlu’nun yumuşatma çabalarına rağmen Türk kamuoyunda -İmparatorluk bakiyesi refleks olsa gerek- Batı kültürü karşısında bir “sinirlilik”, “kuşku” ve “çekingenlik” bugüne dek eksik olmadı. Asıl konumuza dönersek Disney+’nın Atatürk dizisini yayınlamaktan imtina etmesinin nedenleri derindir. Öyle Ermeni lobisi filan gerçeği gizleyen örtülerdir. Emperyalist derin yapılar dünyada ilk kez kendilerine karşı (emperyalizme) korkmadan bağımsızlık savaşı vermiş ve kazanmış sonrasında da diğer mazlum milletlere ‘Başarırız! Kâğıttan kaplandırlar!’ diye örnek olmuş bir devrimciyi asla kabul etmediler, asla sevmediler, kurduğu Cumhuriyetiyse çoğu yasal olarak bile kabul etmemiş durumda, Lozan’ı imzalamadılar. Atatürk gibi ölümsüz bir devrimciyi -üstelik Türk’ü- iki bölüm de olsa bir dizi filimle övmelerini zaten beklemezdik. Ancak bu kaşalotlara, Birleşmiş Milletler’in en demokratik kuruluşu UNESCO’nun, Atatürk’ün doğumunun 100’üncü yılında aldığı -ve tarihinde örneği olmayan- bir kararla “Tüm yaşamı boyunca insanlar arasında hiçbir renk, din ve ırk ayrımını gözetmeden, bir uyum ve iş birliği çağının doğacağına olan inancını anımsatarak eylemlerini her zaman barış uluslararası anlayış ve insan haklarına saygı yönünden yapmıştır.” değerlendirmesini, yine de anımsatmak isteriz. Bütün bu yazdıklarıma dudak büken yerli işbirlikçilereyse Mustafa Kemal Atatürk’ün Mart 1933’te söylediklerini: “Şimdi günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan, bütün doğu milletlerinin uyanışlarını öyle görüyorum. Bağımsızlık ve hürriyetlerine kavuşacak daha pek çok kardeş milletler vardır. Bu milletler bütün güçlüklere, bütün engellere rağmen her şeyi yenecekler ve kendilerini bekleyen güzel geleceğe kavuşacaklardır. Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünde yok olacak ve yerlerine milletlerarası hiçbir renk, din, ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve iş birliği çağı gelecektir.” Üstelik Mustafa Kemal Atatürk adlı devrimcinin kurduğu Cumhuriyet, 100. yaşını kutluyor! Dizisini yayınlamanın ne alemi var değil mi?! EdebudsmanKÜLTÜR EMPERYALİZMİ
ERMENİ LOBİSİ YALANI
Gerçekedebiyat.com