H.R eeves(1) “Doğa ile savaş halindeyiz. Eğer kazanırsak kaybedeceğiz” sözüne kültürel mimari mirasımızla da savaş halindeyiz eğer kazanırsak elimizde Trabzon değil adeta geçmişi olamayan ruhsuz bir kent kalacak saptaması çok da yanlış olmayacaktır.

Yıllar içinde biriken kentsel sorunların tek bir formülle çözülmesi olanaklı olmadığı gibi nedenlerini de tek bir başlık altında saptayamayız. Bu nedenle kentin sorunlarını sadece yetersiz mali kaynaklar ve planlamanın neden olduğu altyapı sorunları ve bunların çözüme  kavuşturulamaması olarak görmekten uzaklaşmalıyız. Böyle olsaydı bir inşaat firması yerel yönetimlerin yerine geçer ve sorunları çözerdi. “Kentin yönetsel sorunları aynı zamanda, ekonomik,sosyal, ekolojik ve kültürel sorunlardır.” (2)

Tüm bu sorunların çözümleri kentte yaşayan insanların kendilerini geliştirerek yaşadığı çevreden mutlu olabilmeleri ve kentinden gurur duyabilmesi için yapılması gerektiğinden her şeyden önce kentli insanı tanımlamalıyız.

KENTLİ KİMDİR?

Önce kültürel bir varlık olan insanın (kentlinin) kent ile olan aidiyetini güçlendirmekle  işe başlanılmalı, kente ait değerler ve tutumların içselleştirilmesi ile “kentli” insan elde edilmelidir.

Kentli, farklı kültürleri ve yaşam biçimlerini saygıyla  kabullenen ve kentsel donatılardan yararlanmakla birlikte yönetime de katılan insandır.

Kentli, devlet kurumları ile belediye arasındaki ayrımı yapabilen kişidir. Yerel yönetim, sadece insanların işi düştüğünde gidilen, kentliye yabancı ve bir takım kuralları ve cezaları uygulayan, bazen de çeşitli yardımların yapıldığı kurum niteliğinden kurtulamadığı için bu haliyle sorunludur.

Elbette bu tür faaliyetler olmalıdır. Ancak bu eylemler çağdaş bir kent yönetimi için gerekli fakat yeterli değildir. Kentli, iş yerine müşteri çekmek için sokakta bağırmak yerine, anılarını biriktirdiği mekanlar yok edilirken, sesini yükselten insandır.

“Doğaya karşı olan hiçbir şey uzun ömürlü olamaz” ilkesini hiçe sayarak denizi doldurulup yol ve binalar yapılırken, Trabzon denizden koparılarak bir kara kentine dönüştürülürken, düz ve soğuk suratlı yapılar çevresini doldururken sesini yükselten insandır. Trabzon'a aidiyet duygusu ile bağlanamayan ancak Trabzonda yaşadığı için “kentli” kabul edilen insanlarımızda suçludur. Doğup büyüdüğü ata evine düşman olup, yıkılıp yerine apartman yapılması için var gücüyle gayret gösteren bu insanlar doğal olarak kent kıyıcılarının yanında olmuşlardır.

ahmet yıldız

“Bütün şeylerin ölçüsü insandır”(3) anlayışı yerel yönetimlerin vazgeçilmez ilkesi olmalıdır. Günümüzden 2500 yıl önce yaşamış düşünür Elealı Zenon “yaşamın amacı doğa ile uzlaşı içinde yaşamaktır” derken bu ilkeyi unutacağımızı görmüş olsa gerek. Kent mekanları yaşayanlarının kendini geliştirmesine ve mutlu olmasına olanak sunmalıdır. Açık mekanlar ve meydanlar, birlikte hareket etme ortak değerleri paylaşmak, özetle kentli olabilmek için vazgeçilmezdir. Trabzonumuz çirkinleşerek elimizden kayıp giderken yerel yönetimlerimizde  bu güne kadar insan merkezli bir anlayışın egemen olamamasını sanırım birinci sorun olarak saptamalıyız.

Trabzonumuzda özellikle de kent merkezinde belediyemize ait arsa ve binaları satma alışkanlığı yıllar içerisinden beri sürüp gelmektedir. Böylece günü kurtaran ancak çözülmesi gittikçe zorlaşan üst üste yığılan sorunlarla adeta boğulmuş sıkışmış bir Trabzonla karşı karşıya kalmamıza neden olan bu anlayıştan kurtulmuş değiliz. Zaten kent merkezinde satacak bir şeyin kalmadığını da söylesek yalan olmaz. Kamu yapılarını ve arsalarını satın alan özel sektörden bu yerleri kamunun kullanımına açması beklenemez.

Bunun sonucu olarak kamusal mekanları ve açık alanları üretmede son  derece yetersiz kalan belediye yönetimlerimiz, üstelik yapı yoğunluğunun artmasına da katkı sağlamışlardır. Kent yönetimini asli görevlerinden olan ve şimdilerde gerekliliği daha da çok hissedilen park, yeşil alan ve rekreasyon alanları gibi açık alan düzenlemelerini kente kazandırmak için gerekli kamulaştırma bedelleri karşısında  belediye bütçesi yetersiz ve çaresizdir. Bu çaresizlikle yol refüjlerinde ve kavşaklarda yapılan peyzaj çalışmaları kentlilerin kullanacağı aktif yeşil alanlar değil ancak görsel çalışmalardır.

Trabzonumuzun olumsuz gelişimine, yapılan yasal düzenlemelerin de katkısı olmuştur. Şöyle ki, 1985 yılında kabul edilen imar kanununu ile imar planlarını yapma ve değiştirme yetkisi yerel yönetimlere bırakılmış ve bu düzenleme ileri demokrasi olarak sunulmuştu.

Demokratik yaşamı sadece oy kullanmak olarak algılayan kent yaşayanlarından, yasa gereği önceleri belediye ilan panosunda askıya çıkarılması gereken plan değişikliklerine, kamu yararına itiraz etmelerini beklemek saflık olurdu. Zaten “kentlilerden” de böyle bir hakkı kullanarak itiraz edende de olmamıştı.

En kolay işlenilebilen ve neredeyse cezasız kalan imar suçlarından da cesaret alarak bu hakkı, imar planlarını yasalara aykırı şekilde değiştirenler ise, belediye yönetiminde her zaman etkili olan ve kişisel yararı gözeten açık gözlülerin kullandığı bir “hak” şekline dönüşmüştü.

Yeni Trabzonun şekillenmesinde sorumluluğunu yerine getiremeyenler ve zevklerini bir türlü inceltemeyenler sahne almıştı. Adı geçen yetki belediyelere verilirken durumun böyle olacağı baştan belli idi, “herkes zarların hileli olduğunu biliyordu‘’.(4)

TRABZON’DA YÖNETİM MERKEZİ YOK

Trabzonda bir yönetim merkezinden söz edemeyiz. Yargıya ait binaların bir bölümü Şana’da bir bölümü Cumhuriyet mahallesinde aralarında 18 km var. SGK binaları Yenicuma mahallesinde. Belediye binalarımız (büyükşehir ve ortahisar) Pazarkapı’da. Bu dağınıklık zaman ve enerji kaybının yanı sıra hizmet kalitesini de olumsuz etkilemekte. Kamu için yapılacak binalar planlamanın öngördüğü yerlerdeki kamulaştırma bedellerinden kaçınıldığı için nerede kamu mülkiyeti varsa oraya yapılır hale gelmiştir.

Yıllar içerisinde süregelen bu yönetim anlayışı ile Trabzonumuz artan bir hızla fiziksel olarak yayılarak büyüdü. Doğuda Şana ile batıda Akçaabat ile birleşti. Güney yönünde ise topoğrafyanın izin verdiği yerlere kadar ulaştı. Bu durumu gelişme olarak değil bir şişme olarak saptamalıyız. Çünkü gelişme, kuralları olan ve öngörülebilen bir anlayışla hayat bulur.

Yapılaşmaya kurallar koyan bir imar planının varlığından söz edilebilir. Ancak bütüncül bir niteliği olmayan büyükşehirin sorunlarına  yanıt vermekten uzak, ulaşım sorununu çözemeyen, yeterli açık alan üretemeyen bir imar planı.

Kentsel alanları arsa olarak gören ve bu arsaları da paraya çevirmek amacında olan ve her zaman yönetimlerde etkili olan çevreler bu imar planını dahi kısıtlayıcı olarak algılamış ve sıkça başvurulan belediye meclislerinde oylanan/onaylanan, plan değişiklikleri ile yapı yoğunluğu arttırılmış, kamusal alanlar gözardı edilmiş ve insan merkezli bir Trabzonun oluşmasına engel olunmuştur.

ahmet yıldız

Trabzonumuzun içinden geçen her zaman suyu eksik olmayan Tabakhane ve Zağnos dereleri önce kanalizasyona dönüştürülerek üzerleri ayıp örter gibi törenle kapatıldı.

Sonuç olarak bu anlayışla elde edilen yapılı çevre yetesiz rekreasyon alanları, sosyal donatıları ve ana arterleri otomobile ve sorunlarına terk edilmiş, denizinden yararlanalımayan stres üreten bir kent olarak karşımıza çıkmış bulunmaktadır.

Trabzonumuzun tarihe mal olmuş özellikleri ile öne çıktığını söylediğimiz kadar yapılı kültürel mirasına aynı ölçüde sahip çıkıldığını ve korunduğunu da söyleyemeyiz. Bazen konu ile ilgili kurumların kararları ile, bazen de sessizce yok ettiğimiz kültürel mirasımızdan kalanlar ise çevreleri niteliksiz yapılarla kuşatılmış bir çoğu işlevsiz kaderine terk edilmiştir. Tophane hamamı, Tabakhanede inşaat için yapılan kazıdan çıkan antik tapınak, mahallerde yakın zamana kadar kitabeleri ile varlığını sürdüren kültür mirası çeşmelerimiz, Suluhan, Moloz mevkiinde yok ettiğimiz antik Trabzon limanı. Tabakhane vadisindeki şapel ve lojmanı, yok ettiğimiz Kız Ortaokulu gibi onlarcasını sayabileceğimiz kültürel mirasımız artık yok.

Böyle bir anlayış ve yok edişten sonra Trabzonumuzun geçmiş ile bağı koparılmıştır. Artık bu kentte yaşayanlar, karar vericiler ve kenti yönetenler kendilerine dönerek hala dörtbin yıllık bir Trabzon kentine sahibiz diye övünebiliyorlar mı?

Yaşanan bu süreçte kültürel mirasımızı korumak çabası içinde adeta çırpınan bir avuç insan ve Mimarlar Odası için,  “Bunlar yatırımlara ve  gelişmeye karşıdır” diyerek baskın çıkan çevreler bugünlerde “yeni Trabzon” la övünebiliyorlar mı?

Kentin parkına AVM, Değirmenderenin taşkın alanına otogar yapılması karşısında komuoyunu bilgilendirmekle görevli yerel basınımız, aydınlarımız ve Trabzon sevdalıları, çoğu zaman sessiz kalarak bazen de bu olumsuz gelişmelere destek vererek  yöneticiler kadar sorumluk almışlardır.

Artık Trabzonlu, “yeni Trabzonun” gerek fiziksel çevresinden gerekse sosyal hayatından haklı olarak şikayet eder bir noktaya gelmiş bulunmaktadır. Umarım çok geç olmadan Umberto Eco’nun “Artık anlaşılacak hiçbir şey kalmadığında her şey anlaşılır” noktasına gelmeden aklımız başımıza gelir ve bu kente aşkla bağlı olan bu kenti seven insanların sayıları artar.

NOTLAR

1)Kanadalı Astrofizikçi
2)’’Avrupa Kentsel Şartı’’ Fevzi Özlüer
3)Protagoros (MÖ 498-420)
4)Herkes Biliyor (Everybody Knows)   Leonard Cohen Şarkısı

M. Topaloğlu (Mimar)
Gerçekedebiyat.com

 

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)