Şark cephesinde yeni bir şeyler var / Prof. Dr. Anıl Çeçen

'Garp cephesinde yeni bir şey yok' tanımlaması  batı edebiyatının önde gelen romanlarından birisinin adı olarak düşünce tarihinde yerini almıştır. İkinci dünya savaşı sürecinde yazılmış olan bu roman bir cihan savaşının yansıması olarak sanat dünyasında yerini alırken, ismi ile de dünya kamuoyuna bir mesajı veriyordu.

news-details
Akademik

Batı dünyası tarih içerisinde kendisini sürekli olarak merkeze oturttuğu için, dünyanın merkezi olarak batı bölgesi seçiliyor ve bu durum küresel yönetim düzeni içerisinde geleceğe yönelik olarak kurumlaştırılmaya başlanıyordu.

Herkesin kolunda yer alan saatlerin İngiltere’nin başkenti Londra merkezli olarak ayarlanması ve ayarlama tam olarak yapılırken, bu kentin yanında var olan bir kilise olarak Greenwitch’in   bulunduğu yerin çıkış noktası olarak belirlenmesiyle de bu mesaj tüm insanlığa veriliyordu. Merkezi yapılanma batı bölgesinde yapılınca Londra dünyanın merkezi oluyordu.

Bu çerçevede birinci dünya savaşı sırasında İngiltere batı üzerinden dünyayı yönlendiriyordu. İkinci dünya savaşı sırasında da Amerika’nın yanında yer alan İngiltere batı blokunun içindeki merkezi konumunu koruyor ve batı bölgesinin korunması çizgisinde üzerine düşen sorumlulukları yerine getiriyordu.

Osmanlı İmparatorluğunun yıkılması nedeniyle Balkanlar merkezli bir doğrultuda gündeme gelen dünya savaşlarında, nedenle Balkanların batısı Garp Cephesi, doğusu ise Şark Cephesi olarak adlandırılıyordu.

İngiltere-Almanya çekişmesi beraberinde garp cephesini gündeme getirdiği gibi, Almanya, İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı toprakları üzerinde işgal ve saldırılar yaparak ve Osmanlı toprakları üzerinde güçlerini ortaya koyarak yaptıkları savaşlar aracılığı ile, Balkanlar’ın doğusunda bir şark cephesi oluşumu gündeme geliyordu.

İşte bu nedenle Osmanlı İmparatorluğunun çökertilmesi   girişimleri başlatılıyor ve batılı emperyalist güçlerin Osmanlı hinterlandı üzerinde bir paylaşım savaşı kendiliğinden gündeme getiriliyordu Osmanlı devleti bu aşamadan sonra batılıların gözünde normal devlet olarak görülmekten uzaklaşıyordu.

Artık batı merkezli dünya için bir yeni doğu sorunu ortaya çıkıyor ve Osmanlı devleti sürekli olarak batı tarafından bir şark meselesi olarak görülüyordu.

Roman yazarının kitabına koyduğu başlık gibi konuya bakıldığında, garp cephesinde yeni bir şey yokmuş gibi bir görüntü verilmeye çalışılıyordu. Ama bugün Şark meselesinin doğduğu ve yayıldığı Osmanlı hinterlandından geri kalan topraklarda gene eskisi gibi sıcak olaylar tırmandırılırken, Şark cephesinde her gün yeni olaylar öne çıkmakta ve böylece Şark meselesi yeniden dünya gündemine getirilirken, her zaman için Şark cephesinde yeni bir şeyler olduğu da görülmektedir.

'BATI CEPHESİ' SÜT LİMAN

Bugünün koşullarında batı emperyalizmi üzerinden merkezi bölge ilan edilen garp cephesinde sıcak çatışmalar görülmezken, Orta Doğu, Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika’dan sonra şimdi de Kafkasya cephesinde sıcak çatışmaların başlatılmasıyla, Şark meselesinin yerini Şark Cephesi almıştır. Garp cephesinde yeni bir şey yokmuş gibi gösterilirken, yeniden kaşınmakta olan Şark meselesi üzerinden yeni bir Şark Cephesi  üçüncü dünya savaşı için insanlığın önüne çıkartılmaktadır. Irak, Suriye Libya ve Yemen savaşları eski Şark meselesinin cepheleri olarak yeniden tarih sahnesindeki yerlerini alırlarken, son olarak Ermenistan saldırısı üzerine Azerbaycan’ın kışkırtılmasıyla yeni Şark Cephelerinden birisi de Kafkasya bölgesinde oluşturulmuştur. Çeşitli savaşların cereyan ettiği Dağlık Karabağ bölgesi yeni dönem savaşların yeni cephesi olarak siyasal gündemdeki yerini almıştır.

(...)

Kafkasların İsrail’i olarak adlandırılan Ermenistan devleti, büyük bir Müslüman imparatorluk olan Osmanlı İmparatorluğundan çıkmış olan üç gayrimüslim devletten birisidir. Bölgede  Osmanlı düzeninin  egemen olduğu dönemde Yunanlılar, Ermeniler ve Yahudiler gayrimüslim vatandaşlar olarak yaşamlarını sürdürmüşler, devletin çökertilmesi üzerine de İngiltere Yunanistan’ın, Fransa ve Rusya Ermenistan’ın, ABD’de İsrail’in kurulması amacıyla büyük baskılar uygulayarak, üç gayrimüslim toplumun bu bölgede  batı emperyalizmi ve  Siyonizm ile  işbirliği içinde olacak, ayrıca  batının politikalarına taşeronluk yapacak bağımsız devletlerinin kurulmasına  giden yolu açmışlardır. Tümüyle Müslüman halkların yaşadığı Orta Doğu bölgesinde üç gayrimüslim devletin kurulması kolay olmamış, bunların kurulabilmesi için Osmanlı tarihinin son dönemlerinde çok ciddi provokasyon girişimleri ile isyan ve ayaklanmalar devreye sokularak, Osmanlı sonrasında bu bölgede sadece İslam devletlerinin kurulmasının önüne geçilmiştir.

İslam coğrafyasının tam ortalarında bir Yahudi devleti kurulurken, batıda Yunanistan doğuda ise Ermenistan iki Hıristiyan devlet olarak orta dünyada çok dinli ve kültürlü bir yeni siyasal yapılanma oluşturma doğrultusunda, siyasal coğrafya haritası üzerindeki yerlerini almışlardır. Kafkasya’da Ermenistan’a ek olarak Gürcistan, Balkanlarda ise Yunanistan’a ek olarak Bulgaristan Hıristiyan komşu devletler olarak bölgedeki siyasal oluşumlarda devreye sokulmuşlardır.

Osmanlı sonrasında bölgedeki batı etkisinin daha da yüksek olabilmesi açısından, Osmanlı devletinin yerine kurulmuş olan Müslüman tabanlı Türk devleti bir gayrimüslim üçgenine hapsedilmiştir. Batıda Yunanistan, doğuda Ermenistan ve güneyde de İsrail’in kurulmasıyla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti merkezi alanda tam bir gayrimüslim yapılanmasının kıskacı içine alınmıştır. Batı emperyalizminin işbirlikçisi bir gayrimüslim üçgene hapsedilmiş olan Türkiye, günümüzde ikinci kuşak Balkanizasyon girişimleriyle ile paramparça edilmeye çalışılmaktadır.

Osmanlı devletinin yerini almış bulunan Türkiye Cumhuriyeti günümüzde Avrupa’ya karşı Balkan, Asya’ya karşı Kafkaslar, Orta Doğu’ya karşı da Irak ve Suriye cephelerinde savaş halindedir. İsrail yüzünden Orta Doğu’da savaşlar sürekli olduğu için Balkan ve Kafkas cepheleri bugüne kadar biraz geride kalıyordu. Günümüzdeki gelişmeler ile birlikte, Ermenistan askerlerinin Dağlık Karabağ’a saldırısı ile tarihsel Ermeni-Azeri savaşının yeni bir versiyonu, bugünün koşullarında batının desteği ile devreye sokulmaktadır.

ERMENİSTAN -  AZERBAYCAN

Kafkasların İsrail’i olarak adlandırılan Ermenistan tıpkı İsrail gibi büyüyebilmek için Kafkas cephesindeki komşularına karşı haksız saldırı ve işgal girişimleri ile büyümeye çalışmaktadır. Bu doğrultuda Azerbaycan devletini ve halkını hedef almaktadır. Bir Türk bölgesi olan tarihi Zengezur bölgesini işgal altına almış olan küçük Ermenistan, Ermeni lobilerinin hayali olan büyük Ermenistan devletini oluşturabilmek amacıyla hem Kafkasya’da hem de Doğu Anadolu’da çeşitli senaryolar aracılığı ile büyüyerek güçlenebilmenin çabası içindedir. Açıktan Türk köylerine saldıracak kadar gözü dönmüş bir Ermeni ordusunun hak ettiği yanıtları Azeri ordusunun vereceği açıktır.  Rusya, Fransa, İtalya, ABD ve İsrail desteğine sahip bulunan Ermenistan devleti önümüzdeki dönemde boyundan büyük işlere kalkışarak, batının önde gelen emperyal projelerinde yer alabilir ve bu gibi girişimlerde öne geçerek, Türk-Ermeni çatışmalarının bölgede daha da yaygınlık kazanmasına neden olabilir. Bugün Orta Asya ve Ön Asya Türklerinin Kafkas bölgesindeki anti-türk yapılanma yüzünden bir araya gelememeleri, geleceğin büyük Türk dünyası yapılanmasının önüne geçmektedir. Türk dünyasının şah damarı anlamına gelecek bir biçimde önemli olan Kafkas geçidinde tümüyle bir Ermeni hegemonyasını Türk devletlerinin kabul etmesi asla düşünülemez. Osmanlı sonrasında Kafkasya’da Türkiye ve Azerbaycan adı altında iki ayrı Türk devleti kurulması sonrasında bunların bir araya gelerek birleşmelerini önlemek üzere harita üzerinden bir Ermeni bıçağı oluşturularak, geleceğin büyük Ermenistan’ına giden yol açık tutulmaya çalışılmıştır. Böylece Kafkasya’nın İsrail’i olarak tanınan Ermenistan’ın Türk dünyasını bölmesi hedeflenmiştir.

(...)

Bölgedeki devlet yapılanmaları açısından duruma bakılırsa en büyük haksızlığın Azerbaycan devletinin ikiye bölünmesi nedeniyle, Kuzeyde küçük bir bağımsız Azeri devletinin bulunmasının yanı sıra, bunun üç misli büyüklükte bir bölgenin güney Azerbaycan adı altında İran devletinin çatısı altında bir eyalet devleti olarak varlığını sürdürmekte olduğu haritada ortaya çıkmaktadır. Bağımsız Azerbaycan’ın yoğun Azeri nüfusu bulunmasına rağmen  kuzeyde küçük bir devlet olarak bırakılması, Türkiye ile birleşmesinin önlenmesi, ikiye bölünerek büyük parçanın İran devleti çatısı altında kalması, Azerilerin kendi toprağı olan Dağlık Karabağ bölgesinin  ayrı bir devlet olarak ilan edilmesi ve de Rus desteği ile bugünkü küçük Ermenistan’ın, Azerbaycan topraklarının yüzde yirmisini işgal etmesi gibi sorunlar bölgede eskiden beri  var olan  haksızlıkların bugün de Azeriler için devam ettirildiğini  ortaya koymaktadır. Bölgede Kafkasya olgusunun devam etmesi yüzünden, kuzey bölgesinde karışık halk toplulukları da varlıklarını göstermek ve daha büyük devletler çatısı altında dayanışma içinde yola devam etmek istemelerine rağmen, haçlı-siyonist ittifakın bölgedeki Türk ve Müslüman varlığını küçültmeye dönük girişimleri yüzünden, batı destekli bir şımarık Ermenistan tıpkı Yunanistan ve İsrail gibi öne çıkarak bölgenin geleceğinde kendi çıkarları doğrultusunda yeni yapılanmaları zorlamaktadır. SSCB’nin dağılmasından sonra sıcak çatışmaların başlaması ve bugün de bu gibi savaş senaryolarının devam etmesi, tarih ve coğrafya bilimlerinin iyi incelemesi gereken konular olarak zamanımızdaki sıcak olayların çıkması için elverişli zemin yaratmaktadır. Her ara ve geçiş döneminde sıcak çatışmalara sahne olan güney Kafkasya bölgesinde tam anlamıyla bir doğu-batı çatışması yaşanmakta, garp cephesindeki oluşumlar merkezi coğrafyayı etkilemeye başladığı aşamada, şark cephesinde silahlar çekilmekte ve kanlı çatışmalar ile büyük devletler arasındaki siyasal gerginlikler, bu bölgede yeni kanlı olaylara yol açarak bölge insanlarının yitip gitmesine neden olmaktadır  Gayrimüslim yapılanma Osmanlı sonrasında bölgede kalan Türk ve Müslüman ahalinin ne olacağı sorununu öne çıkarmakta ve bu nüfus Orta Asya’ya geri gönderildikten sonra, bölgede ya Büyük İsrail ya da Yeni Bizans senaryoları  devreye sokularak merkezi coğrafya da tam anlamıyla bir gayrimüslim  yapılanma yaratılmaya çalışılmaktadır . Ermenistan-Yunanistan ve İsrail üçgeninin oluşturulmasının ana nedeni budur. Bu yüzden Türkiye bazen Ermenistan ile bazen da Yunanistan ile çatışmalara kışkırtılmaktadır.

Bugün ortaya çıkan Kafkas cephesi çatışmalarının geçmiştekilere oranla biraz farklı olduğu dile getirilmekte ve buna göre yeni dönemin koşullarının iyi anlaşılarak bir tavır alınması sayesinde sorunun çözüme doğru çekilmesine çalışılmaktadır. Ne var ki, arka planda kalan dünya dengelerinin değiştiği aşamada işin içine yeni dönemde İsrail devletinin girdiği görülmektedir. İsrail tıpkı ABD ve İngiltere gibi bölgede askeri üsler kurmakta, Eritre, Somali ve Güney Sudan’dan sonra Azerbaycan’da en büyük üssünü açtığı bilinmektedir. Dünya dengeleri değiştiği için İsrail öne çıkarak daha etkili bir lobi çalışmasına girerek, Rusya, İngiltere, ABD ve Fransa gibi emperyal oyuncular gibi hareket etmeye başlamıştır. İsrail dışişleri bakanlığı bir toplantı vesilesi ile en büyük dostları olarak Azerbaycan’ı ilan etmişlerdir. İsrail’in aktif bir biçimde devreye girmesiyle bu ülkede anayasa değişikliğine gidilmiş ve cumhurbaşkanının karısı günümüzde Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı yardımcısı konumuna getirilmiştir. Ermenistan eski lobiler aracılığı ile bir şeyler yapamazken ve geride kalırken Azerbaycan yeni dönemde bir Asya ülkesi görünümünden koparak bir Avrupa ülkesi konumuna gelmiştir. Yüksek petrol ve doğalgaz gelirini yabancı petrol şirketleriyle paylaşan Azerbaycan, bunlar üzerinde çok etkin olan İsrail’in araya girmesiyle birlikte Türkiye’ye karşı mesafeli davranmaya başlamış, bu küçük ülkeye yakınlaşarak hem ekonomik hem de askeri açıdan daha güçlü bir konuma gelmiştir. Eskisine oranla daha güçlü bir Azerbaycan devleti öne çıkarken, Ermenistan’ın eskisi kadar batı dünyasından destek alamadığı görülmektedir. Bu durum da Siyonist lobilerin ne kadar başarılı çalıştıklarını bir kez daha kanıtlamaktadır.

Türkiye zaman zaman Ermenistan ile bazen da Yunanistan ile sürekli olarak çatışmakta ama diğer gayrimüslim ülke olarak İsrail ile bunlar kadar çatışmamaktadır. Türkiye doğuda Ermenistan ile batıda Yunanistan ile eski Osmanlı hinterlandı üzerinden sürekli olarak açıktan karşı karşıya gelmekte ama Türkiye’nin alttan almasıyla İsrail ile  hiçbir biçimde  bu tür gerginlikler yaşanmamakta ama  bugün Azerbaycan üzerinde güç kazanan İsrail, Türkiye ile bu ülkenin arasına girerek gelecekte bir Türkiye-Azerbaycan birlikteliğine ya da İran’ın dağılması aşamasında Güney ve Kuzey Azerbaycan devletlerinin birleşerek  merkezi alanda çok güçlü bir birleşik  Azeri devleti kurulmasını önleyeceği  anlaşılmaktadır

Nüfus oranları yüzde doksanlarda Türk asıllı olan Türkiye ve Azerbaycan devletlerinin yakınlaşması ya da birleşmelerinin, İsrail ya da Yeni Bizans projeleri içinde  mümkün olamayacağı, zaten Rusya’nın büyük devlet olma projesi içinde günümüz koşullarında ortaya çıkan dış  müdahaleler  ile kalıcı bir Ermeni ve Azeri barışı önlenirken , Kafkas bölgesinde en etkili çatışma süreci olarak Ermeni ve Azeri savaşları emperyal  güçlerin bölgeye müdahale amaçlı girişimlerine de elverişli bir ortam yaratmaktadır.

(...)

Dağlık Karabağ bölgesi civarındaki sıcak çatışmaların Azerbaycan açısından değerlendirmesi ile Türkiye açısından ele alınması birbirinden çok farklı durumlar yaratmaktadır. Türkiye ve Azerbaycan dünya haritasında bulundukları konumları itibarıyla farklı jeopolitik konumlara sahip bulunmaktadırlar. Kuzey Azerbaycan Türk dünyasının küçük bir ülkesi olmasına rağmen, Türkiye Türk dünyasının büyük ülkelerinden birisidir. Bu çerçevede Dağlık Karabağ sorununa iki ülke kendi konumları açısından farklı bakmak durumundadırlar   Azerbaycan kendi çıkarları için İsrail’e yakınlaşırken Türkiye’ye karşı mesafeli davranmaktadır. Özellikle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Azerbaycan devleti tarafından tanınmaması iki ülke arasında soğukluk meydana getirmiş ve yeni dönemde iki devletin kardeşlik söylemleri yakınlaşması sürecinin durmasına neden olmuştur.

Bu arada batılı emperyalist ülkelerin Atatürk karşıtı bir çizgide Azerbaycan sorununu ele almaları da Türk ulusunun milliyetçi kesimlerinde çeşitli tepkiler yaratmıştır. I918 yılında ilk kurulan Azerbaycan cumhuriyetini Türkiye önce tanımış ve normal ilişkiler ile karşılıklı elçilikler açılmıştır. Ne var ki, daha sonraki aşamada Sovyetler Birliği’nin kurulması üzerine Azerbaycan bu birlik içinde yer almıştır. Bu aşamadan sonra elçilikler karşılıklı olarak kapatılarak, Türkiye-Azerbaycan karşılıklı ilişkileri soğuk savaş döneminde kesilmiştir. Sovyet sisteminin dağılması üzerine bağımsızlığını yeniden kazanan Azerbaycan Cumhuriyeti’ni gene ilk tanıyan devletlerden birisi olmuştur. Tarihsel süreç içinde yan yana iki komşu ve soydaş olan Türkiye ve Azerbaycan devletleri aradan demirperdenin geçtiği karşılıklı kamplarda yirminci yüzyılı yaşamışlardır. Demir perdenin kalktığı bir aşamada Türk ve Azeri devletlerinin bir araya gelmeleri beklenirken, araya yeni dönemin kutup başı ülkeleri girmiştir.  Onların hazırladığı küresel planlar doğrultusunda iki devletin bir araya gelmesi önlenmektedir.  

KAFKASYA'DA SON DURUM

Kafkasya’daki son savaş durumu Türkiye açısından ele alınırsa Ermenistan Azerbaycan’dan daha çok Türkiye için de bir tehdittir. Rusya’nın zorlaması ile kurulmuş küçük Ermenistan’ın Hrıstıyan lobileri aracılığı ile Büyük Ermenistan projesini gerçekleştirmeye yöneldiği açıktır.

Kafkasya’da kurulu bulunan Ermenistan devletini doğu Ermenistan olarak adlandıran lobiler, Doğu Anadolu bölgesini de bütünüyle batı Ermenistan olarak ilan etmektedirler. Ermeni lobileri  Akdeniz kıyısında yeni Ermeni devletini Lübnan bölgesinde kurmaya çalışırken, Rusya kendi sınır dengelerini kurmak, Anadolu ve Kafkas Türklüğünün birleşmesini önlemek, gelecekte bir büyük Avrasya projesinin önünü kesmek üzere bugünkü Kafkasya Ermenistan’ının kurulmasını sağlamış ve Ermeni bıçağı uygulaması ile de iki devletin birleşmesini önleyerek bu bölgede kendisine karşı   yeni bir otorite merkezi ağırlığının oluşmasının önüne geçmiştir.

Türk dünyasının Birinci Dünya savaşı sırasında bölünmüş durumunu Rusya bütün Avrasya kıtasını kendi sınırları içine alma doğrultusunda kullanmıştır. Yüzyılların Rus emperyalizmi batıdan gelen emperyal rüzgarlara karşı kendi hegemonyasını korumaya çalışırken, Çukurova bölgesinde yeniden kurulmaya çalışılan eski Klikya Ermenistan’ı projesi de kendiliğinden ortadan kalkıyordu.

Gelecekte Ermeni devletinin hangi bölgede kurulacağı tartışmaları devam ederken, Kafkasya Ermenistan’ının genişletilmek istenmesi ve bu doğrultuda Doğu Anadolu’da yeniden yapılanma girişimlerinin günümüz koşullarında tekrar canlanması ve Suriye’den gelen beş milyon insan topluluğu içinde tehcirle gönderilen bazı topluluklarında bulunduğunun kamuoyu önünde açığa çıkmasıyla, Türk devletinin Kuvayı Milliye kazanımlarının iyice tehlike altına girdiği söylenmektedir.

Osmanlı yıkılırken göçler yolu ile dünya ülkelerine dağılmış bulunan Ermenilerin yeni dönemde Yahudiler gibi geri dönerek, merkezi coğrafyada yeniden devletlerini kuracakları çeşitli kaynaklarda dile getirilmektedir. Hem savaş yolu ile hem de göçmen hareketleri ile tekrar Doğu Anadolu topraklarına yayılma hedefi içinde olan Ermenistan’ın yarın uygun bir zaman bulduğunda   Anadolu’nun doğu bölgelerinde referandum talebi ile gündeme geleceği ihtimali giderek artmaktadır.

Ermeni-Azeri savaşlarında Türkiye her zaman için Azerbaycan’ın yanında olmak zorundadır. Emperyalist devletler Lazistan, Ermenistan ve Kürdistan devletlerini kurdurarak Türkiye’yi Kafkas bölgesinden uzaklaştırmanın arayışı içindedirler.

Osmanlı devleti de bölünmemek için Anadolu Ermenilerinin Suriye’ye taşınması ve müstakbel Ermenistan’ın bugünkü Suriye topraklarında kurulması için tehcir yoluna gidildiği görülmüştür.

Bugün Yeni Osmanlı projesi öne çıkartılırken, Osmanlıların uyguladığı tehcir planı ortadan kaldırılmak istenmektedir. Yeni Sevr planları doğrultusunda bölgedeki devletler parçalanırken, Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’a bağlı bir mikro devlet haline getirilmek istenmesi birçok yönden çelişkiler ile dolu bir plan olarak görünmektedir. Bu tür çeşitli komplikasyonlar ile ilgili planların siyasal çözüm görünümünde uygulama alanına geçirilmek istenmesi ne Azerbaycan ile birlikte hem Türkiye’nin hem de bütün Türk dünyasının karış çıkması gerekmektedir. Yıllar sonra bir araya gelen Türk devletlerinin oluşturdukları Türk Keneş’i aracılığı ile hem Azerbaycan’a açıkça sahip çıkmaları hem de aralarındaki birliği güçlendirerek gelecekte bir Türk Devletleri Birliği’ne giden yolu açmaları gerekmektedir.

Orta Asya’da özgürce yaşayan Türk asıllı toplulukların günümüzde aynı özgürlüğe Rus ve Çin federasyonları çatısı altında sahip olamadıkları ve bu yüzden de çok büyük baskılar altında kalarak ezildikleri, dünya kamuoyunu işgal eden ana sorunlardan birisi olarak günümüzde devam edip gitmektedir. Azerbaycan’a saldıranların Türkiye ve diğer Türk devletlerine saldırmış gibi konunun ele alınarak değerlendirilmesi bölge barışı açısından önem taşımaktadır.

Nüfusunun yüzde doksanı Türk olan Azerbaycan bütün Türklerin ortak vatanı olarak görülmelidir. Avrupa Birliği bugün nasıl bir Hıristiyan birliği olarak görülüyorsa, Türk devletleri de bir Türk Birliği çatısı altında böylesine bir birlik olarak kabul edilmelidir.

Dolaylı olarak Türkiye’ye de yönelik bir saldırı olarak görülmesi gereken Ermeni saldırısının öz vatanımıza yapılmış olan bir saldırı olarak kabul edilmesiyle, Türkiye bütün olanaklarıyla Azerbaycan’ın yanında yer almalıdır. Azeri devletine yapılan haksız saldırıya karşı Türkler ve Azeriler kardeşlik dayanışması içinde bir vatan savunmasını ortaya koymalıdırlar. Türk milleti bu aşamada Kafkasyadaki gelişmelerden bir zafer haberi beklemektedir.

 Eski bir Türk toprağı olan Dağlık Karabağ’ın yeniden Türk toprağı olması gibi bir zafer duyurusu, bütün Türk dünyasını ayağa kaldıracak önemli bir gelişme olacaktır. Soğuk savaş sonrasında başlamış olan haksız Ermeni işgaline bu bölgede son verilmesiyle Dağlık Karabağ’ın yeniden Türk dünyasına dönüşünün müjdesi Türk devletlerinde dalgalanacaktır. Türkiye desteği ile Azerbaycan’ın caydırıcı gücü artacak ve bunun sonunda da yeniden Kafkas bölgesinde Türklerin egemenliğine giden yol açılacaktır.

Kafkas bölgesinin bugünkü haritasına bakıldığı zaman, bölgenin geleceği açısından son derece karışık ve içinden çıkılmaz bir durumun varlığı görülmektedir. Bölgenin geleceği için haritanın barış amaçlı düzeltilmesi gerekmektedir.

Bölge barışı açısından Rus emperyalizmine karşı bütün bölge devletlerinin iş birliği gerekebilir. Fransa, Rusya, Amerika, Çin ve İngiltere gibi büyük devletlerin kendi çıkarları doğrultusunda bu bölgede karışıklık çıkarmalarına izin verilmemelidir. Dünyanın en karışık yerlerinden birisi olan Kafkasya’nın yeniden çıbanbaşı konumuna getirilmesine, her kesimin dünya barışı açısından kesinlikle karşı çıkması zorunlu görünmektedir. Türkiye bu doğrultuda hem bölge devletleri ile hem de büyük devletler ile siyasal diyaloglar oluşturarak, Karabağ’da tutuşturulan ateşin bir üçüncü dünya savaşına giden yolun başlangıcı olmasına karşı mücadele etmelidir. Bu doğrultuda kalıcı bir sonuç alabilmek için kınama türü etkisiz tutumlardan kaçınılmalıdır. Ortak platformlar ve yardım organizasyonları savaş konumundaki Azerbaycan’a daha fazla katkı sağlayacaktır. Kafkasya’da barışın gerçekleşmesi, savaş ihtimalinin Orta Doğu ve Akdeniz bölgelerinde önlenmesine yardımcı olacaktır. Şark meselesinin bir an önce şark barışına dönüştürülmesi zorunlu görünmektedir.

Prof. Dr. Anıl Çeçen
(Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz)
Gerçek Edebiyat

Sosyal Medyada Paylaş

author

Gerçek edebiyat

gercekedebiyat.com yazarı,

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..