Runik yazılı Türkçe kaynakların yorumlanması
Aramızdan en verimli çağında ayrılan değerli bilim adamı dostumuz Prof. Dr. Semih Tezcan’ın Dağlık Altay Devlet Üniversitesi ile Frankfurt, Johann Wolfgang Goethe Üniversitesi'nin birlikte düzenledikleri 'Runik Yazılı Türkçe Kaynakların Yorumlanması ve Bu Kaynaklar Arasında Altay Yazıtlarının Yeri' ...
Altay Cumhuriyeti'nin başkenti Dağlık Altay kentinde, Dağlık Altay Devlet Üniversitesi ile Frankfurt Johann Wolfgang Goethe Üniversitesi'nin birlikte düzenledikleri “Runik Yazılı Türkçe Kaynakların Yorumlanması ve Bu Kaynaklar Arasında Altay Yazıtlarının Yeri” başlıklı uluslararası Türkoloji sempozyumu 21-24 Mayıs 2009 günlerinde yapıldı.
Önce Altay Cumhuriyeti ve başkenti üzerine kısaca bilgi vermek yararlı olabilir. Batı Sibirya'nın güneyinde “Altay” adını taşıyan iki ülke vardır. Bunlardan biri, başkenti Barnaul olan Altay Bölgesi'dir (Rusça: Altayskiy Kray), burası doğrudan Rusya'ya bağlı düzlük bir ülkedir.
Bir de bunun güneyinde Rusya Federasyonu içerisinde yer alan Altay Cumhuriyeti vardır (Altayca adı: Altay Respublika ve Altaydıng Respublikazı; Rusça adı: Respublika Altay). Başkentinin adı Dağlık Altay (Altayca: Tuulu Altay; Rusça Gorno Altaysk) olan bu Cumhuriyet'in yüzölçümü 92 960 km. (Türkiye'nin yaklaşık 8,5te biri), nüfusu ise 210 000 kişidir (Türkiye'nin yaklaşık 338'de - biri); yani nüfus yoğunluğu pek az olan bir ülkedir.
Altay Cumhuriyeti'nde yaşayanların ancak yüzde 30'u Altaylılardır (62 000 kişi). Altaylılar, ana dili olarak Güney Sibirya Türk dillerinden Altaycayı konuşur. Cumhuriyet'teki tek şehir olan başkent Dağlık Altay'ın nüfusu 53 000'dir.
Günümüzde bütün Sibirya kentlerinde olduğu gibi burada da zenginlik, gösteriş ve yoksulluk yan yanadır. Türk dillerini konuşan insanların “bilinen en eski yurdu” olan Altay, adını Batı Sibirya'dan başlayıp Moğolistan üzerinden Çin'e kadar uzanan “Altay Dağları”ndan alır. Altay Cumhuriyeti, işte bu sıradağların batı kanadının bulunduğu bölgedir.
Üzerinde binlerce küçük göl olan ülkenin çok büyük bir kısmı dağlar ve ormanlarla kaplıdır. Altay Cumhuriyeti'nde bugüne kadar “Eski Türk Çağı"ndan kalma birçok taştan insan yontusu ve üzerine runik Türk yazı kazılmış 90'a yakın taş bulunmuştur.
Çoğu “taslak halinde yontu" diye nitelendirilebilecek olan taş heykellere Altaycada "köjögö taş" (perde taş) adı verilir. “köşik” denir. Köşik, Eski Türkçede “perde, örtü” demektir. Bu Türkçe kelime Moğolcada “köşige” biçiminde korunmuş, bu dilden Altaycaya “köjögö” olarak geri alıntılanmıştır. “Köjögö taş” deyimi belki de eski Altaylıların söz konusu taşların bu dünya (üzerinde insanların yaşadığı orta dünya" ile öteki dünya (ölülerin gittiği yeraltındaki dünya) arasında bir perde olarak görüldüğünü gösterir.
Bugüne kadar bulunmuş 90 kadar yazılı taştan başka henüz keşfedilmemiş, dağ yamaçlarında saklı kalmış taşların varlığı tahmin edilmektedir.
MS 8. yüzyıl ile 10. yüzyıl arasın ait runik işaretler kazılmış taşlardan ne kadarını bulduğumuz belli değildir. 1000-1200 yıllık süre içerisinde toprak kayması, deprem vb. doğa olayları yüzünden ne kadarının yok olduğunu ya da yol yapımları vb. insan girişimleri sırasında yok edildiğini kestirmek olanaksızdır.
Altay yazıtlarının hepsi kısadır. Üzerinde ancak birkaç kelime okunabilen (veya görülebilen fakat okunamayan) yazıtlar bile vardır.
Yine de deyimin en geniş anlamıyla “eski Türk yazını”nın başlangıç dönemine ait belgeler olmaları bakımından bu yazıtların Türk filolojisinde önemli bir yeri vardır. İşte bu yüzden Alman Bilimsel Araştırmalar Kurumu (DFG) ile Rusya Temel Araştırmalar Vakfı'nın (RFFİ) ortak bir projesi çerçevesinde Altay Cumhuriyeti topraklarında bulunmuş bütün “Eski Türk Çağı yazıtları” tam olarak yeniden araştırılıp incelenmektedir.
Proje, Frankfurt Üniversitesi Türkoloji Kürsüsü ile Dağlık Altay Devlet Üniversitesi Türkoloji Kürsüsü tarafından birlikte yürütülmektedir.
Sempozyumu açış konuşmalarında, Altay Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı temsilcisi, Dağlık Altay Devlet Üniversitesi rektörü, üniversitenin Türkoloji kürsüsü başkanı heykel ve yazıtların korunabilmesi için alınması gereken önlemler üzerinde ısrarla durdular.
Tutulacak en doğru yolun, taşları Dağlık Altay'daki müzede koruma altına almak olduğu, bunun da o ancak müzenin genişletilip modernleştirildiği takdirde mümkün olabileceği, belirtildi.
Bu konuda UNESCO'nun ve Türkiye Cumhuriyeti'nin desteğine gereksinim duyulacağı vurgulandı. Dağlık Altay'da ilk kez bir Türkoloji sempozyumu düzenlenmesinin, buradaki kültür varlıklarına karşı dünyada ilgi uyandırması ümidi dile getirildi.
TÜRKOLOJİ SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ
Sempozyuma “Eski Türk Çağı” üzerinde uzmanlaşmış Türkologlar yanında, aynı dönem üzerine çalışan arkeologlar da davet edilmişti, önce onların bildirilerinden söz etmek istiyorum.
“Eski Türk Çağı” üzerine büyük başarıyla çalışmış olan ünlü arkeolog İgor Leonidoviç Kızlasov (Moskova), sempozyuma Altay runik yazıtlarını MS 8-10. yüzyıllar arasında dinsel yaşamın ürünleri olarak ele alan bir bildiriyle katıldı.
Özellikle Moğolistan'daki eski Türk yazıtları hakkında değerli araştırmalar gerçekleştirmiş bir başka arkeolog Vladimir Kubarev'in (Novosibirsk) bildirisi runik yazılı Kalbak Taş yazıtlarının ve kaya resimlerinin araştırma tarihi üzerineydi.
GÜMÜŞ MAŞRAPA
Onun oğlu Gleb Kubarev (Novosibirsk), Angara Nehri üzerindeki Bratsk büğeti akınında bulunmuş olan gümüş bir maşrapa üzerine konuştu. Bu maşrapanın nasıl bulunduğunun, bugüne kadar nasıl muhafaza edildiğinin ilgi çekici hikâyesini anlattı. Gleb Kubarev'in bildirdiğine göre aslında altı maşrapa bulunmuş, sonradan bunların dördü kaybolmuştur. Geri kalan iki maşrapadan birinin dibinde kırk sekiz runik işaretten oluşan bir yazıt vardır, fakat okunamamaktadır. Sergey Klyaştoruy, Marcel Erdal ve Takashi Osawa yazıtı okumayı denemişlerse de Türkçe olarak ya da başka bir dilde anlam verecek biçimde çözememişlerdir. Dolayısıyla bu yazıtın şimdiye kadar bilinmeyen bir dilde yazılmış olduğu görüşü ağırlık kazanmaya başlamıştır.
Burada, Doğu Avrupa'da Urallar'dan Macaristan'a kadar uzanan bölgeİerde bugüne değin okunamadan / çözülemeden kalmış çok sayıda yazıt bulunduğunu, bunların da Türk runik işaretlerine benzer işaretlerle yazılmış olduğunu anımsatmak yerinde olacaktır. Tarihçi ve arkeolog Toshio Hayashi'nin (Tokyo) bildirisi, kurgan yapma geleneğinin nereden kaynaklandığı üzerineydi.
Sempozyuma katılan Türkologlardan Marcel Erdal (Frankfurt), Altay Dağları'nda bulunmuş olan Eski Türkçe runik harfli yazıtların yorumlanışında ortaya çıkan sorunlar hakkında bir bildiri sundu. Bu satırları yazanın bildirisi “Tonyukuk Yazıtı'nda ve Öteki Yazıtlarda Yeni Okuyuş Önerileri” başlığını taşımaktaydı. Türkolog ve arkeolog Takasi Osawa (Osaka, Japonya), Ongi buluntu yeri, oradaki yazıtın tarihsel önemi ve bu yazıta ilişkin yeni okuyuş önerileri üzerine bir bildiri okudu.
Sempozyumun düzenleyicilerinden İrina Nevskaya (Berlin, Novosibirsk), bildirisinde runik Altay yazıtlarının kimi paleografik özelliklerini ele aldı.
Volker Rybatzki (Helsinki) runik yazıyla yazılmış Eski Türkçe fal kitabı Bifig'in düzenine ve içeriğine ilişkin yeni bulgular hakkında konuştu.
Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Kırgızistan'ın yetiştirdiği en değerli bilim insanlarından biri olarak nitelemek istediğim Rısbek Alimov, 'Doğu Akdeniz Üniversitesi, Gazimagusa) “Tien Şan Yazıtlarındaki Bir Runik İşaretin Fonetik Değeri Üzerine Birkaç Not” başlığını taşıyan bir bildiri sundu. Dağlık Altay Devlet Üniversitesi Türkoloji Kürsüsü Başkanı Larisa Tıbıkova, sadece Altay yazılı taşlarında görülen özellikler üzerine konuştu. Tataristan'dan Fanuza Nuriyeva (Kazan), İdil-Ural bölgesindeki runik yazıtların nerelerde bulunduğunu, nasıl korunduğunu ve bunlar üzerine konuştu.
Ev sahibi kurumun öğretim üyelerinden Nina Kindikova'nın (Dağlık Altay) “Eski Türkçe Metinler ve Sibirya Türk Halklarının Edebiyatları” başlıklı bildirisi, sempozyumda doğrudan doğruya edebiyatbilim alanıyla ilgili olarak sunulan tek bildiriydi. Oleg Sosedko (Novokuznesk), proje çerçevesinde İnternete koyulmuş olan Altay runik yazıtları veri tabanı üzerine konuştu. (Bu veri tabanı için bkz. www.altay.uni-frankfurt.de (Rusça ve İngilizce).
Mehmet Ölmez (İstanbul), bildirisinde runik yazılı Sibirya yazıtlarının kimi dil özellikleri üzerinde durdu.
Eski Türkçenin ilk toplu sözlüğünü (Drevnetyurkskich Slovar, Leningrad,1969) hazırlayarak Türkolojinin gelişmesine büyük katkı sağlamış olan grubun bugün hayatta olan tek üyesi büyük usta Dmitriy Nasilov (Moskova) runik yazıtlardaki kimi eylem biçimleri üzerine konuştu.
Uygurların önde gelen Eski Türk filolojisi uzmanı Abdurişid Yakup (Berlin-Brandenburg Bilimler Akademisi, Turfan Araştırmaları Projesi) sempozyuma metin onarımına ilişkin sorunları konu alan bir bildiriyle katıldı.
Ev sahibi kurumun öğretim üyelerinden Evgeniy Matoçkin'in (Dağlık Altay) bildirisi, “Taşlar Üzerinde Çizimler ve Altay Yazıtları” başlığını taşıyordu.
Valeriy Borgoyakov, Hakasçanın lehçeleri ile Yenisey runik yazıtlarının dili arasında karşılaştırmalar yapan bir bildiri okudu.
Larisa Tıbıkova'nın annesi, Dağlık Altay Devlet Üniversitesi Türkoloji Kürsüsü'nün daha o Pazırık Kurganr'ndan Bir Motif önceki başkanı Aleksandra Tıbıkova (Dağlık Altay), Altay Cumhuriyeti”ndeki runik yazıtların -kendisinin son yarım yüzyılına görgü tanığı olduğu araştırma tarihini anlattı.
Tataristan'dan Fagima Chisamova (Kazan), Orhon-Yenisey yazıtlarında ve Tatarcada partisipler üzerine konuştu.
Nurlan Cumageldinov (Novosibirsk) bildirisinde, runik işaretlere unicode sistemine göre kod verilmesini sağlamanın nasıl mümkün olacağını açıkladı.
Viktor Koçeyev (Dağlık Altay) Altay Cumhuriyeti'nin Üst-Kan bölgesinde yeni bulunan runik yazılı yazıtlar üzerine konuştu.
22 Mayıs 2009 akşamüstü sempozyuma katılanlar, topluca Dağlık Altay'daki müzeyi ziyaret etti.
Kentin yetiştirdiği en ünlü kişi sayılan müzikbilimci ve besteci Andrey Anochin'in (1867-1931) adını taşıyan müzede zengin arkeoloji ve etnografya malzemesi (perde taşlar, yazılı taşlar, kaya resimleri, şaman giysi ve davulları vb.) bulunmaktadır.
Altay Dağları'nda yaşayan çok çeşitli hayvanların doldurulmuş postlarının ve doldurma kuşların da sergilenmesi, müzede tarihle doğanın iç içe geçtiği bir ortam yaratmıştır.
İnsanı sürükleyip geçmiş zamana, “Eski Türk Çağı”na götüren bu şirin müzenin genişletilip bütün “kölögö…taş”ların ve runik yazıtların burada toplanması kuşkusuz büyük 3. N bir kültür hizmeti olur.
23 ve 24 Mayıs günleri Onguday bölgesine yapılan gezide, çoğu yamaçlarda bulunan yazılı taşlarla yüz yüze geldik. Runik işaretlerin oldukça küçük olması (yükseklikleri genellikle 2-4 cm.) ve nispeten küçük denebilecek kayaların alt kısımlarına fazla dikkat çekmeyecek biçimde kazılmış olmaları ilgi çekiciydi.
Kayaları kaplayan yosunların ve oksitlenmeyi andıran doğal etkilerin yer yer runik yazıları tahrip edip okunamaz hâle getirmiş olduğunu gördük.
Söz konusu runik yazılı taşlardan ve insan tasviri olan “perde taşlar”dan başka bir de eski mezarlıklar olduğu kabul edilen yerlerde toprağa dikilmiş büyük yazısız taşlar bulunmaktadır.
Fakat her mezar için ayrı taş dikilmemiştir. Arkeologların açıkladıklarına göre dikilen bir veya birkaç büyük taş, orasının bir mezarlık olduğunu göstermek için yeterli sayılmaktaymış.
PAZIRIK KURGANI
Gezimiz sırasında Sibirya'daki en ünlü buluntu yerlerinden Pazırık Kurganı’na da uğradık. 1920-1993 yılları arasında yapılan kazılarda, kurganın altındaki mezarların kütükleri de dâhil olmak üzere buradan çıkartılmış olan her şey St. Petersburg'daki Ermitaj Müzesi'ne götürülmüş olduğu için Pazırık'ta ancak doğayı ve tarihi soluyabildik.
Altay kültürünün anası Profesör Aleksandra Tıbıkova Hanımefendi, sempozyuma katılanlara pek çok konuda özellikle Altaylılar arasında yaşayan eski inanç ve gelenekler konusunda geniş bilgi verdi.
Profesör Larisa Tıbıkova Hanımefendi de Altaylıların benliklerini, dil ve kültürlerini korumak konusundaki kararlılıklarını birçok kez gururla dile getirdi.
Sadece seçkin uzmanların katılımıyla gerçekleşen Dağlık Altay Sempozyumu'nun Türkoloji tarihinde yer alacağına inanıyor, bu önemli toplantıyı düzenleyen bilim insanlarını içtenlikle kutluyorum.
Prof. Dr. Semih Tezcan
(Kanat, Güz 2009 N: 31)
Gerçekedebiyat.com
YORUMLAR