'Parisiennes Aşklar' nümayişde başlar…

news-details
Deneme

 

(Elbistanlızâde Murad Efendi ilâ Diclelizâde Zülküf Efendi’nin Paris Sergüzeşti.)

Marquis d’Istambulin

Dersaadet, Miladî, Haziran 2020

Allah selamet versin; Darülfünun’a musavi “Münevver Ülüversitesi”nde Mekteb-i Mimari’de müderris iki ahbabım vardır. Bunlardan birinin en böyyük vasfı Sorbonne’den mezun bir mimari müderrisi olmaksa ikinci böyyük vasfı da bir divan şairi gibin namütenahi âşuk olmasıdır. Haddizatında Cenevre’de edebiyat ilmi üzre tahsil terbiye görmüşlüğü de vardır. İsm-i âlisi Elbistanlızâde Murad Efendi. Vakıa bendeniz zat-ı muhteremi Paris senelerinden tanırım. Talebelik zamanımızdan.

O vakit daha rahmetli İsmet Paşa sağ. Boulevard Saint Germain’de, Cafe de Flore’da, Les Deux Magots’da cümle cemil entelijansiya temerküz edüp talebe manifestasyonları hakkında münakaşa edior. Bizim de bir nevi “jöntürk” diyebileceğimiz bir ahbap taifemiz var ki aralarında Diclelizâde Zülküf Efendi gibin bilahare Mekteb-i Mimari’de dekan olacak mühim münevverler de var. Ve de mebzul mıktarda ressam, artist, şair, şuara, anarşist, komaris,“refugie politique” vesaire, vesaire…  Bohem heyatı ayyukta. Paris yıkılior, Boulevard Saint Mitchel’de barikat barikat üstüne kurulior, nümayişler, manifestasyonlar arş-ı âlâyı tutmuş, talebeler bulsa De Gaulle’ü bile ipe çekecek, lakin bizim taife bohem heyatında berdevam. İki masa ötemizde Jean-Paul Sartre, Simone de Beauvoir, Marguerita Duras, Maurice Blanchot, Louis Althusser dâhil bilumum Frankofon entelijans ateşli münakaşalar halinde. Biz de şedit münakaşalar içindeyiz lakin bizimkisiler daha ziyade cins-i latifler üzre.

Aramızda en romantik Elbistanlızâde Murad Efendi ki bilahare bundan maada olmalı edebiyata meyleymiş bu alanda fevkalade temayüz etmiş, külliyat sahibi olmuştur. Diclelizâde Zülküf Efendi ise aramızda en popüleri, en realisti idü. Adeta bir nevi “Casanova” olmuş cümle “parisiennes” cins-i latifleri muttasıl elden geçirior idü. Bendeniz ise her daim olduğu gibi mürtefi perdeden hat eylioridüm. Gözüm yüsgeklerde, Monaco Prensesi Caroline’e âşık olmuşum, varıp Prens Rainer’den, Grace Kelly’den kızını istemenin tarikini arior, platonik deryalarda gezior, Caroline’e mektuplar yazıp dest-i izdivacına talip olduğumu beyan ediorum biteviye…

Gündüz Quartier Latin’deki fakülte kantininde vakıt öldürüyor, cins-i latiflere heyat hakkındaki fikirlerimizi anlatior, öğlen gibin manifestasyonları temaşa edior, akşamüstü Paris Cafe’lerini şenlendirior, akşama doğru Rue d’Assas’daki  Hukuk Fakültesi’nin talebe restoranına vasıl oluyor, orada Garden Luxembourg manzaralı teras katta yemeğimizi yiyor ardından Pont Neuf meydanına yakın Greek tavernalarda soluğu alioruz. Tabii gece zebbaha kadar ayaktayız. Ertesi zebbah Rue Mufftard’daki benim çatı arası fakirhanede toplanıp humar halini bertaraf etmek içün birer cafe noir eşliğinde akşamki maceralarımızı teati edioruz. Diclelizâde o zebbah kimin koynunda uyandığını nakledior, Elbistanlızâde en son imkânsız aşkına yazdığı nevzuhur şiirleri okuor, bense Caroline’in en son sevgilisi hakkındaki ceride havadislerini okuyup dişlerimi gıcırdatiorum.

Elbistanlızâde ile Diclelizâde Sorbonne’da idü lakin bendeniz Vincennes’de urbanizm tahsil etmekde idüm . Paris VIII Vincennes’in şöhretini bilen bilir. Bolşevik okuludur. Fakülteye gittiğiniz zeman okula mı geldiniz yoksa Paris Komünü’ne mi dâhil oldunuz ayırt etmek kabil değildir. Beni de eksik olmasın Dersaadet eşrafından Müderris Stefanos Yerasimos Efendi kabul eylemişidü Vincennes’e. Bendenizde hiç anarşist tipi yoğidü amma gene de pek koley olmuşidü kabul etmesi. Vincennes bir mıktar kuzey banliyösünde, merkeze uzakdı ve de ağır siyasi hava beni bîzar ediordu. Bundan maada ben de vaktımın çoğunu Sorbonne etrafındaki talebe muhitinde geçirioridüm. Sorbonne şürekasının bir nebze apolitik, bir nebze muhafazakâr olmasından Elbistanlızâde memnun idü; lakin Diclelizâde bundan şekvacı idü.  Çünki Türkiyya’dakinin hilafına Paris’te solcu cins-i latiflerin her biri birer içim su idü. Rivayet o ki yatakta da fevkalade imüşler. Bu konudaki lecture’ü Diclelizâde’den mufassallarile temin etmişidüm bidayetde. Binaenaleyh Diclelizâde Sorbonne’lu olmakla beraber daima solcular arasında idü. Hemi de iç ferahlığı ve dahi sarahat içinde beyan ediordu ki; “Paris’de manifestasyon ve de nümayiş içre manita yapmak en kolayıdır! Bir panzerin önünden bir cins-i latifi çekip aldın mı onu kahramanı olursun o vakıtten kelli.”

Diclelizâde bu minval üzre daima manifestasyonlara yakın durdu. Elbistanlızâde ise şiirler yazıp âşık olmaya devam etdi.  Bense Caroline’nin Don Juan kılıklı manitası, onu Faccio namlı bir İtalyan dilberle aldattığı içün büyük bir tahkir olmuşluk hissiyatı içinde ısdırab-ı aşk çekioridüm. Tam o esnada 28 Haziran 1978 senesinde Prenses Caroline Philippe Junot namlı bir Fransız banker ile mantık izdivacı eyleyüb beni  “completment” sukut-u hayale uğratınca o gece zebbaha kadar içtim ve de bidayetdeki Fransız roman kahramanları gibin şafak vaktı kendimi Pont Neuf’den Seine nehrine atarak intihar etmeye karar verdim.

Vakta ki tam bunu hakikat eyleyeceğidüm o meşhur külüstür motoru ilâ Diclelizade Zülküf Efendi, Seine Nehri kıyı boyuna dizilmiş seyyar sahaf kulübeleri arasından sıyrılıp görüntüye girmesin mi?! Oh mon dieu!  Tam da nehre atlayacağım sırada!

Qu'est-ce que tu fais là-bas Marquis d’Istambulin?! (*) diye haykırdı motorun üzerinden.  Terkisinde de bir “parisiennes” dilber ki bir tabii afet. Antik Greek sütunları misali bembeyaz bacaklar üryan, endam sağlam, kırpık hippi şortu üzerinde adeta bir aşk mabudesi.

Alors, intihar edioridüm müsadenle!” diyemedim bittabi; “Biraz aruz temrin edeceğidüm Fransız şuara gibin; burada şiir hasadı mebzul mıktarda olirimüş!” dedim onu başımdan savmaya çalıştım.

“Yahu bırak şimdi şiir hasadını da benim Place Clichy’deki stüdyoya gel, bak sana ne sürprizler hazırladım!” dedi ve gaza kökleyip sırra kadem basdı.

Terkisindeki hippi manitaya bakıldığında günü gene manifestasyonlarda geçirdiği anlaşıliordu. Hatun kişi de tam bir anarşist yenge idü ki vallahi de billahi yatakta altta kalmaz, üste çıkar. O denli cabbar yani. Vakıa akşamüzeri de Boulevard Saind Germain’de yine nümayiş varidü. Demek ki Diclelizâde yine muvaffak olmuşidü. Ne dioridü daima: “Parisiennes Aşklar Nümayişde Başlar!” Oraları mesken tutdu binaenaleyh.

Ne yalan söyleyeyim onu başımdan savınca kaldığım yerden intihar etmeye devam edeceğidüm lakin “Place Clichy” deyince Henry Miller ilâ Anais Nin geldi aklıma ve bir kurt düştü içime. Hemi de 28 Mehmet Çelebi’nin menşur sefaretnâmesi dolayısile vakıf olduğumuz Çelebizâde Sait Efendi’nin “Clichy’de Uykusuz Geceler” sergüzeşti aklıma geldi.  Çarnaçar intiharı tehir edüb Place Clichy’ye vasıl olmak üzre Saint Michel’in o süfli metrosuna indim.  Ossaatte benimle kloşar’lardan başka kimse yoğidü Saint Michel metrosunda. Japon turistlerin bayıldığı o kalûbeladan kalma köhne asansör bile kilitliydi.

Gün doğarkene Diclelizâde’nin stüdyosuna vasıl oldum.

İçeri girdiğimde bir ne de göreyim: “O la la!” işte buna inanmak kabil değilidü. Bir köşede Diclelizâde nevzuhur anarşist parisiennes manita ile kıvrılmış, ellerinde birer “Demie Bordeaux Rouge”, bir köşede Elbistanlızâde Murad Efendi, Alain Delon’un ex-manitası artist Sylvia Vartan ile hararet içre münakaşa ve de karşılıklı jestlerle flört edior, bir tarafta da bir başka cins-i latif ki bir ahu ceylan kadar gözel hemi de Prenses Caroline’e bir su damlası kadar benzior. Durduğum yerde elim ayağım titremeye başladı, nutkum tutuldu ve yere yığılacak gibin oldum.

Tam, “euzubillahimieşşeytanirracim” diyeceğidüm ki;

“Anşante Mösyö!” deyu peri kızları gibi şakıdığında ol cins-i latif kendimi cennet bahçalarındaki hurilerle beraber sandım.

Anşante!” dedüm irticalen.

Bir kadeh uzatdı bana ve gülümsedi.

Alors siz de mi bu mösyöler gibi şairsiniz!” diye sordu Fransızca.

Murad Efendi atıldı öteden yine Fransızca:

“O münekkiddir! Münekkid-i Âzam deriz biz ona! Yakında Lire Mecmuası’na da kritikler yazacak.”

Derekab hatun kişi yaklaşdı yanıma. Bir buse kondurdu yanağıma. Adı Virginie imüş. Koluma girdi ve beni yanına çekti. Meğer o da ilk romanını neşreyleyeceğimüş o sıralarda. Murad Efendü tecrübeli bir edip olarak aramızı yapmak içün beni o anda münekkidliğe atadı ve ondan sonra yaşananlar mahremime girer. Sizlere onları hikâye edemem. Lakin iki şeyi bilmenizi isterim. Birincisi o gün bu gün münekkidliğe asla veda edemedim; hemi de çok ekmeğini yedim. İkincisi de şu: Elbistanlızâde Murat Efendi ile Diclelizâde Zülküf Efendi ve de bendeniz; hepimiz Paris mahreçli mimarlık tahsili hasebiyle birer meslekdaş ve dahi karındaş olsak da bilhassa bu hadiseden mütevellit pek severim ikisini de.

Sayelerinde heyatımın en gözel günlerini saadet-i cenneti yaşamışidüm bidayetde Paris’de Virginie ilâ.

***

Aradan elli sene geçdi. Geçenlerde Meclis-i Rindân’da alaturka taganni dinleriken rastladım Monşerlere… “Ne yapiorlaridü? Afiyetde miydiler?” deyu merakdasınızdır eminim. Derhal izah edeyüm. İkisi de melmekedin en meşhur mimari müderrisleri olmuşlar. Münevver Ülüversitesi’nde müderrislik eyliorlar. Arada bir de rind meclislerinde ehibba ilâ ülfet etmeye geliorlar. Geliriken Diclelizâde Galatasaray Meydanı’nda Mekteb-i Sultani önünde bir  nümayişe iştirak etmiş. Ondan maada yanında ay parçası gibi, esmer güzeli bir Kurdish dilber varidü. Ossaatte annadım ki Dersaadet’de de en kolay manita nümayişde yapılior artık.

Elbistanlızâade Murad Efendi ise yine pek nalan, yine pek ağlamaklı idü. Çünki geliriken Cadde-i Kebir’de gördüğü bir cins-i latife ayaküstü âşık olmuşidü ve caddenin nihayetine kadar yürürkene hatun kişi yolda onu terk eylemişidü. Üstelik tilifonunu almaya muvaffak olamadan. İmdü imkânsız aşkı içün yas tutuor, yol boyu terennüm etdiği şiirleri not defterine nakledioridü.

Beni soracak oluriseniz malûmaliniz iç güveysinden hallice: “Münekkid-i Âzam” olarak cümle civan cins-i latiflerin edebiyatta muvaffak olması içün kendi kendimi feda etmek ilâ meşgulüm el’an! 

Vakıa can çıkior, huy çıkmior mîrim!

(*) Qu'est-ce que tu fais là-bas Marquis d’Istambulin? Orada ne yapıyorsun Marquis d’Istambulin?

 

Hikmet Temel Akarsu
Gerçek Edebiyat

Sosyal Medyada Paylaş

author

Marquis d’Istambulin

gercekedebiyat.com yazarı,

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..