Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK), 2013 Ağustosu’nda ilahiyat fakültelerinden felsefe derslerinin kaldırılması ve fakültelerin adının değiştirilmesi yönünde bir karar aldı.

 

Bu kararın akademik çevrelerde tartışmalara neden olmasının ardından YÖK Genel Kurulu, ilahiyat fakültelerinin ad ve ders içeriğine ilişkin Genel Kurul kararlarının yürürlükten kaldırılmasına karar verdi. YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya’nın yaptığı açıklamada, “İlahiyat camiasından ve kamuoyundan gelen görüşler ve öneriler üzerine Genel Kurulumuz, ilgili kararların yeniden görüşülmesini gündemine alarak, ilahiyat fakültelerinin adlarına ve müfredatına ilişkin Genel Kurul kararlarının yürürlükten kaldırılmasına karar vermiştir” dedi.

 

Bilindiği üzere bilgi sevgisi anlamına gelen felsefe, dinlere karşı değil, dinlere rağmen eski çağlarda ortaya çıkmış, felsefeye ulaşmak ise Başbakan Erdoğan’ın sıkça kullandığı ve düşünebilme yeteneğiyle havyanlardan üstün olan insanlara özgü dinsel bir tanımlama olan “eşref-i mahluk” niteliğiyle varlık kazanmıştır.

 

Çünkü ortaçağ İslam dünyasında bir yandan aklı öteleyen devletin filozofları, şeyhülislam fetvalarıyla insanları tevekküle ve boyun eğmeye itmiş, böylece bu İslam toplumları gerilemiştir. Öte yandan akılcılığı benimseyen Endülüs Emevi devleti, İbni Rüşt, İbni Memun gibi, yazgıcı İslam felsefesi karşısında kişiyi yücelten ve irade özgürlüğünü öne çıkaran İslam felsefesine ortam sağlayarak Avrupalı filozofların gözünü açmıştır.

 

 

"ORTAÇAĞ KARANLIĞI"

 

Bu bağlamda “ortaçağ karanlığı” olarak adlandırılan Avrupa’da düşünen insanın itaat etmesi için işbirliği yaptığı kilise kanalıyla kontrol altında tutan zalim yöneticilere karşı şerefli mahlukların dine rağmen verdikleri savaşım yoluyla “rasyonalizm ve aydınlanma dönemi” başlamıştır. Nitekim ünlü İngiliz pedagog ve filozof John Locke “Bir insanın, ilahi vahiyin olup olmadığı düşüncesini kilise baskısı değil, ancak aklı kanıtlayabilir” sözleri de çağa damgasını vurmuştur.

Bir diğer tek tanrılı din olan İslamiyette de benzeri inanç vardır: Allah, fanilerin şehvet duygularıyla, nasıl giyinecekleriyle, günlük yaşamalarıyla ilgilenen Tanrı Zeus değildir.

İslamiyete göre hem Rahman (çok merhamet eden), hem Rahim (esirgeyen ve bağışlayan), hem Kadir (gücü her şeye yeten), hem de Kerim (karşılık beklemeksizin veren) olan Allah, bu denli basit şeylerle uğraşmaz. O, “onurlu, kendine benzeyen, özgür irade-i cüziye sahibi insanları yaratmıştır, yoksa bir hayvan zavallılığıyla kendini kör yazgıya teslim etmiş mahlukları değil”.

Ne var ki Avrupa aydınlanırken karanlığa gömülen Osmanlı uleması, İbni Sina, İbni Rüşt, Farabi’den esinlenen filozofların önünü keserken Necmettin Nesefi ve Saadettin Taftazani gibi, insanların aklını kurcalamaları yerine söylenenlere iman ve itaat etmeleri gerektiğini savunanlara ön ayak olmuş; sonunda da Osmanlı devleti paramparça olacağı 1. Dünya Savaşı’na girerken askerlere 4444 kez zikir çekmekle savaşın galibi olunacağı telkininde bulunmuştur.

Aydınlanma felsefesini ilke edinip akılcılığı öne çıkararak kurduğu yeni rejimde bir toplumda dinin ne denli önemli bir öğe olduğunu çok iyi analiz eden M. Kemal, laikliğe açık, İbni Rüşt, İbni Sina felsefesini öne çıkaran kaderciliğe ve irrasyonalizme dayalı Cebriye yorumu olan Selefi İslam felsefesine göre daha yumuşak bir yorum olan Ehli Sünnet’i ve akılcılığı, insan iradesini öne çıkaran, Anadolu halkıyla özdeş Mutezile yorumuna dayalı bir laiklik anlayışıyla cumhuriyetin din politikasını biçimlendirmiştir.

HÜKÜMETLERİN MANİPÜLASYONU

Ancak Selefi İslam felsefesi, özgür irade ve akla dayalı cumhuriyet yurttaşlarına karşı örgütlenmesini Demokrat Pari iktidarından beri hükümetlerin manipülasyonuyla sürdürmüş, İmam Gazali gibi Cebriye akımına yakın olanların eserleri Türkçeye çevrilirken, İbni Rüşt’ün çok az kitabı Türkçe yayımlanmış, Ehli Sünnet akımından Muhammed Abduh ve Cemalettin Afgani’nin Mutezileye yakın yorumlarına pek rağbet edilmemiştir.

Olasılıkla, bugünlerde ilahiyat fakültelerinden felsefe derslerinin kaldırılma planı da üç önemli seçim yaklaşırken kör bir itaat yerine, aklını ve özgür iradesini kullanarak iman edenlerin, en büyük günahın kul hakkı yemek olduğunu düşünerek “İslami Gezi Parkı” olası girişimlerinin önünü kesmek olabilir.

Ancak çağla entegrasyonu sağlamak için laik, pozitif bilimlere dayalı üniversitelerde master, doktora yapan kardinallerin yarışıyla seçilen Papa, Hıristiyan dünyası dindaşlarını arttırmak için “vicdanlı ateistlerin” de cennete gitme olasılığından söz ederken, umarım Türkiye, İslamiyeti maniple eden hamleleriyle mevcut inananlarını da kaybetmez. “İleri demokrasi”yi bırakın, sadece demokrasilerde üniversitelerin akademik özerkliği hukuksal güvence altında olduğundan, ders programlarını da akademik kurulları yapar, emir-komuta zinciri içindeki yüksek kurullar değil.

Eğer bu akademik gelenek bozulursa, adı da değişen ilahiyat fakültelerinin Kuran kursları ile eşdeğer olması kaçınılmazdır.

Prof. Dr. Nurşen Mazıcı 

(Cumhuriyet)

 

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)