"Biz hep açık konuştuk / Gökyüzünden maviydi sözlerimiz" dizeleriyle kalplere dokunan şair, eserlerinde derin bir içtenlik ve yaşam sevinci barındırdı.

Bataklıklardan uzak, özgür bir kuşun uçuşu kadar hafif ve umut doluydu mısraları.

Cahit Külebi, Karacaoğlan'a olan hayranlığını sıkça dile getirir, halk edebiyatından ilham alarak serbest nazım türünde şiirler kaleme alırdı.

Kendine özgü şiir diliyle Anadolu'nun türküsünü farklı bir ahenkle yorumlamayı başardı. Kitap sevgisini genç yaşta keşfeden şair, 10 Ocak 1917'de Tokat'ın Zile ilçesine bağlı Çeltek köyünde dünyaya geldi.

Ailesi, Erzurum ve çevresinin Ruslar tarafından işgali sebebiyle doğumundan hemen önce Tokat'a göç etmişti.

Asıl adı Mahmut Cahit Erencan olan şair, ailesinin ‘Gulebi’ şeklinde bilinen soyadını daha sonra ‘Külebi’ olarak değiştirdi ve bu soyadını 1946'da resmileştirdi.

İlkokul eğitimini Zile Mahalle Mektebinde başlayan Külebi, Tokat Gazi Ahmet Danişment İlkokulundan mezun oldu.

Ortaöğretimini yatılı olarak tamamladıktan sonra Sivas Erkek Lisesini bitirdi. Lise yılları, içine kapanık olduğu ve çokça kitap okuyarak kendi dünyasını inşa ettiği bir dönemdi.

Bu süreçte Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden Reşat Nuri Güntekin ve Halide Edip Adıvar'ın eserlerini büyük bir ilgiyle takip eden şair, aynı zamanda Ahmet Kutsi Tecer'in çalışmalarıyla halk kültürüne yöneldi. Külebi’nin yaratıcı yolculuğu lise yıllarında yayımlanan ilk şiiriyle başladı. Üniversite eğitimine İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde devam eden şair, Fuat Köprülü, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ali Nihat Tarlan gibi değerli hocalardan ders alarak 1940 yılında okulunu başarıyla tamamladı.

Bir yandan eğitimine devam ederken, Berlin'de Almanca eğitimi alan Külebi, döndüğünde Süheyla Tarkan ile nişanlandı ve 1942 yılında evlendi.

İkilinin Mehmet Ali ve Ahmet isimli iki erkek çocuğu oldu.

Şairin ilk şiir kitabı "Adamın Biri" 1946 yılında yayımlandı ve büyük ses getirdi. Ardından sırasıyla "Rüzgar" (1949) ve "Yeşeren Otlar" (1954) eserleri okuyucularla buluştu. Külebi, "Yeşeren Otlar" kitabıyla 1955 Türk Dil Kurumu Edebiyat Ödülü'ne hak kazandı. 1985 yılında yayımlanan "Yangın" adlı eseriyle de Yeditepe Şiir Armağanı'na layık görüldü.

Yazarlık kariyerini öğretmenlik mesleğiyle birleştiren Külebi, Ankara Devlet Konservatuvarı ve Antalya Lisesi gibi çeşitli kurumlarda edebiyat öğretmeni olarak görev yaptı.

Milli Eğitim müfettişliği ve İsviçre’de Kültür Ataşeliği gibi önemli pozisyonlarda yer aldı. 1973 yılında emekliye ayrılmasının ardından Türk Dil Kurumu’nda yönetim kurulu üyeliği ve Yayın Kolu Başkanlığı gibi sorumluluklar üstlenen şair, aynı zamanda siyasi arenada da faaliyet göstererek Sosyal Demokrasi Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı.

Eserlerinin temelinde Anadolu’nun doğası, insanı ve anıları bulunuyordu.

Çocukluk ile gençlik yıllarını geçirdiği Niksar, Tokat ve Sivas bölgelerinden izlenimleriyle şekillenen bu eserler, onu halkın yaşamını yansıtan bir şair olarak öne çıkardı. Şiirlerinde hayatı her yönüyle ele alırken gerçekliği ön plana çıkaran Külebi, dili sade ama içeriği derin mısralarıyla şiir yazdı.

Yaşamı boyunca eserlerinde sade bir dil kullanıp ahenk ve ritme önem veren şair, Anadolu'nun türkülerine farklı bir yaklaşım getirerek gerçekleri dile getirdiğini ifade eder.

Şiirlerinde halkçılığı temel bir ilke olarak benimseyen Külebi, bu anlayışın toplumculuğu da kapsadığını, ancak halkçılığın daha geniş bir kavram olduğunu vurgular. Ona göre, herhangi bir ideolojiye dayanarak şiir yazmak yerine, gerçeklerden yola çıkarak duygulara ve estetiğe önem vermek daha değerlidir. B

u yaklaşımının neticesinde eserleri, zaman aşımına uğramayıp güncelliğini korumuştur. Yapıtları İngilizce ve Almanca dahil yaklaşık 20 dile çevrilen Külebi, son yıllarını Ankara Çankaya’daki bir apartmanın zemin katındaki evinde geçirdi. Bu dönemde yakınlarının kaybından kaynaklanan derin üzüntü ve yalnızlıkla mücadele etti.

Kalp, böbrek ve kronik akciğer rahatsızlıkları nedeniyle 28 Mart 1997’de yoğun bakıma alınan şair, 20 Haziran 1997’de, 80 yaşında Ankara’da hayata gözlerini yumdu. Ailesinin isteği doğrultusunda Külebi’nin naaşı, 2010 yılında Ankara’dan Sivas’ın Niksar ilçesine nakledildi ve Karşıbağ Mahallesi’nde bulunan Şair Erzurumlu Emrah Türbesi’nin yanına defnedildi.

"Ben hep yaşamdan yola çıktım. Bunun içindir ki hadi övünelim, Anadolu'nun türküsünü ilk kez başkalarından ayrı bir biçimde söyledim. Gerçekleri anlattım. Gücüm yettiğince de içine şiir katabildiğim için, bu tutumumu beğenmeyen art düşüncelilere, küçümseyicilere rastlamadım. Bugün 20 yaşında yazdığım şiirler bile güncelliğini tüketmiyorlarsa, elbette başka niteliklerinin yanı sıra bu sürekli gerçeğin kalıcılığından güç alıyorlar.

“Benim şiirim halkçıdır. Toplumculuk da halkçılığın içinde yer alır. Halkçılık, toplumculuktan daha geniş ve kapsamlıdır. Elbette benim şiirimde, herhangi bir belirtisi yoktur. Herhangi bir belirtiye dayanarak da şiir yazmıyorum. Toplumcu ülkelerde de artık öğreti açısından şiir yazma modası gittikçe azalmaktadır. Ama toplumculuktan çok halkçılığı benimsemiş bir insan olduğum için toplumculuğuma gölge düşürmenin yanılgı olduğunu belirtmek isterim. Ben halkçı bir şairim."

Eserlerinde sade bir dil kullanarak ahenk ve ritme önem veren Külebi'nin kitapları, İngilizce ve Almanca dahil 20 kadar dile tercüme edildi.

Külebi'nin son yılları, Ankara Çankaya'daki bir apartmanın zemin katındaki dairesinde, yakınlarının ölümüne duyduğu acılar, üzüntüler ve yalnızlık içinde geçti.

Kalp ve böbrek yetmezliğiyle kronik akciğer rahatsızlığı bulunan şair, 28 Mart 1997'de yoğun bakıma alındı, 20 Haziran 1997'de 80 yaşındayken Ankara'da yaşamını yitirdi.

Şairin naaşı, ailesinin isteği üzerine 2010'da Ankara'dan Sivas Niksar'a taşınarak Karşıbağ Mahallesi'ndeki Şair Erzurumlu Emrah Türbesi'nin yanına defnedildi.

Vefatından kısa süre önce Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Senatosu tarafından "Fahri Doktor" ünvanı verilen Külebi'nin eserlerinden bazıları şöyle:

"Atatürk Kurtuluş Savaşında" (1952), "Yeşeren Otlar" (1954), "Süt" (1965), "Şiirler" (1969), "Türk Mavisi" (1973), "Sıkıntı ve Umut" (1977), "Yangın" (1980), "Bütün Şiirleri" (1982), "Güz Türküleri" (1991), "Bütün Şiirleri" (1997), "Güzel Yurdum" (1996), "Zerdali Ağacı" (1990), "Rüzgar" (1949), "Anı-İçi Sevda Dolu Yolculuk" (1986), "Düz yazı-Şiir Her Zaman" (1985)
Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)