Ankara’da bir güzel ‘Meddah Hikâyesi’: Yumurta-yı Hümayun

Tiyatro

Dün gece Ankara Farabi Sokak Fade Sahne’de izlediğimiz oyun, tiyatroyu ne kadar özlediğimizi anımsatmasının yanında, tiyatronun, hem ulusumuz için, hem insan teki için ne kadar gerekli olduğunu da gösterdi.

Ankara, Meddah Hikâyesi, Yumurta-yı Hümayun, T. Murat Demirbaş

Ankara’nın önemli özel tiyatrolarından biri olmaya başlayan Tiyatro Sahne’nin ‘Milli Dram Tiyatrosu Repertuar Serisi’nin ilki olarak sahneye koyduğu tek perdelik müzikli komedi Bir Meddah Hikayesi – Yumurta-yı Hümayun, izleyenlerden tam not aldı.  

Çoğumuz “meddah”, “meddah oyunu” nedir sözcük anlamını bile yavaş yavaş unutmaya başlamışken geleneksel tiyatromuzun bu özel türünün güzel bir örneğiyle karşılaştık.

Özellikle Ankaralılar olarak ‘Meddah Oyunu’nun İstanbul’a özgü bir oyun olduğu ve İstanbullu karakterleri konu ettiğini sanırken Adana şivesiyle konuşan birbirinden güzel tipleriyle Adana sokaklarını Ankaralı izleyiciye arşınlattıran Yumurta-yı Hümayun, bu açıdan da farklı bir yere konması gereken bir oyun.

MEDDAH NEDİR? MEDDAH OYUNU NASILDIR?

Arapça “Medh” kelimesinden türetilen meddah sözcüğü öven, çok metheden (çok öven) anlamında.

Daha sonraları, bir kişinin taklitler yardımıyla tek başına oynadığı güldürüye “Meddahlık” denmeye başlanmış ve geleneksel tiyatromuzun ayrılmaz bir türü olmuştur.

 

Meddah, seyircilerin kendisini görebileceği yüksek bir yere sandalyesini yerleştirir ve anlattığı oyundaki kişileri tek başına canlandırarak taklit eder. Bu bakımdan meddahı, canlandırdığı tüm kişilerin özelliklerini kendi üzerinde toplayan bir oyuncu olarak tanımlayabiliriz.

Meddahlık sanılanın aksine Fars, Arap, Ermeni, Rum kaynaklı değil öz be öz Türk kültürünün bir oyunudur.

Doğrudur, Doğu kültürlerinde hikâye anlatma geleneği çok eski dönemlere dayanmaktadır. Binbir Gece Masalları bu işin temelidir. Ancak Türk kültürü derinlemesine incelendiğinde İslamiyet öncesinde de Türk toplumunda hikâye anlatma geleneğinin çok yaygın olduğu görülür. Dede Korkut Hikâyeleri bile bir örnek olarak yeterlidir.

Bunları göz önüne aldığımızda tıpkı dün gece izlediğimiz oyunun seyirciye verdiği yakınlık, sıcaklık ve doğurduğu etkideki gibi, meddahlığın her ne kadar adı Arapça kökenli olsa da Türk halkı için kültürel gelenek içinde bugün bile önemi rahatlıkla kavranabilir.

Günümüzde görsel ve yazılı ‘medya’nın ölümcül egemenliğine rağmen bu tiyatro geleneğine benzeyen ‘stand up’ın kendine geniş bir hayran kitlesi bulması da zaten başka türlü açıklanamaz.

Yumurta-yı Hümayun oyununu sahneye de koyan oyuncu T. Murat Demirbaş, “Adanalı tip”leri büyük bir başarıyla canlandırırken, meddah oyunu türünün unutulmazları arasına girecek bir örneğini, tiyatro seyircisinin bilincine şaşırtıcı bir yorumla yerleştiriyor.

T. Murat Demirbaş’ın, bunu yaparken ‘stand up’ın tuzaklarına düşmemesi, meddah oyununun değişmezlerinden değnek, mendil gibi araçları uygun biçimde kullanması ve olayı bizzat anlatma gibi tüm özellikleriyle yerine getirmesindeki özen, alkışlanacak bir durumdur.  

(Bu nedenle T. Murat Demirbaş’ın oyununu izleyince Engin Cezzar aramızda, yaşıyor, diyesi geliyor insanın.)

YUMURTA-Yİ HÜMAYUN OYUNUNUN KONUSU

Oyunun konusu, daha önce Türk tiyatrosu klasikleri arasına giren birkaç oyuna benzerlik gösterse de kendi özgünlüğünü –özellikle Adana özelinde– başarıyla dayatıyor.

ahmet yıldız

Bohçacı çöpçatan 'Falcı Fikriye' karakterinin, yüzyılın başında(1913) Azerbaycanlı besteci Üzeyir Hacıbeyov’un unutulmaz opereti Arşın Mal Alan’ın ölümsüz tiplerini andırması, kabadayı karakterininse 1964 tarihinde Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu tarafından Beyoğlu'nda Muammer Karaca Sahnesinde sahnelenen Keşanlı Ali Destanı’ndaki kabadayıya benzemesi, tam aksine oyuna daha değişik, ‘geleneksel’ bir tat veriyor.

Utangaç, duygusal, şiir de yazan şair ruhlu bir beyzade, Adana Valisi olan şair Ziya Paşa’nın huzuruna gider, bir imzalı kitap alır. Onu okumak için Adana sokaklarında uygun bir yer ararken değişik sokak tipleriyle karşılaşır.

Nihayet kendisine ağaçların altında uygun bir yer bulup yüksek sesle şiirleri okumaya başlayınca karşısına aşık olacağı kız çıkar.

Ne var ki ne beyzadenin babası, ne kızın kabadayı abisi bu işe taraftardır. Düğümü bohçacı kadın çözecektir.

Yumurta-yı Hümayun’da “meddah” geleneğine aykırı tek olgu, bir kadının sahnede olması. Eylem Yıldırım’ın Falcı Fikriye karakterindeki müthiş başarılı sürpriz varlığı, klasik tiyatro özelliğinden çok meddah oyununu zenginleştiren bir olgu olarak duruyor.

FARABİ SOKAK ve TİYATRO

Farabi Sokak, Ankara’da bir tarihsel sokak olarak güncelliğini koruyor. Barlar sokağı özelliği bir kültür sokağına dönüşmeye başlıyor. Bu anlamda bir sokakta iki sahnenin olması (Bir de Farabi Sahne var); kaç sokakta böyle bir şans var!

Oyunun yazarı Kurtuluş Bilgilioğul ta Adana’dan gelmişti. Konuşmasında oyunun bu kadar başarılı noktalara ulaşacağını tahmin edemediğini itiraf etti.

che guavera
Eylem Yıldırım - Kurtuluş Bilgilioğul - T. Murat Demirbaş

Müzikli oyunun müzikleri Bilal İpteş (kanun), Bayram Yırgal (keman), Arda Kuşgöz (ritm) üçlüsüne emanet. Üçlü, Türk Sanat Müziği’nin klasik parçalarıyla izleyicileri mest ediyor oyuna canlı eğlenceli bir meşakkat katıyorlar. Ayrıca birer oyuncu olarak oyuna katkıda bulunuyorlar.

Bilal İpteş’in İstanbul Devlet Konservatuvarı’ndan mezun olduktan sonra Ankara Devlet Konservatuvarı’nda yüksek lisansına devam ettiğini eklemeliyim.

Işıkta Hakan Özipek’e, oyunun iyice epik hale döndüğü hareketli dakikalarında büyük iş düşüyor.

*

Kısa sürede tiyatro klasiklerimiz arasına gireceğine inandığım Yumurta-yı Hümayun, her Cumartesi saat 18.00’de Fade Kafe’de izlenebilir.

Ahmet Yıldız
Gerçekedebiyat.com

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.