Kilim desenli torba çanta / Esen Yel

Öykü

Kilim desenli torba çanta, Esen Yel, öykü, Köy Enstitüleri

Bin dokuz yüz elli dört yılı… Enstitünün veda mevsimi… Çomaklı çiftliğinde bir yüzü kilim desenli çoban torbası unutuluyor… Altı yılını çiftliğin el değmeyen bir köşesinde sessizce bekleyerek geçiriyor torba çanta… Kâhya ayrımında ama…

Kâhya ayrımında ama 10 A sınıfının çiftlik gezisine dek ilgilenmiyor çantayla. Bir röportaj “girişimi” Kâhya Süleyman’ı uyandırıyor. Dört öğrenci Süleyman’ın öyküsünü yazmak istiyoruz… İsmet, Necdet, Kaygısız, Esen… Kaygısız iki kare görüntü alıyor… Bu özel ilgi, bunca zamandır eylemsiz heyecansız duran bir belleği canlandırıyor… Bu unutulmuş kilim desenli çoban çantasının bir değeri de var gibi Süleyman’ın “altbilinci"nde… Bunu armağan gibi bize emanet etmesi de bu değeri çağrıştırmıyor mu…

Kilim desenli çoban çantasının ele geçiş öyküsünü çok sevdi İklim Abla. İsmet’le ikimiz geldik kitaplığa. Kaygısız’la Necdet matinede film izlemeye gittiler. Hazinenin açılışını üçümüz yapacağız. Heyecanlıyız. Çanta İklim Abla’nın elinde, içindekileri çıkarıyor…

Şiir defteri… Dolmakalem… İki kitap: Sosyal Mücadeleler Tarihi… Sırça Köşk… İkiye katlanmış bir dergi… Susuyoruz uzunca bir süre... Üçümüz aynı anda görüyoruz şiir defterinin üzerindeki adı…

Çilem Ilıca…

İklim Abla biraz duraklıyor, gözü isimde…

“Ben bu kızı tanıyorum…”

Ortam ve zaman sislenir gibi oluyor, sonra sis yavaş yavaş dağılıyor.

Öykü yeniden başlıyor…

“Bu kitaplar da tanıdık,” diyor İklim Abla. Kitapların iç sayfalarındaki kitaplık kaşelerini gösteriyor. “Bunlar yasak kitaplar. Şu dipteki alt dolabın içindekilerden. Biri Max Beer’in, biri Sabahattin Ali’nin…”

İsmet’le birbirimize bakıyoruz, bizim okumadığımız kitaplar… İklim Abla’yı ikna edebilirsek okuma şansımız olabilir. Okumadığımız kitaplar gibi de… Sırça Köşk’ü sanki uzak bir zaman içinden ‘hayal meyal’ anımsar gibiyim…

Defterde de bir hazine olduğunu düşünüyorum. Uzanıp alıyorum şiir defterini. Elde ciltlenmiş hoş görünüşlü bir defter. Şiir defterleri çoğunlukla bilinmesi istenmeyen duyguların zulası gibidirler. Bu da Çilem Ilıca’nın “sırlarını” saklayan bir sırdaş mıydı acaba… Nasıl yitirildi… Aranmadı mı…

Bu da bir “sır” gibi…

Sıra defterin sırlarına doğru uzanmakta… Defterin yarısı yazılı, şiirler… Yaprakların arasından iki ayrı kâğıt çıkıyor, ikisinde de arkalı önlü şiir. Dizelerin içlerine girdikçe Çilem Ilıca kitaplığa, yanımıza gelecek. Kilim desenli çantanın sahibi çoban kızın duygularına yaklaşacağız. Dizelere sinmiş sevgi birikimlerinin sıcaklığını duyumsayacağız.

Ve işte kâğıdın bir yüzündeki sıcaklık yüzümüze vurmaya başlıyor. Çoğumuzun defterlerinde yazılı olan şiirlerden biri… MARIA…

“Sustu Another Life gazinosu
Sustu şarkılar,
Paletimde renk sustu, fırçamda şekil
Ve bu gece ilk defa şimal körfezinde
Sustu Peramos'un mazgallarından
Şehre pancur pancur dökülen arya,
Artık ne tayfalar mevcut, ne komondoslar,
Ne o kor tenli, kızıl saçlı kanarya.
Bu medar ikliminin tenha gecesinde
Sardı bambu kamışlarını pişman bir sükut
Sardı bu sızı
Hani birdenbire bazen bütün etrafımızı
Sapsarı bir şüphe sarar ya işte öylesine berbat bir hal var.”

İsmet ortamın giderek büyülenen şiirsel havasına girmiş bile…

“Şu anda gerçekten bir hazinenin giriş kapısındayız,” diyor. “Tamamını görünce çok daha şaşıracağız, sevineceğiz. Hüzünleneceğiz belki de.”

“Şiirin sonu da çok etkileyici, biliyorsunuz” diyor İklim Abla.

“Bu insanlar, bu gök, bu deniz, bu yer
Birer birer kaybolmaya mahkûm, birer birer
Biz ki çoktan bu sapsarı hasret içinde susuz
Biz ki çoktan beri kaybolmuşuz.
Nasıl, ağlıyor musun MARİA? ..
Sil gözlerini, sil yavrum
Bizim yokluğumuzdan ne çıkar
Aşkımız var ya. “

Gerçekten çarpıcıydı. Şiirin bütünü çarpıcıydı aslında. İlginç olan, biz ne Maria’yı tanıyorduk ne Bekir Sıtkı’yı. Another Life gazinosuyla da bir yakınlığımız yok. Ama şiir, altı yıl önce bir öğretmen adayı kızın elindeydi. Şu anda üçümüzün de defterlerinde, kitap aralarında bu şiir kesinlikle var. Okulda öğrenciler ve öğretmenler arasında bir anket yapılsa, en azından yarısının bu şiirden haberi vardır. Bu nasıl bir duygudur, nasıl bir ilgidir, gidip bir noktanın çevresinde birleşebiliyor. Bu, varoluşun doğaya evrim yoluyla verdiği bir armağan mıdır…

İsmet öteki kâğıdı evirip çeviriyordu. O da mürekkeple yazılmıştı. İşlek, gösterişli bir yazıyla…

“Burada da defterden deftere aktarılan şiirlerden seçmeler var,” diye başladı İsmet. “Bedri Rahmi’nin dizelerini okuyayım, sonra hazinenin öteki değerlerine bakalım…”

“Önde zeytin ağaçları arkasında yar
Sene 1946
Mevsim
Sonbahar
Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim
Dalları neyleyim.
Yar yollarına dökülmedik dilleri neyleyim.

Yar yar!.. Seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar
Değirmen misali döner başım
Sevda değil bu bir hışım
Gel gör beni darmadağın
Tel tel çözülüp kalmışım.
Yar yar
Canımın çekirdeğinde diken
Gözümün bebeğinde sitem var”

İklim abla ikiye katlanmış dergiyi açtı, sayfalarını karıştırıyor. Durdu:
“İşte Çilem Ilıca’nın şiiri… Çilem’in birkaç dergide şiirleri yayımlanıyordu. Bu, o dergilerden biri işte. Antolojilerde de şiirleri vardı, benimle paylaşırdı.

Çantadaki kitapları da anlatır mısın dedim.

Yüzünü biraz buruşturdu İklim Abla...

“1945’lerde “heyet-i vekile” kararlarıyla epeyce kitap yasaklanmış. Kitaplıktaki yasaklanan kitaplar da toplanıp bir koliye hapsedilerek mühürlenmiş. Şu duvara bitişik dolabın alt gözünde duruyorlar...”

“Sizden önce oluyor bunlar değil mi?”

“Evet benden önce… Ben işe başlarken bana anlatıldı, gizli tutulması gerektiği falan…”

“Peki bu iki yasak kitap Çilem Ilıca’nın çantasına nasıl girdi?”

“Çilemle de seninle olduğu gibi bir yakınlığımız vardı. Bir cumartesi günü mesai saatinden sonra kapıyı kilitleyip…“

“Yasak kitaplar kolisine baskın…”

“Evet, yasak kitaplar kolisine baskın… Mühürü bozmadan yeni bir giriş kapısı…”

Öykü içinde öykünün tadı bir başka oluyor. İklim Abla’yla Çilem Ilıca’nın, bir banka soyguncusundan
daha daha çok mutlu olduklarını düşünüyorum…

Kilim desenli torba çanta Çilem Ilıca’yla buluştu mu?

Kim bilir…

Hiç değilse öyküsü bizlere ulaştı… Bu bile güzel değil mi…

Esen Yel
Gercekedebiyat.com

 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.