Yokluğuna borçluyum varlığını

Gece, inatları ve inançları bölüştüğüm bir bilmece. Hâlâ yoksun. Yanmayan son tütsünün dumanına sokuluyorsun. İçime çekiyorum, ciğerlerim almıyor seni boğuluyorum. Kan uyuşmazlığı çıkıyor, aramızda bir kan düşmanlığı yaratıyor dağladığın yaralarım. Şimdi hatıranla baş başayım. Seninle değil, yokluğu maziye karışmış bir hayaletle konuşuyorum. Biliyorum, yok olmak diye bir şey yok. Bu sadece bizim zayıf zihnimizin bir kusuru. Bir şeylerin tamamlanamamasına verdiğimiz ilkel tepki. Belki de bu insan yanımız için gerekli.

İhtiyaçtan doğuyoruz. Boşluklar, derin uçurumlar kadar uçsuz boşluklar. Elimizdeki çorak  çöl boşluklarından başka bir şeyimiz yok. Gözlerimizde yenilgilerin hüzün geometrisi. Dilimizde içimize sinen buruk tat. Kalbimizdeyse özlem var sadece, istemek var, delice bir arzu var. Ve yokların içinde büyüyor bütün varlar. Tüm kazançları kaybedişler emziriyor, reddedilişler yaratıyor kabulleri. Artık bir kaplumbağa heyecanı ile yaşıyoruz bu hayatı.         

Ve gittin. Bir kasım akşamı. Tüm renkler silindi. Sadece izler kaldı. Boşuna çaldın zamanımı. Sevmiyordun. Sevmek için acele etmiyordun. Sorumlusun. Ancak bu sorumluluğun tek yüklenicisi sen değilsin. Büyük bir suçun eşit hisseli ortağıyız seninle. Korkağız, çağların en korkağı. Şifrelerle yaratıyoruz artık zamanı, hayatı kodlarla. Ben de C. diyorum artık adına. Sayfalarca C. harfi yazayım istiyorum, ansiklopedilerce C. maddesi doldurayım, kanunun C. fıkrası kessin cezamı. Yoksun, bir ölünün ölümünü yaşıyorum. Yaşamayı kayda değer bulmuyorum. Ki inanmıyorum artık C.siz bir dünya kurulacağına, tüm sözcüklerin karşı gelişi bile engel olamaz artık buna.              

Hissizsin C., taş putlar gibi. Sırf bunun için kırmak istedim seni. Paramparça etmek istedim kalbini. Yapamadım. Dilimde taşıdığım balta, yük oldu sırtıma. Oluk oluk kanadım sana. Mumyalar gibi sarılı kaldın aklıma. Eksiktim. Senden, eksiğimden fazlasını istemedim asla.

Sen beni sevmedin. Ben seni ağlattım. Sen benden vazgeçtin. Ben içinde tamiri mümkün olmayan bir yara bıraktım. Adı hatıra. Bu benim hayattaki tek intikamım. Şimdi yalnızım. Bir hançerle konuşuyorum. Seni artık bir hançer keskinliğinde özlüyorum. Bir şansı hak etmeyişime içerliyorum. Tüm sözlükleri yırttım. Kederin değdiği hiçbir kelimeyi sevmiyorum.

Gene de arayamam. Hislerim beni öldürse, ruhum benden vazgeçse, hafızam bana ihanet etse bile sen yoksun. Uyumayan çocuklara anlatılacak yaşadıklarımız. Uzun kış gecelerinde anılacak adımız. Düşüncesi bile güzel. C. ile Kaan yan yana. Ve ben bir Anka masalına dönüştüğüm anda. Yok olarak kavuşacağım sana.     

Üzerimde lacivert ceketim. Sana isteyen değil, yalvaran gözlerle geldim. Ben böyle bir intiharı tercih etmemiştim. Tek şıklı bir soruydu bu. Reddedilenlerin tarihi yazdı bu sonu: Bana göre aşk, sana göre yanlış anlaşılmak! 

Çocukça hataların büyükçe cezaları var. Düşüyle yaşadığım oyuncak elimden alındı. İçimdeki o haylaz çocuk çok kırıldı. Keşke kulağını çekmekle yetinseydin. Sen imha etmeyi tercih ettin. Ayrıldığımız gün bile senden son âna kadar bir işaret bekledim. Kal desen yanında sonsuzluklardan bir “Kal.” yaratacaktım. Yorumlanmayı bekleyen işaretler vardı oysa yanımızda. Son buluşmamızda aramıza sokulan o beyaz kedi mesela. Henüz beni tanımadan adımı defterine yazışın tesadüfle açıklanamazdı asla. Razıyım artık payıma düşen acının fazlasına. Mağlubum çünkü. Karşında bir hükmen yenilgi gibi kaldım.   

Ben buradayım, sen yoksun. Sersefilim. Yokluğundan başka bir şey yok elimde. Yüzümü kesen kırık aynalar, bana sensizliği hatırlatıyorlar. Şimdi her şey bir boşluğun yansımasından ibaret. Aşk kelimesi bile tüm anlamlarını yitirdi belleğimde. O, mazinin tozlu bir hatırası, unutulmuş bir alınyazısı ama değil daha fazlası.            

C., eğer bu dünyada aşk diye bir şey olsaydı. Seninle benim aramda olurdu. Olmadığı için, seninle beraber benliğim de yok oldu.    

Kaan Eminoğlu
Gerçekedebiyat.com