Yaşlılık

Yaşlılık

Gençlik yıllarını geride bırakmış ya da zamanın azaldığını duyumsayan herkes, kendi geçmişinden yansımalarla karşılaşır bir şekilde… Sevinç ve hüzün, zafer ve yenilgi, iniş ve çıkışlarla geçen bir ömürden kalan ne varsa, oraya buraya serpiştirilmiş anılarla kimi zaman duygulanır, kimi zaman özlem duyar, kiminde de gözlerinde canlanan silik görüntülerle bire bir yaşar geçmişi. Dahası eğer alıcısı çıkarsa anlatmak ister… İşte bu kendi yaşamının öyküsüdür; aynı zamanda bir tarihtir.

YAŞLILIK: SOĞUK ÖDÜL

Tarihimiz düzenli ya da düzensiz belirli sınırlar içinde hafızamıza kazınmıştır ve kendi seçimimiz değildir. Dünyaya gözlerimizi açtığımızda bir tarihin içindeydik zaten.

-Aramızda hayatını kendinden önce ötekine  -sözgelimi çocuklarına, eşine dostuna; devlet, vatan veya fanatikçe bağlı olduğu ve adına ‘değerler’ dediği kavramlara adamış çok kişi vardır… Sen, ben, biz, yola koyulduğumda, yolun her bir bölümünde başarılar, pişmanlıklar, yanılgılar, umut ve umutsuzluklarla dolu uzunca bir yürüyüş başlatırız. Çocukluk, gençlik, yetişkinlik derken, dur durak bilmeden, elimizden geldiği kadarıyla bitiş çizgisine kadar geliyoruz.  Bu sonuçtur veya son varış noktamız diyelim… Ödülü almak üzereyiz… Ancak bu defaki ödülümüz şaşırtıcı şekilde yaşlılık olarak karşımıza çıkmıştır. SOĞUK bir ödül ama sıradan değildir; bir ömür, bir geçmiş, uzunca bir yolun karşılığıdır bu.

YAŞLILIK KAPIDAN İÇERİ GİRİNCE

Yaşlılık kapıdan içeri girmiştir artık... Kaşığı, çatalı tutma becerimiz zayıflamıştır. Kol ve bacaklarımızdaki kasların kontrol hızı yavaşlamıştır. Söz söyleme yeteneğimiz gerilemiş, bir zamanların zirvedeki akıl yürütmemiz şimdi artık, “Bugün yaşıyorsam, yarın yaşamayabilirim” gibi geleneksel alışkanlıklara dönüşmüştür. Çok zaman sessiz derinlik içinde düşünür gözüküyoruz ama gerçekte önemli şeyler düşündüğümüz yoktur. Geçmişten bağlantılar ve çağrışımlarla günü akşama vardırmaya çalışırız… Yeni, değişen yaşam tarzına ayak uydurmada zorlanırız. Her ne kadar  ‘sazın tellerinde mızrabı konuştururum’  deyip böbürlensek de, “Okul yolu düz gider “ şarkısını bile makamında söyleyemeyiz… Ama tedbirliyiz aynı zamanda. İyi güne, kötü güne karşı ihtiyatlıyız. Konukseveriz, ancak ev sahipliğini belli bir sınırda sonlandırırız. Örneklersek eğer; iki portakalımız varsa, bunun birini konuğumuza sunarız. Ama sadece bir portakala sahipsek asla bölüşmeyiz.

-Sarkak ve titrek bedenlerimiz, artık birilerini etkilemeyecek kadar renkten ve ışıltıdan yoksundur.  Ne zarif bir boyun ne berrak bakışlar ne iri gözler ne de ufacık bir burun… Kafamızı ve yüzümüzü boynumuzu çevreleyen giysinin içine gömeriz.  Adımlarımız birbirine karışır…  Hatta bir zamanlar içerde ve dışarıda gücün doruğunda, psikolojik olarak sağlam ve üstünlük hiyerarşisinin tepesinde olduğumuz unutulur. Dahası kendi soyumuzdan gelen en yakınımız bile, bunu fark edemeyebiliyor…

YAŞLILIKTA ÇOCUKLAR EVDEN KAYBOLUR

Çocuklar evden ayrılır, yakınlar bir bir kaybolur, sosyal ilişkiler eksilir. Umutsuzluk, sessizlik, kaygı, kimsesizlik yaşanır ve işin feci yanı huzur evine, herhangi bir duvar dibine ya da bir bahçe çitine doğru yol görünür bize. Ya da bir başına bir barakaya bağlı kalırız.

-Şimdi soralım: Sorun nedir? Huzur evine gidersek veya kendi barakamıza çivilenirsek, bunun adı huzur mu olur huzursuzluk mu?  Yaşlılık ceza mı veya bize ilgisiz kalmanız mı bizi buralara doğru yola çıkarıyor?

*

-Yaşlılık konusundaki bilgilerimiz çoğunlukla fiziki gözlemlerimizden oluşur.  Oysa yaşlı biri onur ve özgürlüğüne düşkündür. Daha çok hak ve hukuk, daha çok sakin, sessiz, huzur veren ortamlar; sevgi, kıymet veren sıcak iklim ve ilişkiler ister. Alışkanlık haline gelen tek düze yaşam yerine, bir uğraş, bir ilgi alanı, bilgi, beceri, görgü ve deneyim ile hayata bağlanmak ister. Duyarlılık ve çekingenliğinin anlaşılmasını bekler. Can sıkıcı biri olduğu düşüncesi onun yaşamdan kopmasına neden olur.  Artan yaşlı nüfusu, yaşlanmayla gelen hastalıklar, üretimsizlik, yaşlı bireylerin kaynakları tüketme dışında önemli bir işleve sahip olmadıkları gibi görüşler ve görüş ayrılıklarımız olacaktır elbette… En değerli şey hem çocukluluğumuzu hem gençliğimiz ve yetişkinliğimizi hem de yaşlılığımızı konu edinecek gelişimi ve değişimi kavramaktır. –Kavramak sözcüğünü anlamak anlamında kullanmıyorum. İkisi farklı şeylerdir ve birini diğerinden farklı kılan eğitimdir.-  Sorun çözme, tasarım, bellek, iyi yaşamak ve iyi yaşlanmayı kavrayabilirsek, iki artı iki eşittir dört gibi kesinlik yerine, değişim ve farklılıkları gözeterek, doğanın sunduğu olanaklarla olumsuzlukların üstesinden gelebiliriz.

Haydar Uzunyayla
Gerçekedebiyat.com