‘Yalnızlık gide gide’ büyüyor

‘Yalnızlık gide gide’ büyüyor

Bir şair ve yazarı en çok yaralayan olaylardan biri de imzalı olarak hediye ettiği bir kitabının sahaflarda ya da hediye ettiği kişi dışındaki birinin -hediye ettiği kişi hayattayken- evinde karşısına çıkmasıdır. Yazar/Şair günlerini-gecelerini adadığı ve ilmek ilmek işlediği kitabını bir edebiyat muhitini paylaştığı “dost”una gönderme nezaketini göstermiş ancak bu nezakete yazarın “dost”u tarafından mukabele edilmemiş ve kitap bir sahafa satılmıştır. Sahaftan alınacak beş/on TL için edebiyat muhitindeki dostluğun temeline dinamit yerleştirilmiştir. Bu dinamitin yıkıcılığını -yakından görmüş biri olarak- çok iyi tanıdığımı düşünüyorum. Hayatımın önemli bir bölümü sahafların tozlu rafları arasında kitap arkeologluğu ile geçtiği için bu acı manzaraya hem üzülerek hem de sevinerek birçok kez şahitlik ettim. Üzüntümün nedeni şairin/yazarın dostuna gönderdiği kitabın dostça bir muamele görmeden (çoğu kez hiç okunmamış şekilde) sahaflara satılması. Sevincimin nedeni ise o şair/yazarın imzası ile ölümsüz bir hatıra bıraktığı kitabına sahip olma sevincimden kaynaklanmakta. Kütüphaneme şöyle bir göz attığımda kimlerin dostlarına imzalayıp da gönderdiği kitapları görmüyorum ki? Ömer Erdem, Cihan Oğuz, Attilâ İlhan ve Alâeddin Özdenören bunlardan sadece bazıları.

Yazıma konu olan şair Alâeddin Özdenören’in “Ruhan ve Nuri için sevgilerle…” diyerek 16 Mart 1997’de imzalandığını not düştüğü kitabı Yalnızlık Gide Gide ile de bu sevinç ve hüzün karışımı duygu ile elime aldım. Gerçi ben bu kitabı aldığım zaman ne Yedi Güzel Adam dizisi ile okurların zihnindeki televizyon popülerliği inşa edilmiş ne de sosyal medyadaki sanal Yedi Güzel Adamsevdası yürürlüğe girmişti. O yüzden 57 sayfalık bir kitabın en alt değeri olan 1-2 TL gibi bir fiyatla alma imkânım olmuştu. O gün 1-2 TL’lik maddi değer biçilen bu kitap bugünlerde binlerce TL karşılığında alıcı bulabiliyor. Edebiyatımız açısından niteliğin sanal olana teslimi düşünüldüğü vakit hayli üzücü bir durum.          

Her ne kadar geç gelmiş bir popülerliği olsa da anlaşılırlığı hâlâ en alt kademede olan bir şair Alâeddin Özdenören. Belki de bu yazı ile popülerlik yanılmasını aşıp anlaşılmazlık çeperini kırma yolunda bir adım atılmış olacak. İlk taşı biz atalım, çeper delindikçe özden fışkıranların tazyiki şairi olanca görünüşüyle anlaşılır kılacaktır.  

Alâeddin Özdenören Kimdir?         

Şair ve yazar, 1940, Kahramanmaraş doğumlu. Memleketinde başladığı ilk ve orta öğrenimini babasının memurluğu nedeniyle çeşitli yerlerde sürdürerek Eyüp Lisesinde tamamladı.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü mezunu. Felsefe öğretmeni olarak Kahramanmaraş, Çorum, Mersin, ve Ankara liselerinde çalıştı, sonra Gazi Eğitim Entitüsüne geçti. Lise yıllarında ikiz kardeşi öykücü Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu ve Erdem Bayazıt’la birlikte “Hamle” adlı  bir dergi çıkarmış, mahalli dergilerde edebiyat sayfaları hazırlamıştı. İlk şiirleri Maraş mahalli gazetelerinde yer alan Alâeddin Özdenören’in  şiirleri daha sonra Yeni İstiklâl, Diriliş, Edebiyat Dergisi ve kurucularından olduğu Mavera dergisinde yer aldı. Yeni Devir ve Zaman gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı.

Eserleri

Şiir: Güneş Donanması (1975), Yalnızlık Gide Gide (1996), Şiirler/ Bütün Şiirleri 1975-1999 (1999), Bütün Şiirler (2002)       
           
Deneme: İnsan ve İslam (1982),  Batılılaşma Üzerine (1983), Devlet ve İnsan (1986), Yakınçağ Batı Dünyası ve Türkiye’ye Yansımaları (1986)

İnceleme: Şiirin Geçitleri (1996)      

Hatıra: Unutulmuşluklar (1999)[1][2]    

Şiirine Bakış 

Alâeddin Özdenören için “Kafiye şairidir.” demek hakkında yapılabilecek en isabetli yorumdur. Hemen hemen bütün şiirlerinde ahenk unsuru olarak kullandığı kafiyeler daha çok halk edebiyatı geleneğindeki biçimlerin yansımasından oluşsa da modern şiirin konu ve içerik yönüyle halk edebiyatı kafiyelenişini başarılı bir şekilde tamamladığını söylemek yerinde bir yorum olacaktır. Özellikle

an/en/dan/den’lerle kurulan kafiye/uyak-redif yapısını tercih eden şair bu yönüyle rutine düşme ve şiiri bağladığı standartla yer yer şiirdeki atmosferin ağırlığına zarar verse de genel itibarıyla başarılı bir kafiyeci olduğunu söyleyebiliriz. Şairin bu kafiyelere verdiği önemin ve kullanım sıklığının görülebilmesi açısından birkaç örnek vermek yerinde bir hamle olacaktır: 

“Geldiler erik aldılar benden.
Kadının yüzünü bir yerden   
Hatırlar gibi oldum birden.”[3]

“Nerden çıkageldin nerden   
Yıldızların doğduğu yerden  
Durgun gözlerinin içinden”[4] 

“Yağmur yağıyor ve ben       
Yer altı nehirlerinden
Islana ıslana kalbinden”[5]      

“Bütün kelimelerin içinde sen          
Çık gel gül fırtınaları içinden”[6]        

Alâeddin Özdenören şiirinin içeriğini hayat felsefesini oluşturan dinî inançlarının perspektifiyle oluşturmuştur. Kullandığı dilsel motifler İslami çağrışımlı anlamlara kapı aralamaktadır. Şiirlerinde doğa olaylarını ve bu doğa olaylarını yaratıcıya ulaşmaya anlamlandırmaya çalışmasında büyük bir Sezai Karakoç etkisi olduğu âşikârdır. Yağmur ve Kar gibi kült şiirleri ile bilinen Sezai Karakoç’un anlam evreni ile karşılaştırıldığı vakit Alâeddin Özdenören ile akraba bir şiir ve hayat felsefesine sahip oldukları söylenebilir. İslamcı şairlerin doğayı ve doğaüstü olayları felsefi idealizmle açıklama çabaları göz önünde bulundurulduğu vakit doğayı felsefi idealizmle açıklayan Sezai Karakoç’un şiirde farklı bir kulvar açarak diyalektik düşünceyi kullanması onun şiirini düşünce dünyasına yakın olan insanlar arasında özel kılan en önemli detaydır. Bu duruma örnek olarak Sezai Karakoç’un Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine şiiri örnek verilebilir. Şiirin belki de en “vurucu” dizesi olarak beliren “yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır” mısrası okura, düşünce bazında idealist olan şairin aksiyon (şiir) hâlinde diyalektik metodu kullandığını göstermektedir. Sezai Karakoç’un bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde kullandığı bu metot şiirdeki düşüncenin sıçrayışına vesile olmuştur. Zıtlar bir uyum yaratmış ve sonucu doğurmuştur. Felsefi idealizme göre hayatta sadece iyiler ve kötüler, doğrular ve yanlışlar vardır. Diyalektik ise bu  anlayışı reddeder. Mutlak doğrunun/yanlışın ve mutlak iyinin/kötünün insan zihninin bir üretimi olduğu savına başvurur. Gerçekte doğru ve yanlış, iyi ve kötü iç içedir. Birbirlerini kapsayan bu olgular bir sonuç meydana getirir. Bu sonuç diyalektiktir. Diyalektik zıtlardan oluşan bir bileşimdir. Alâeddin Özdenören de şiirde diyalektiği yakaladığı ölçüde Sezai Karakoç’a benzer bir şekilde bulunduğu yerin duvarlarını aşabildiği orijinal söyleyişler yaratma imkânına sahip olmuştur: “Bir nehir gibi akan şu bulvar /Gövdemizi dolaşan güneş /Her gece üstümüze devrilen yıldızlar /Senin doğurganlığından birer parçadır /Ve elbet senin için söylenmiş türküler vardır”

Amaç idealizmi onaylamak olsa da yöntem diyalektiğin determinist yaklaşımı olduğu için Alâeddin Özdenören de Sezai Karakoç’a benzer şekilde karşı mahallenin yöntemini ödünçleme yaparak İslami düşünceyi onaylamaktadır. Alâeddin Özdenören Mavera ekolünün tüm şairleri gibi dava adamı misyonu ile hareket etmektedir. İslami duyuş ile estetize ettiği şiirlerinde İslami dirilişi başlatma yolundaki azmin kendisini ve kendisi gibi bu yolda yürüyenleri ne denli olgunlaştırdığını başarılı bir mübalağa sanatı ile ifade etmeyi başarmıştır: “Çocuklarımız sakallı doğdu Kendi sularında boğuldu Sular karardı yalnızlığımızdan.”[7] 

Tıpkı diyalektik gibi ödünçleme yoluyla sol/sosyalist mahalleden ödünçleme yoluyla alınan bir başka unsur ise devrimci duyumsama adını vereceğimiz duyarlılıktır. Mavera ekolünün oluşmasında büyük ve öncü rolü bulunan Nuri Pakdil’in kendisini “devrimci” olarak tanımlamasının ardından bu duyumsama sadece sol değerlerle ilişkilendirilmekten çıkıp İslami dirilişi savunan şair ve yazarlar arasında da büyük bir ilgi görmüştür. Kitlelerin değişimin öncüsü olacağına olan inanç şairi devrimci/militan şiirleri ile bildiğimiz Nihat Behram’ın ya da İsmet Özel’in ilk dönem şiirlerindeki söyleyişlerine benzer bir söz dizimine ulaştırmaktadır:  “Adam dedi: Gidiyoruz vakitsiz ve dalgın  Giriyoruz yığın yığın İçeri daha içeri yıkıntılardan Taşlar bağırıyor inşaatlarda   İş hanlarında insan kırıntıları Ağaç kavuklarında rüzgâr Diş gıcırtıları, haykırışlar Eksik olan bir şey var Bir şey var gecenin tarihinden.”[8]

Bu şiirdeki duyuş ile İsmet Özel’in Evet, İsyan adlı şiirindeki duyuş benzerliği ise çok barizdir: “Alanlara çok bilenmiş yüreğim alanlara vurulsun kösleri şu gâvur sevdamızın vursun isyanın bacısı olan kanım karanlığa Zülküf de vursun. Yüzüne ay kırıkları çarpıp uyansın sevdiğim.”[9]

Alâeddin Özdenören şiirindeki izlekleri incelediğimiz vakit vefa duygusunun ön plana çıkarıldığı çok önemli deyişler görmekteyiz. Cahit Deyince[10] şiiri bu bağlamda ele alındığı vakit önemli bir done olmaktadır. Şiirde ismine yer verilen Cahit (Zarifoğlu), Sait (Zarifoğlu), Akif (İnan), Erdem (Bayazıt), Rasim (Özdenören) gibi muhit ve fikir ortaklığı kurduğu yoldaşlarına bir vefa borcunun ödenme azmi görünmektedir. Bu bağlamda dikkat çeken bir diğer şiir ise Bağışla Beni[11] şiiridir. Bu şiirde ismine yer verdiği isim sayısı bir haylı fazladır: Kâzım Güler, Seyfeddin Ünlü,  Osman Sarı, Erdem (Bayazıt), Rasim (Özdenören), Cafer Turaç, Hasan Aycın, Cahit Koytak, Akif İnan… 

Her ne kadar İslami duyuşun yansıması olan şiirler yazdığını tespit etsek de Alâeddin Özdenören için propagandaya dayalı bir şiirin temsilcisi demek haklı bir tespit olmayacaktır. Kitabının sonunda yer alan “Alâeddin Özdenören’le Bir Konuşma”[12] adlı mülakatta sanatın bir düşünceyi yansıtma amacıyla icra edilmediğini ancak yaratımın yaratıcısının imgeleminde var olan düşünceyi yansıtmak gibi bir özelliği olduğuna ilişkin takdire şayan bir açıklama yaparak şiir üzerine düşünen ve bilinçli adımlar atarak şiir inşasına girişen bir şair olduğunu ispat etmeyi başardığını söylemek pek de yanlış bir yorum olmayacaktır.

Son Not         
           
Alâeddin Özdenören’in düşünce dünyası ve onun paralelinde ilerleyen şiiri baz alındığı vakit Mavera ekolünün öncü bir ismi olarak hafızalarda yer edinmesini sağlamıştır. Vefaya verdiği önem onun dostları tarafından sevilmesine neden olmuş olacak ki Hece dergisinin 2021 Ocak ayında onun için özel bir sayı hazırlama çalışmalarına başlamış olması da bunun bariz göstergelerinden biri olarak verilebilir. Bu vesileyle okurlarına bir başka müjdeyi de paylaşmış olduk. Türk şiirinin yürüdüğü yollara güzel bir taş döşeyen her bir şairimizin bizim için değeri vardır. O değerin göz önünde tutulmasına vesile olan herkese bu vesileyle teşekkür etmiş olalım.      

   

[1] Alâeddin Özdenören, Yalnızlık Gide Gide, Esra Sanat Yayınları Şiir Dizisi, 1. Baskı, Ankara, 1996

[2]http://www.davetci.com/d_siir/si_ardindan_aozdenoren.htm

[3] Alâeddin Özdenören, Yalnızlık Gide Gide, Esra Sanat Yayınları Şiir Dizisi, 1. Baskı, Ankara, 1996, Sayfa: 9

[4] Alâeddin Özdenören, Yalnızlık Gide Gide, Esra Sanat Yayınları Şiir Dizisi, 1. Baskı, Ankara, 1996, Sayfa: 16

[5] Alâeddin Özdenören, Yalnızlık Gide Gide, Esra Sanat Yayınları Şiir Dizisi, 1. Baskı, Ankara, 1996, Sayfa: 16

[6] Alâeddin Özdenören, Yalnızlık Gide Gide, Esra Sanat Yayınları Şiir Dizisi, 1. Baskı, Ankara, 1996, Sayfa: 19

[7]Alâeddin Özdenören, Yalnızlık Gide Gide, Esra Sanat Yayınları Şiir Dizisi, 1. Baskı, Ankara, 1996, Sayfa: 10

[8]Alâeddin Özdenören, Yalnızlık Gide Gide, Esra Sanat Yayınları Şiir Dizisi, 1. Baskı, Ankara, 1996, Sayfa: 11

[9] İsmet Özel, Erbain, TİYO Yayıncılık, 30. Baskı, İstanbul 2015, Sayfa: 100

[10]Alâeddin Özdenören, Yalnızlık Gide Gide, Esra Sanat Yayınları Şiir Dizisi, 1. Baskı, Ankara, 1996, Sayfa: 35

[11]Alâeddin Özdenören, Yalnızlık Gide Gide, Esra Sanat Yayınları Şiir Dizisi, 1. Baskı, Ankara, 1996, Sayfa: 39

[12]Alâeddin Özdenören, Yalnızlık Gide Gide, Esra Sanat Yayınları Şiir Dizisi, 1. Baskı, Ankara, 1996, Sayfa:51

Kaan Eminoğlu      
Gerçekedebiyat.com