Vicdan

Vicdan

Dünyanın kötülüklerle çalkalandığı günümüzde, doğruyu ve temiz olanı bulmak o kadar zorlaştı ki varlığını devam ettiren kurum, kurallar ve zihniyet içinde reçete aramak beyhude çabalardan öteye geçmiyor.

Keskin ve tehlikeli dönemler yaşıyoruz. Kirlenmişlik tepe noktasında… İyinin yerine koyabileceğimiz bir politikamız yok… Dürüst, vicdan sahibi, kendini yargılayabilen insanların sayısı çok az ve bunların girişimlerine de engeller konuluyor.

Şurası çok açık ki yasaların, egemen gücün çıkarlarına göre yetkilendirildiği bir düzende veya devlet yapısında, bireyin uğradığı zararlar görülmez. Bireyin özgül ağırlığı yadsınır, yerine esas özne olarak devlet ikame edilir… Bu kusurlu bir yapıdır.

İki tane yakıcı örneğimiz var: Yıllar önce Güney Sudan’da, akbabanın yanına tüneyerek ölmesini beklediği, bir deri bir kemik, nefesi tükenmiş çocuğun görüntüsünü dünyanın gündemine taşıyan fotoğraf  -ki bu fotoğrafta açlıkla gelen ölüm herkesin vicdanını sızlatmıştı ama dünya bu olayı sessizce izlemiş ve bir süre sonra da unutmuştu-.

İkinci örnek ise çok yakınımızdaki bir yöneticinin, soğukta donarak ölen bebek için “Neden ölmüş ki… Sorun bakalım annesi sobayı yakmamış mı? “

Dünyanın her yerinde yukarıdaki örneklere benzer binlerce dram sayılabilir. Sorun saymakla, görmekle bitmiyor. Soruna nasıl yaklaşılır, nasıl çözülür bilemiyorum ama muhtemelen bu konuda ilk başta aklımıza, çözüm yolu olarak adalet gelir. Ne var ki adaletin vicdanı yoktur.

Adalet önüne gelen iki tarafı da dinler. Sözgelimi herhangi bir anlaşmazlıkta önüne konulan herhangi bir dava dosyası üzerinden karar verirken, eğer taraflardan biri egemen güç (devlet vs.), diğeri yurttaş ya da kendi halinde biriyse, mutlak şekilde güçten yana hüküm verilir ve beraat ettirilir… Böyle olunca büyük bölümümüz adalete tam olarak güvenemiyoruz. Yasalara, mahkemelere, görevlilere inanmakta zorlanıyoruz.

Oysa bizler adaleti terazinin eşitlenmesi olarak biliyorduk. Bireyin hak ve hukukunu görmezden gelip, güce ve egemen olana torpil geçen adalet şifa değildir. Adalet, ancak her kesimden insan ve topluluğun eşit şekilde gölgesinde oturabileceği ulu bir ağaç görevi üstlenirse anlamlı olur. Tersi durumda gözü kara, aç gözlü, güç tapınıcı zalimlerin kırbacı olmaktan başka şey ifade etmez. Muktedirlerin bekçiliğini üstlenmiş bir adalet zalimin kırbacı olur sadece. Sürekli hak ve eşitlik bağıran zayıf tarafın sesine kulak tıkayan adaletten, adalet beklemek yanılgıdır.

VİCDAN: İÇ SES

Esas konumuz vicdan dönersek: İnsanı insan yapan belirgin özelliklerden biri kendiliğinden gelişen, benzersiz, dolaysız iç sesimizdir ve bizler bu sesin etkisiyle iyiyi, kötüyü görebiliyoruz. Doğruyu ve yanlışı ayırma becerisini vicdanla geliştirebiliyoruz. Hem kendimizi hem başkasını yargılamayı bu sese borçluyuz ve vicdanın ölçüp biçtiği, tarttığı, tanıklık ettiği herhangi bir bölüşme, mutluluk sevinç ya da tersi ceza, üzüntü, yoksun bırakma vs, kural ve yasaların gücünden daha etkilidir.

Onun boş bir lakırdı, gereksiz bir ayrıntı olduğunu söyleyenler yanılıyorlar. Bireysel olduğu kadar evrensel nitelikler taşır… Merhamet içerir ve verdiği huzuru, rahatlığı hiçbir güç veremez. Yasaların verdiği ceza bile vicdanı hükmün yanında cılız kalır.

Vicdan, kusura kusurla karşılık vermez. Aç bırakanı aç bırakmak, yağmalayanı yağmalamak, üzeni üzmek üzerinden yürümez. Eşitlik, hak hukuk ve insan olmayı kapsayan tamamlayıcı bir oluşumdur ve dünyamızın buna gereksinimi vardır.  Eğer bugün hala birbirimizi sayıyorsak, başkasının hakkını hak olarak görüyorsak, komşu komşuya bakabiliyor ve üzüntüsünü, sevincini fark edebiliyorsa, bu vicdanlı iyi insanlar sayesindedir.

Eğer yanı başımızda ekmeğe, barınmaya gereksinen birini gördüğümüzde içimiz sızlıyorsa, bu vicdan sayesindedir. Vicdan, dayanışmayı öne çıkaran iyilik temalı bir tutkudur ve yüceliğe, birliğe, akla hizmet eder…

Konuyu vicdanımızla sonsuza kadar birlikte olmayı dileyerek bitirelim.  

Haydar Uzunyayla
Gerçekedebiyat.com