Toprak ve tarım

Toprak, tarım, Haydar Uzunyayla

İnsanın yerleşik yaşama başlamasıyla birlikte kullanmayı öğrendiği ilk şey toprağı işlemek olmuştur. Toprağın ne kadar önemli, ne kadar güçlü olduğunu o günden beri biliyoruz ve dağlarda, ovalarda, onun olduğu her yerde uğruna savaşlar, barışlar, işgaller yapmışız; can vermiş, can almışız. Çünkü besin kaynağıdır. En üstün özelliği buradan gelir ve kaynaklar topraktan başlar… Tuzlar, mineraller, karbonhidratlar, yağlar, proteinler, kısacası yaşamı ayakta tutan; ısınmamızı, barınmamızı ve daha başka şeyleri toprağa borçluyuz. Hatta yeni dokuların oluşumunu, eskiyen dokuların ölümünü toprakla tamamlıyoruz.

-Ona bağımlıyız. Taş devrindeki bağımlılığımız ile bugünkü bağımlılığımız arasında fark edilebilir belirgin bir değişim olmadan bağımlıyız. O zamanlar da atalarımız kendilerine uygun yiyecekleri, neyin zararlı neyin zararsız olduğunu öğrenerek seçiyorlardı; bugün de aynı çabayı sürdürüyoruz ve işlevi bütün canlılarda aynıdır… Sütü annesinden karşılayan bebek, kısa ömürlü ama hareketli yaşamıyla çiçeğe konan arı, köklerini toprağa salan bitkiler, kurtçuklar, solucanlar, larvalar ve akıl almaz şekilde sadece odunla beslenen termitler, baklagilleri besleyen bakteriler toprak olmadan yaşamı devam ettiremezler… Dalındaki meşe kozalağı, narin kabuklar, dolgun başaklar, böğürtlen, kızılcık ve ısrarla, aralıksız toprağa düşmeye can atan meyveler, yüzlerce, binlerce yıllık süreklilik içinde belli döngü ve ritimlerle devam eden yaşamlarını toprakla ileri taşırlar. O yaşamın baş koşuludur. Fizyolojik ve biyolojik işlevlerimizin temelidir ve hepimize iyi gelir.

-Ne var ki son yüzyıllarda   -son yıllarda da Anadolu’da-  daha yapay, daha tembel eğilimlere sahip ekonomik asalaklar, daha çok para kazanmak çabasıyla hem kendilerinden hem de topraktan uzaklaştılar. İşin feci yanı geniş bir kesimi de uzaklaştırdılar. Kişisel çıkar ve başka etkenlerle giderek burun kıvırıyorlar toprağa… Toprağı işlemeyi, tarlada tarım yapmayı yararsız, verimsiz görüyorlar. Çünkü katma değeri azmış; hızlı para getirmiyormuş, zahmetliymiş… Sanayileşme, sanalleşme; parazitler, hırsızlar, bankacılar ve bahisçiler görebildiğimiz kadarıyla tarlayı önemsemiyorlar. Çoğunlukla nerden geldiği belli olmayan devasa şebekeler, hazır yiyen boş beleş teknokratlar ve benzerleri tarlayı çürümeye bırakıyorlar. Ve bilmiyorlar… O kadar açgözlü ve cahiller ki toprağın gerçek anlamda neler ifade ettiğini bilmiyorlar.

-Peki toprak işlenmezse, tarım yapılmazsa ne olur?..  Gayet basit bir soru ve cevap da son derece basit: Açlık, kıtlık, yoksulluk başlar. Biri ötekini boğazlar, öteki diğerini doğrar...

TARIMIN YAŞAM ÜZERİNDE ETKİSİ

-Tarımın önemi besin kaynaklarının yaşam üzerindeki doğrudan etkisiyle ilgilidir. Tarımı unutturmak, boş vermek, tarladan çekilmek aklın alacağı iş değildir. Bildiğimiz bir şey var ki inançlarımızı, kurgularımızı, bayrağımızı bir yana bırakabiliyoruz ama biyolojik ve fizyolojik doyumumuzu terk edemiyoruz. Bugün de, bundan bin yıl sonra da asla terk etmeyeceğiz galiba. Bu da şu demektir: Tarla ve tarım önemli olmaya devam edecektir.

-Tarımı değersizleştirmeyecek bir diğer özellik ise planlamadır. Doğru zamanda, program ve ihtiyaç dahilinde iş yapmak… Ekilip çürütülen, zararla biten tarım, tarım değildir. Çok kazanma hırsıyla tarlayı heba etmek talandır. Eğer bir elma yerine iki tane üretip birini çöpe atıyorsak, bu planlama olmaktan çıkar, savrulmaya ve yok olmaya götürür.  Düzen ve düzensizlik, plan ve plansızlık arasındaki fark, karanlıkla ışık gibidir. Birinde aydınlığa çıkarsınız, diğerinde kafanızı herhangi bir yere çarparsınız. Tarımın plan dahilinde, doğal koşullara uygun yapılması gerekir. Yüzyıllarca devam eden doğal dengeyi izlemek iyileştiricidir… Bu dengenin insan eliyle tersine çevrilmesi ise dert ve hastalıktır.

Toprak, içindeki bileşiklerle zenginliğini sunar. Hemen her türden elementi, her türden minerali barındırır ve onun besinlere kattığı çeşitlilik buradan gelir. Kendi içinde demiri, bakırı, çinkoyu, altını, hatta uranyumu saklar ve gerektiği zaman kullanır. Bundan dolayı sıra dışı marazi yöntemlerle tarlayı zehirlemenin, kısır düşürmenin gereği yok. Bize ihtiyaçlarımızı cömertçe sunan bir şeye ihanetle karşılık verilmez…  Fiziksel ve kimyasal baskılar toprağın niteliğini bozar. Her azaltma ya da artırma onun ışıltısını, nemini ve yapısını karartır. Her salgın, her kabalık ve hoyratlık onda irinli yaraların oluşmasına neden olur. Bu da temiz tarla, temiz tarım hedefimizi daha baştan yok eder. Böyleyse eğer – ki böyledir- aşağıdaki birkaç soruya vereceğimiz cevap bize, toprak, tarla, hasat ve yaşam hakkında neler yapabileceğimizi sorgulatacaktır.

    1- Bir yandan egzoz ya da bacalardan yayılan zehiri solumak, diğer yandan keçi dışkısı ile tanışmak. Hangisinden yanasınız?

    2- Bir yandan karasineklerin vızıltısı, diğer yandan savaş uçaklarının kahredici gürültüsü. Seçiminiz nedir?

    3- Bir yandan kanser yapan partiküller, diğer yandan fareler ve yılanlar. Hangisiyle yaşamak daha caziptir?

    -Yaşam dalgalar halinde ileri doğru akar ve her anında besin bulma kaygısı vardır. En doğru, en temiz, en gerekli besini nerede bulabiliriz diye sorsak, bu soruya açık ara imzalı cevap tarladan gelir: “Bende…”

    - Toprağı tahribattan, yıkımdan, katran rengine boyamaktan sakınacağız. Çünkü yaşam devam ettiği sürece, o, besin piramidimizde sonsuza kadar kalacaktır ve bu merdivene her kuşak tırmanacaktır. Yapacağımız şey onu anlamak, derinliklerinde yatan zenginliğin gücünü ve güzelliğini korumaktır. Eğer bunu yaparsak büyük olasılıkla toprağın bize söyleyeceği şey şöyle olacaktır: “Ben sizin için her şeyim. Yüzünüzü bana dönün.”

Haydar Uzunyayla
Gerçekedebiyat.com