‘Sollamalar’ ve ‘Forum mu yapsak yoksa devrim mi?’

‘Sollamalar’ ve ‘Forum mu yapsak yoksa devrim mi?’

Sanıyorum o döneme ilişkin en yaygın anlatılıp gülünen iki anıdan biri; Polisin bir ev baskınında kitaplıkta gördüğü “V.I. Lenin” kitabını; “6. Lenin” olarak kayda geçirmesi, ikincisi de üniversiteli bir gencin odasına astığı resimdeki “nur yüzlü ihtiyar” Marx’ı soran polisi; “Dedemin resmi” diye kandırmasıdır.

“Yârin yanağından gayrı her şeyin ortak olduğu” bir dünya için gecesini gündüzüne katan bizim “düşbâz” kuşak,  kalın duvara fena tosladıktan sonra, “ortak tarihlerinden kalan irili ufaklı onlarca ortak anıyla “kah gülerek kah ağlayarak” eylenen, torun torba sahibi ihtiyar delikanlılardır bugün!

Mustafa Bilgin

Yazar Zafer Aydın, “Söz uçar yazı kalır” diye düşünmüş, üşenmemiş, yukarda alıntıladığım benzer anıların peşine düşüp 2 ayrı kitap hazırlamış. Kapak görselleri hasbelkader bana ait olan, bazen hüzünlü fakat çokça eğlenceli onlarca anı içeren bu kitaplardan söz etmek istiyorum size…

2006 yılında yayınladığı “Sollamalar” ve 2008 de yayınladığı “Forum mu yapsak yoksa Devrim mi?” ismini verdiği kitapların basılmasından çok önce, rahmetli yazar-karikatürcü arkadaşımız Altay Martı’nın yönettiği “Fesat” mizah dergisinde (1998) tanışmıştık Zafer Aydın’la.

Adı geçen kitaplardaki anıların bazıları Fesat’ta yayınlanmıştı, ben de bu yazılar için vinyet çizmiştim. Pek başarılı olamayan bu mizah dergisi bir zaman sonra kapanınca Zafer, bu çizimlerden ikisini kitaplarına kapak görseli olarak seçmiş…

Mustafa Bilgin

Bir tür alternatif yakın tarih çalışması da sayılabilecek “Sollamalar” kitabından” iki, “Forum mu yapsak yoksa Devrim mi?” kitabından bir anı yazısı ile baş başa bırakıyorum siz değerli okurlarımı:

SITKI NEVRETTİN’E HAYIR!

1978 yılında İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı her türlü toplantı ve gösteriyi yasaklayınca mitingler, yürüyüşler için İzmit en uygun yer haline gelmişti. İzmit’te düzenlenen “Faşist Katliamlara Son” mitinginde İLD (İlerici Liseliler Derneği) kortejinin bir yerinden itibaren ilginç bir slogan yükselir: “Sıtkı Nevrettin’e Hayır!”

Daha önce kimsenin duymadığı bu tuhaf slogan kortej sorumlularından birinin dikkatini çeker. Sloganı başlatan kortej görevlisini bulur ve sorar:

-Yahu arkadaş, nedir bu “Sıtkı Nevrettin’e Hayır” sloganı, nereden çıktı şimdi?

Sloganı başlatan Talip kendinden emin:

-Sıtkı Nevrettin Kocaeli valisidir ve faşistin tekidir, onu protesto ediyoruz.

Bir zaman sonra durum anlaşılır. Kortejin önünden atılmaya başlayan “Sıkı-yönetim-e Ha-yır…” sloganını, vatandaş; “Sıt-kı Nev-rettine- Ha-yır…” olarak anlar, yiğitliğe de bok sürmemek için hemen ‘Sıtkı Nevrettin’in Kocaeli Valisi ve üstelik de faşist olduğu’ senaryosunu yazar. (Sollamalar-syf.95)

ÇİZER Mİ ŞAŞKIN, OKUR MU?

Karadenizli matbaacı, Birgün gazetesinin düzenli okuru ve kararlı eleştirmeniydi. Her sabah ilk işi Birgün gazetesini okumak olurdu. Hem de ne okuma; gazeteyi didik didik eder başlardı eleştirmeye, orası olmamış, burası olmamış diye.

Bu eleştirilerinde çok da haksız sayılmazdı ama bir gün baltayı taşa vurdu. Gülay Batur’un daha önce yayınlanmış karikatürü, yanlışlıkla bir kez daha yayınlanınca eleştiri oklarını çizere yöneltti:

-Bu Gülay Batur amma şaşkın kadın, üç ay önce çizdiği karikatürü tekrar çizmiş…

(Sollamalar-syf.138)

SAZIN ESARETİ

“Çal ulan çal!..” Buyruk itaat ister. Buyruğa uydu ve çalmaya başladı. O çalıyor biz söylüyorduk:

“Karlı kayın ormanında yürüyorum geceleyin

Efkârlıyım efkârlıyım elini ver nerede elin.”

Şarkı bittiğinde biz coşku içinde birbirimizi alkışlayıp, şarap dolu su bardaklarını birbirine tokuştururken, saz çalan vatandaş şöyle hafif bir toparlanarak izin istedi:

-Müsaade ederseniz ben artık gideyim.

-Nereye birader, sen burda misafir misin ki, müsaade isteyip gideceksin. Unuttun galiba sen burda devrimcilerin esirisin; canının kıymetini biliyorsan çalmaya devam et.

-Beyler bu yaptığınız suç, sizi şikayet ederim.

-Yaşarsan edersin tabii!!! Önce bizim dediklerimizi yap bakalım…

Esaret lafın gelişi değil, bayağı bayağı esaretti! O gün İstanbul’dan arkadaşlar gelmişti. Bizim fakirhanede toplantı yapacaktık. Sonra da şöyle bir kafaları çekeriz düşüncesiyle alış veriş için üç kişi bakkala gittik. Alışkanlıktan bakkala bile grup olarak çıkmıştık. Niyetimiz; şarap, leblebi, elma falan almaktı.

Dönerken otobüs durağında gördük onu; elinde sazı, cebinde 80 öncesinin milliyetçi yayın organı “Hergün” gazetesiyle…

(…)

Muzipliğimiz tuttu; Erkan iki parmağına namlu süsü verip arkadan yaklaştı:

-Sesini çıkarmadan karşı kaldırıma doğru yürü!

(…)

Eli ayağı buz kesmişti. Korkudan dili damağına yapışmış, konuşmak istiyor ama ağzından çıkan sesler sözcük haline dönüşemiyordu bir türlü.

-Benden istediğiniz paraysa?..

Erkan cümlesini tamamlamaya izin vermedi:

-Biz soyguncu muyuz ulan puşt! Sen bizi kulağı düşmüş kurtlardan mı sandın?

Tedirginliği iyice artmıştı; Recai bu kez rahatlatmaya çalıştı:

-Korkma; istediğimizi yaparsan sana bir şey olmayacak.

-Ne istiyorsanız yaparım.

Çok şey istemiyoruz; bize saz çalacaksın bu gece.

Şaşırdı, rahatladı. Başına böyle bir şey ilk kez geliyor olmalıydı. Saz çaldırmak için birini kaçırıp ve alıkoymak pek duyulan bir şey değildi.

(…)

“O kolay” dedi. Anladığımız kadarıyla bir iki parça çalıp gideceğini sanmıştı. Kısa sürede işin sandığı kadar kolay olmadığını anladı.

Evdekilerle birlikte beş kişi dizildik karşısına:

-Çal bakalım! “İşçi yürüyor baştan”

-Ben onu bilmiyorum.

-Olsun, biz sana öğretiriz.

“İşçi yürüyor baştan” marşının melodisi halk türküsü olduğu için kolay çıkardı. Bildiklerini bilerek, bilmediklerini öğrenerek, o çaldı biz söyledik. “Terk etmedi sevdan beni” biraz zor geldi ama onu da çalabildi. Sabahın ilk ışıklarına kadar sürdü özgürlüğün şarkılarını sopa tehdidiyle çaldırma işi. Bazı parçaları iyice bellesin diye birkaç kez daha üstünden geçtik. Gün ışırken şarabın da etkisiyle bizde ayakta duracak hal kalmamıştı. Galip artık gidebilirsin dediğinde, yüzünde TRT’nin Türkiye tanıtım kliplerinde yer alan, Antalya’ya tatile gelmiş mutlu bir Hollandalı ifadesiyle ayağa kalktı:

-Bu yaptığınıza adam kaçırmak denir. Hepinizi tanıdım; gidip şikâyet edebilirim. Ama etmeyeceğim. Çünkü anladım ki siz saza tapıyorsunuz. Ben de sazı çok severim, sazın yüzü suyu hürmetine sizden şikâyetçi olmayacağım.

(Forum mu yapsak yoksa Devrim mi?- syf.101)

Mustafa Bilgin

Mustafa Bilgin
Gerçekedebiyat.com