Sokak hayvanları gönül insanları

Sokak hayvanları gönül insanları

Sokakta bulup eve getirdiğim ‘Kurt’ birazcık etlenip butlanınca, evde değil bahçede hayvan beslemeye alışık anne babamın önerisiyle, yaşadığımız apartmanın korunaklı bir tarafında sahip çıkmaya karar vermiştik.

mustafa bilgin

Kedimin ismini Kurt koymuştum…

Sezgin Burak’ın hayranı olduğum çizgi roman dergisi Tarkan’ın her hafta yolunu gözlediğim günlerdi. Ben Tarkan’dım, kedim Kurt!..

Ankara’da, Cebeci Ortaokulunda 2. Sınıf öğrencisiydim…

Okul çıkışlarında apartmanımıza yaklaşırken “Atıl Kurt!” diye bağırmam, bulunduğu yerden çıkıp bacaklarıma sevgiyle dolanması için yeterdi.

Bir sene geçti geçmedi, dişi olabileceği nedense hiç aklıma gelmeyen Kurt’un karnı büyüdü, gözümüzün önünde 4 tane “yavrukurt” getirdi dünyaya…

Ayrıntısına girmek istemediğim sürecin sonunda babam, bir sepete koyduğu 5 canı çok uzak bir semte götürüp bırakmıştı. Çocuk ruhumda bıraktığı çizik hâlâ sızlar.

“Peki, ya Miço ne oldu diyeceksiniz… Siz sormadan ben söyleyeyim: Sırlarıyla birlikte aramızda dolaştı bir zaman. Onun hali, ölen sahibininkinden daha acıklıydı. Kıyıya gider, gözlerini denize diker, saatlerce bakardı öyle. Oraya gidip orda kaybolduğunu biliyordu. Çıkıp gelecek diye umuyordu. Başka neler olmuştu o gece? Kendisini korkutup kaçırmışlar mıydı? Bağlamışlar mıydı yoksa? Bir köşeye sinip saklanmış mıydı? Bütün bu soruların karşılığını yalnızca o biliyordu… Miço’nun bilmediği şey, ölenin geri gelmeyeceğiydi!”

“Altmışsekizli ve Miço” öyküsünden aldığım bu satırların yazarı, usta öykücümüz Necati Güngör’le güzel bir bahar günü, Moda sahilinde yürüyor, sohbet ediyorduk.

 mustafa bilgin

O gün doğa ilk kez doğmuş gibi pırıl pırıl, her türden canlıya mutlu anlar armağan ediyordu.

Sahil boyunca ne kadar canlı varsa ya sevişiyorlar ya da yiyip içiyor, neşeyle sohbet ediyorlardı.

Öbek öbek bırakılmış hazır mamalar bu şahane ortamın, bu yaşama sevincinin tamamlayıcı unsuru gibiydi.

“Köpeğine sahip çıksana orospu karı!..” bağırtısıyla irkildik birden…

Arkasından kızılan “orospu karı”, tasmasını sıkı sıkı tuttuğu iri köpeğiyle, kulaklığındaki kişiye özel müziğiyle duymadı, duyduysa da üstüne alınmadı, yürüdü gitti.

Öfkeyle bağıran kadınsa mır mır mır eğildi, elinde tuttuğu hazır mama dolu torbasını bekleşen ürkek sokak kedilerinin önüne dökmeye devam etti.

Bu kadar güzel bir ortama yakışmayan bu ağır sözlerin nedenini, sokak hayvanları için evinde özenerek hazırladığı mamaları çantasından eksik etmeyen Necati ağabey şöyle açıkladı:

“Sahipli köpeğin karnı ya toktur ya da doyurulacaktır. Aç sokak kedileri için bırakılan mamayı, iri köpeğin, kürek gibi diliyle bir darbede yemesinden sorumlu tuttuğu sahibine öfkelendi.” dedi.

Kadının küfrüne değilse de, öfkesine çok hak verdim ben de…

“Küfür ruhun yelpazesidir” demişler ama Neyzen Tevfik değilsen küfürle işin ne!

Ne kadar öfkelenirse öfkelensin ağzından küfür duymayacağınız bir çizer tanır mısınız peki?

Ben tanıyorum: Fatih Matto

 mustafa bilgin

O da “Tarkan” hayranı, yaratıcısı Sezgin Burak kadar usta bir bilektir…

Henüz kendisiyle el sıkışmadığımız günlerde, Facebook sayfasında yaptığı bir yardım çağrısıyla dikkatimi çekmişti.

Kafasını, nedense bir plastik bidona sokmuş, sonra çıkaramamış bir sokak köpeğini kurtarmak için gönüllü grubu arıyordu.

Fatih’in çağrısıyla toplanan bir grup güzel insan, korkmuş hayvancığı çembere alıp tutabilmişler ve bu sayede günlerce kafasında gezdirdiği o bidondan kurtarmışlardı zavallıyı...

Fatih Matto şimdi İstanbul’dan uzak bir yöremizde onlarca ‘can’a babalık yapmaya devam eden bir büyük yüce gönüldür.

4 Nisan Dünya Sokak Hayvanları Günü imiş…

Öyleyse bu yazımı, gerçek hayvanseverler Necati Güngör ile Fatih Matto’ya; bu iki güzel gönül insanına armağan edeyim ben de...

Mustafa Bilgin
Gerçekedebiyat.com