Şiir müzik ve özgürlük

Şiir, müzik,  özgürlük

İnsanlığın tarihsel gelişimi içinde ortaya çıkan ilk büyük –güzel sanatlar- eylemi şiir ve müziktir. Bunu gerek sözlü, gerek yazılı anlatımlarda, tapınak ayinlerinde, ilahi metinlerde, sosyal, siyasi, geleneksel yapılarda, kısacası geçmişin ışığından günümüze kalan bilgi ve belgelerde, insandan insana, insandan doğaya geniş bir alanda görebiliyoruz.

-Müzik ve şiir duygularımızın, aklımızın gizli ya da açık estetik yetilerimizin birer ifadesi olarak oluşmuş, uzak ve yakın, bilinen bilinmeyen her iklimde, kendi dilinde, geleneğinde kendini var etmiştir. Daha önemlisi kültürler arası birleştirici ortak özellikleriyle, insanlığın güzellik ve doğruluk kaygılarına karşılık vererek süregelmiş ve aynı etkinlikle yoluna devam etmektedir. Bu bir başarıdır… İnsanı geliştiren, özgürlüğe tutkun kılan formların başatlarından biridir… Beni sana, seni ötekine yakınlaştıran özelliktir bu… Heykeltıraşın taşı yontarak şekil verdiği Nemrut Dağı heykelleri, şairin sözcükteki sihirli değişimlerle ortaya çıkardığı şiir, Paganini kemanından yükselen melodiler hemen herkeste aynı hayranlığı uyandırır. Hem burada hem uzak ve çorak topraklarda yaşayan her hangi birinde aynı kıpırtıyı, aynı coşkuyu yaratabilir. İşte bu sanatın gücüdür… Daha iyi tarafı geliştirici ve yönlendirici, hatta kimi zaman yargılarımızı değiştirici üstün özelliğiyle ileri bakmamıza neden olur.

-Bütün bu benzerliklerin, duygu ve tutkuların ortak bir noktası vardır: Güzellik, estetik, yaratma ve özgürlük… Bir kez daha tekrarlarsam, sanat yapıtının ilgilendiği şey özgürlük, eşitlik, güzelliktir. Sanatın insan kişiliği ve zihni ile kurduğu bağdır bu ve muhteşem özelliğe sahiptir. Duyduğumuz her söz, ses ya da dize, betimlenen her güçlü tutku bizi sıkıca kavrar, yeni arayışlara, yeni yollara yöneltir. Neler yapabileceğimizi, ne istediğimizi sorgulatır bize.

-Bizler- yani sanat yapıtını var edenler- doğayı, olayları, olguları ve yaşamı betimleriz. Aklımızı ve duygularımızı yeteneklerimizle birleştirir, anlatım ve renk teknikleri yaratırız. Kimi zaman bütünden parçalar, kiminde de parçalardan bütünü oluştururuz… Şair sözcükleri belli bir biçime göre düzenler, en iyi dizeyi bulmaya çabalar. Flütist de aynı şekilde çabalar, herkesten iyi olmak için daha fazla keşfe yönelir…

-Soru şudur: Bütün bu çabaları neden gösteriyoruz?  Cevap son derece basittir: İyi olmak için… Güzelliği, tutku ve özgürlüğü yükseltmek için… Tabi bu arada anlaşılır olmak da önemlidir. Yoksa?.. Yoksa ne mi olur?.. Eğer söz konusu özelliklerden yoksunluk içindeyseniz, ne gerçeği ne düzeni ne de başarılı, canlı anlatıma sahip öyküler ortaya koyabilirsiniz… Üstün bir sanat eseri okyanustan karaya kararlı şekilde ilerleyen kusursuz dalgalara benzer. Hem ürkütür hem hayran bıraktırır…

-Her şey gibi şiir, müzik, bir bütün olarak güzel sanatlar da değişim geçirir. Var olan toplam oluşumlar üzerinden yeni formlar yaratmaya yönelir. Bunlar kimi eksik, kimi zaman fazla olabilir, ancak göz önünde tutulması gereken, her koşulda bize özü, yüceliği, tutku ve özgün olmayı göstermelidir.

-Önümüzü açık şekilde göreceğiz… Bu görüşü destekler bir örnek vermem gerekirse:  Eskiden sadece mevsiminde görebildiğimiz bir salkım üzümü ya da herhangi bir yemişi, bugün her mevsim görebiliyoruz. Bu iyi değildir… Olmadık mevsimde, ansızın bir hışımla birdenbire büyüyüp soframıza gelen üzüm derttir. Bunun gibi şiir, müzik, sanatın birçok dalı da mevsimsiz gelen üzüm gibi ürememelidir… Bu da iyi değildir. Bu özü, amacı, anlamı kaybetmek demektir; sanatı geleceksiz bırakmak demektir. Onu hedefinden saptırmak anlamına gelir bu.

-Sanatta da tıpkı doğadaki gibi kendine özgü özellikler oluşturmalı, özel dokular, özel moleküller yaratarak onu ileri taşımalıyız. Söz ve ses yeteneğinin sağlam şekilde bir araya gelmesi, şimdi de yıllar sonra da klasik nitelikte eserler ortaya çıkarır, yaşamın akışını ve bilincini yükseğe taşır. Bunun aksi sadece politik bir meclisin ya da tapınağın karanlık yüzeylerini süsleyen çizimlerden öteye geçmez.

Düşünelim: Bazı kimseler nitelikli, güzel, yükseklik çağıran ses ve sözlerden rahatsız olurlar. Şiir, müziği ve anlatımı küçümserler. Onlarca enstrümandan ya da üç telli curadan çıkan sesler neden ürpertir birilerini?  Çünkü orada çığlık vardır; haykırış, başkaldırı, arayış vardır ve bunlar bazılarını huzursuz eder. Ne var ki tanık olduğumuz kadarıyla ses, söz ve çığlık ne engellenebiliyor ne de eksiliyor. Her koşulda, her zamanda varlıklarını bir şekilde sürdürüyorlar. Çünkü bu alanı besleyen güç, değişim arzusudur.

-Sanat yetkinliktir; hiçliğin panzehiridir ve doğanın kendisi kadar yararlıdır. Eyleme geçtiği her yerde tutku, eşitlik, coşku ve özgürlük yansıtır. Nesneler ve özneler yitip gitmez. Şiir, müzik, öykü, tiyatro, kısacası güzel sanatları yok sayan ya da sıradan hale getiren herhangi bir toplum silik, sönük olarak kalır ve karanlık içinde tükenir.

Daha çok şiir, daha çok müzik ve sanat diyerek konuyu bitirelim.

Haydar Uzunyayla
Gerçekedebiyat.com