Şeytanlaştırma

Şeytanlaştırma

Şeytanlaştırma (demonize etmek), belli bir topluluğa, kişiye, bir kuruma veya oluşuma yönelik kasıtlı eylemlerin bütünüdür ve tarihte ilk defa şeytan, şeytanlaştırma kavramlarına dinlerde rastlıyoruz.

Hemen hemen her dinde bütün kirli işlerin, suç ve kötülüklerin yüklendiği bir şeytan vardır. Bunun neden böyle olduğunu, yani Tanrının yanlış olandan neden sadece şeytanı sorumlu tuttuğunu yeterince anlayabilmiş değiliz ama dün olduğu gibi bugün de benimsenmeyen, hoşa gitmeyen gerek ekonomik, gerek sosyal, siyasal gösterilerde sıkça kullanılan yöntem olduğunu biliyoruz. Bir günah keçisi aranır, bir fikre, bir gruba olumsuz çağrışımlar yüklenilir, sorumlu tutulur ve söz konusu kitle düşmanlaştırılır.

Şeytanlaştırmayı en yakınımızda, yaşadığımız ailede, çevrede, sosyal ilişkilerimiz dahil devlet ve kurumlarına kadar geniş bir alanda görebiliyoruz.

Sözgelimi ailedeki çocuk veya herhangi biri, yolunda gitmeyen bir iş ve ilişkiye sorumlu gösterilebilir. Zarar mı veriliyor?  Aile rezil rüsva edilip utandırılıyor mu? Bunca yıllık emeğe, birlik beraberliğe nankörlük mü ediliyor?

Mutfakta yemek mi pişmiyor, yoksulluk vs. yolunda gitmeyen ne varsa, günahkâr biri seçilir, önce direnci kırılarak pasifleştirilir, sonra ayrıştırılır, hakaret edilir, iki adım sonrasında ise sahip olduğu hakları elinden alınır.

Öğrencisini azarlayıp her defasında “senden bir şey çıkmaz, adam olmazsın. Geç şuraya tek ayak üstünde bekle,” diyen öğretmen; “burada benim sözüm geçer, kuralları ben koyarım,” diyen muhtar çıkışlı bir reis babanın davranışı da şeytanlaştırmadır.

PARÇALANMA ve KAYBETME KORKUSU

Ya da siyasi, ekonomik ve sosyal çıkmazlarını, parçalanma ve kaybetme korkusu üzerinden devam ettiren bir devlet düşünün: Yöneticisinin hastalıklı ruh haline eşlik eden “Su uyur, düşman uyumaz” hezeyanı ile sürekli düşman arayan, suç ve kötülüğü yükleyebileceği birilerini gözüne kestiren bir yapı düşünün…

Ya da egemenlik ve paylaşımını kaptırmak istemeyen, doymak bilmez açgözlülüğü ile daha çok kazanmak, ötekinin kaynaklarını yağmalamak üzere yaşamını sürdürmeyi gelenek edinmiş başka bir devlet düşünün: Sözgelimi Atlantik ötesi…

Soru şudur: Söz konusu sistemlerden ne çıkar? Yukarıda belirttiğim gibi, ya cadılar, Romanlar, Yahudiler, zayıf ve yoksullardan birer günah keçisi ilan edilip taciz ve şiddet, ötekileştirme ve dışlama, sindirme, direncini kırmak ve benzeri tekniklerle imha ve ilgaya tabi tutulur ya da IŞID benzeri hiçbir insani nitelik barındırmayan kör jejyonlar oluşturulur.  

Şeytanlaştırılmak istenen kesim ya da kişinin bir şey yapmasına gerek yoktur çok zaman. Bir önyargı, kimlik veya inanç üzerinden hedef gösterilebilir.

Şeytanlaştırma eyleminin aile bireylerinden birine, sokak veya mahalleden birilerine yönelik olması düşünülürse, kişinin sevincine, gözyaşına dahi tahammül gösterilmeyebilir. Saçı başı, başarı ya da başarısızlığı, konuşması, kahkahası gerekçe edilerek öteki tarafa itilebilir…

Kısacası şeytanlaştırmak isteyen biri, bir devlet ya da bir topluluk, her defasında kendindi haklı çıkarabilecek argümanlar bulur. Cinsiyet, inanç, etnisite, sınıf, yaş, dil, fikir, eğitim, kültür vs… Daha ötesi tarihin birçok döneminde eşitlik, hak, adalet, barış çağrıları dahi muktedirler için şeytanlaştırmanın nedeni olabilmiştir.

‘BEN İNSANIM’ DEMEK

İnsan türü kimlik üzerinden kendini tanımlama eğilimindedir. “Ben insanım,” demek yerine, “Ben şu millettenim, şu inançtayım” diyerek kendini ifade etmeyi seçiyor.  Bu bir olumlama değildir ve ayrışmaya hizmet eder. Bu davranış biçimi kendini bir yere, birine ait saymak – imaj- arzusundan kaynaklanır ve korku ile zayıflığın eşlik ettiği düşkünlük halidir. Yanlıştır…

Yaşamımız birbirine bağlıdır; her birimiz diğerine ihtiyaç duyarız. Bu kendi seçimimiz olmaktan öteye, doğanın bize sunduğu zorunluluktur ve arzu edeceğimiz şey ayrışmak yerine bütünleşmek olacaktır.

Bütünlük, sevgi ve anlamak hastalığın ilacıdır. Sevgi iyileştirir, nefret körleştirir ve köleleştirir. Ve en önemlisi bu özellikler şeytanın dünyasında yer bulmaz.

Çünkü şeytan bütünleyici değildir.

Şeytanın dili bütünlük arz etmez.  “Biz” yerine “Sen” diyerek söze başlar ve bildiğimiz kadarıyla hep ‘bir’ tanedir ve “Ben” diliyle konuşur.

Daha önemlisi şeytanlaştırmayı amaç edinenin kendisi şeytandır.

Başka şekilde söylersek, şeytanlaşmıştır ve küçümsediği, nefret ettiği kendisidir aslında.

Haydar Uzunyayla
Gerçekedebiyat.com