Mutluluk

Mutluluk, mutlu olmanın yolları, Haydar Uzunyayla

Dünyayı ve yaşamı tanımaya başladığım günden beri, mutluluğun ne olup olmadığı üzerine düşünürüm. Bu kavramın özel bir tanımı, daha doğrusu tek başına bir anlamı var mıdır?

Soruya verilecek cevap biraz belirsiz olacaktır, çünkü hiç birimiz gerçek anlamda ona bir tanım yükleyemiyoruz.

Mutluluk üzerine söylenmiş, yazılmış sayısız metin vardır, ama doğası gereği doğru ya da yanlış olabilecek tanımlama yoktur. Dolayısıyla bütün yazılı ve sözlü anlatımlar yetersiz kalır…

Yaşamın ve istemlerimizin sürekli değişimi, bir günün diğerinden farklı olması, mutluluğun tanımını zorlaştırıyor. Sözgelimi ölüm karşısında yaşam mutluluk sayılırken, diğer tarafta bunun tersi düşünülür.

Birileri için mutluluk doyuma ulaşmakken, ötekinde azla yetinmek, yalnızlık, hüzün ve acıdan ibarettir.

O kadar değişkendir ki  iş bulmak, çalışmak, ağaçların serinliğinde kahvaltı yapmak, ufacık bir gülümseme, annenin çocuğuna sarılması, keyifli bir söyleşi, bir oyun, mevsimlerin verdiği görkemli tat, ruhumuzu okşayan sevgi sözcükleri gibi insanın yaratma becerisinin bir parçası olarak karmaşık süreçlerden oluşur.

Bazen bir sevdanın şarkı sözcüklerinden mutluluk duyarız. Bazen bir aşkın umut dolu bekleyişinden, çiçeklerin ve günbatımının güzelliğinden mutluluk duyarız ve her defasında mutlak şekilde bize bir şeyler söyler…

Başka bir anlatımla ısrarla bizi peşinden koşturan, uğruna emek harcamamıza nedenler yaratan duygularımızdan biridir ve o hep yanımızdadır.

Kimi zaman uzakta, kiminde yakında; ayaklarımızın dibinde, omuzlarımızda, yükseklerde, çöllerde ve buzullarda, kısacası her koşulda sıcak soluğunu hissederiz bir şekilde.

-Mutluluk eşsizdir. İnsanı kendine çeken çağrısıyla yaşamın albenisini sunar. Eğer onun albenisi olmasaydı ne istemlerimiz evrilip gelişirdi ne de peşinden oradan oraya koşardık.

-Canlı bir potansiyele sahiptir. Hep aynı titreşim çizgisinde salınmak yerine, arzudan arzuya, istemden isteme geçişler üzerinden yoluna devam eder.

-Mutluluğun sesi, “Oh be, işte hayat budur!” sözüyle yankılanır. Herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda bu nidayı duyarsanız, bilin ki bu mutluluğun huzur veren sesidir. Zihinsel ve duygusal doyum yükseğe ulaşmıştır ve kısa ömürlü de olsa bir anlık kaygıdan, endişeden kurtulmuş, yüreğimiz serinlemiş, ufkumuz açılmıştır. Bizim istediğimiz tam da budur… Bütünün parçalarından yansıyan şeylere erişmek... Sevinci ve özlemi duyumsamak… İnatçı, gözü kararmış, açgözlü talepler yerine insani yönümüzü açığa çıkaran ölçülerle yetinmek… Olmayacak şey değildir bu.

-Ve mutluluk haktır. Eğer biri, kirli ve kasıtlı kafasıyla ortaya çıkıp utanç verici şekilde, “Herkesin mutlu olabileceği bir dünya yok ya da mutluluk sadece ruhlar aleminde sonsuzdur” gibi şeyler söylerse, önce bu biri, hokkabazlık üzerine inşa ettiği kendi bakış açısını değiştirecektir. Veya mutluluk tembellik halidir, ona ulaşmak ancak uzun uykularla sağlanabilir diyen öteki de ucuz düşünceleriyle gerçeği bulandıracağına, önce hakkı anlamaya çalışmalıdır.

-Mutluluğun peşinde koşacağız ya da onu bize ulaşmasını sağlayacağız. Mevsimlerin art arda değişmesini, tarla kuşunun süzülüşünü göreceğiz; kundaktaki çocuğun sesini, suyun büyülü çağıltısını duyacağız. Bir orkestradan ya da bağlamadan yükselen hüzünlü ezgileri, Yunus Emre’nin şiirlerini ve bize birer birer bırakılan doğanın mirasını ve daha başka harikalarla mutlu olma yeteneğimizi geliştireceğiz.

Haydar Uzunyayla
Gerçekedebiyat.com