Kurtuluş

Kurtuluş, Haydar Uzunyayla

Hiçbir kapı kendiliğinden açılmaz. Kapıyı açmak için kolu aşağı doğru bastırmak ya da kilit kolu ile kapı arasındaki bağlantıyı çözmek gerekiyor. Bu işlem iki aşamalıdır: Birincisi zihinsel donanım, ikincisi ise kolu aşağı bastırmamızı sağlayan el ve kol kaslarımızın ileri-geri hareketidir. Her iki koşulda da açma işlemini gerçekleştirmek harekete bağlıdır…

Aynı şekilde yaşamımız da hareket etme üzerinde yürür ve fizik dersinde öğrendiğimiz kadarıyla hareketin oluşabilmesi için kuvvet gerekiyor. Kuvvet eşittir hareket.

YAŞAM AKIP GİDER

-Yaşam  hayallerimizi, umutlarımızı ve tasarımlarımızı umursamadan akıp gider. Ne bizi ne rüyalarımızı ne de öykülerimizi bekler ve biz çok defa seyirci olmaktan öteye bir şey yapamıyoruz... Durup hayatın akışına öylece bakıyoruz ve ondan bir şeyler bekleme beklentisi içinde geçip gidiyor günlerimiz. Bu durum aslında onu yeterince anlamadığımızı gösterir. Çünkü bütün bildiklerimiz günlük algılamalarımızla sınırlıdır: Bakarız, görürüz, gideriz, geliriz; her canlının yapmak zorunda olduğu benzer etkinliklerle ömrümüzü tamamlarız. Üzülürüz, seviniriz, yeriz içeriz; mutlu mutsuz, şiir müzik, politika, felsefe, yönetilme ve yönetme, seçme, seçilme ve kısacası yaşamın halleri denilen patika üzerinde yürürüz.  Bir çizgi, bitirilmesi gereken bir yol…

-Oysa yaşam ayrıcalıktır, ışıktır ve düz bir çizgi değildir.  O, Kızılderili sözündeki gibi ne “gece görünen ateş böceği pırıltısıdır”  ne de “ günbatımından sonra kaybolan küçük bir gölgedir.”  Yanlış ipuçları yaratarak, hayatı bir tadımlık nefese, mağara duvarlarına yansıyan gölgelere benzetmek yanılgıdır ve bu tür bakış açıları sonuçlarla ilgilenmezler… Bu tavır, ister kabul et ister etme, ister yaşa ister yaşama tavrıdır.

Düşünelim: Tarih öncesi dönemler, ilk çağ, orta çağ ve sonra yüzyıllar üretim, tüketim, inanç ve yönetim ilişkilerinin çözülüp yıkılmasıyla son buldular. Bu özellik günümüzde de devam ediyor, yarın da devam edecektir. Köleler, feodaller, ücretliler ve diğerleri… Sürekli el değiştiriyorlar.  Her yeni, öncekinin yanlışları üzerinden şekillendiğini iddia ediyor ama kilise aynı, cami aynı… Tapınak aynı, kabine aynı… Yaşam hiçbir zaman tam olarak düzelmedi.  İnsanın insan üzerindeki egemenliği bitmedi. Yeni yerler ele geçirmek, düzensizlik yaratmak son bulmadı. Hokkabazların davul sesleri yaşamı alt üst etmeye devam ediyor. İyi bir kasabada, yeteneğimize göre bir yaşam içinde, çiçekler ve güllerle birlikte öğrenmek çığlıklarla engelleniyor. Düşünmek, konuşmak, yalnız kalmak, bir takım evcil uydurmalarla baskı altında. Yüzümüze takılan her maske bizi daha sevimsiz, daha mutsuz yapıyor. Eğilimlerimiz, umutlarımız değersiz formüllerle heba ediliyor. Boş, yararsız mantık yanılgılarıyla görünen, görünmeyene dönüştürülüyor.

KITLIK DÖNEMLERİ BOLLUK DÖNEMLERİ

-Kıtlık zamanlarında patates bulmak için depoları yağmalıyoruz, bolluk dönemlerinde ise kilerde onu koyduğumuz yeri anımsamıyoruz. Bu şu demektir: Duygularımız, zihnimiz ve yaşamımız çarpıklıklarla doludur ve tarihimiz boyunca yarattığımız değişimlere, sıçramalara, devrimlere rağmen eksik sözcüğü tamamlayamıyoruz. Her defasında öykünün bir yerinde eksik bir şeyler karşımıza çıkıyor.  Sorunlara teorik çözümlerle katkıda bulunuyor ve yeni olarak sunduğumuz şey aslında el değiştirmekten öteye gitmiyor. Üretim araçlarının el değiştirmesi eşitlik ve adaleti getirmedi. Bir önceki formda üst olan biri, sonraki oluşumda, bir şekilde başa geldi ve eskiyi aratmayacak şekilde devam etti. Geniş kesimler, ilahi inancı son noktaya kadar sahiplenmelerine rağmen, tanrı tarafından özel ayrıcalığa tabi tutulmadılar. Ve bu zincir bu şekilde devam ediyor… Devam edecek görünüyor, çünkü ne güneş ne de dünyamız evrenin merkezinde yer almıyor. Neyin yer aldığını da henüz bilmiyoruz. Bunu öğrendiğimiz gün gerçeğe, düzene ve yaşama ait görüşlerimiz artacaktır muhtemelen.  Bu da herkesin anlayabileceği bir dile sahip olmak demektir.

-Toplum bilimciler bulanık sudan gerçeği çıkarma yetisine sahip oldukları ölçüde başarılı olurlar. İnsanın doğası, yaşamın alması gereken yolu çalıştıkları zaman hedefi belirlemeye yaklaşırlar. Taşı gediğine oturtmak yine onların işi olacaktır. Okullarda eğitimi- öğretimi geleceğe yönelik düzenlemek, sorunun üstesinden gelebilme yeteneğini kazandırmak önemlidir. Yaşamı anlamlandırmak, yeni başlangıçlar yapmak için yeni ipuçları aramak gerekiyor… Sözgelimi, renkleri görmek önemlidir ama onları ayırt edebilmek daha önemlidir.

- İnsanın her kapıyı açabildiğini biliyoruz. Yeter ki gösteri sahneleri için eğitilmiş hayvanlar gibi aklını ve duygularını rehin vermesin. Çünkü bir şey rehin verildiği zaman, koşullar ne olursa olsun bağışıklık çöker ve doğal direnç yok olur. İşin daha feci yanı beyin de yürek de katılaşır… Labirentin içinde yol bulmak olanaksız hale gelir. Yeşil ışıkta durup kırmızıda geçen ya da her iki durumda da hem geçen hem duran birine, çuval dolusu üzüm yedirseniz de işe yaramaz.

-Aklın eksik olduğu yaşam insana özgü değildir. Civcivleriyle sabah yürüyüşüne çıkıp her defasında aynı alışkanlıkla, bir ömür toprağı gagalayan tavuk olmak hiç değildir.

Haydar Uzunyayla
Gerçekedebiyat.com