Kahramanlara ihtiyacımız var mı?

Kahramanlara ihtiyacımız var mı?

Kahramanlar, liderler, reis veya sultanlar –ne derseniz deyin veya öteki diyelim–  ya da despotlar yaratıp, sonra da başımıza taç yapmak, onların kurtarıcılarımız oldukları düşüncesinden kaynaklanır ama bu düşünce aldatıcıdır.

Aynı şekilde ortak çıkarlarımız, kaygılarımız ve karmaşık ilişkilerimizi düzenlemek, bir lider etrafında toplanmayı gerektirir ya da herhangi birine, “O benim onurum, geleceğim ve övüncümdür” demek de aldatıcıdır ve kendimizi maskelemektir.

Esas neden güdülenme  –sürüden biri olma– refleksimizle ilgilidir. İnsan, kendini ve varoluşunu kanıtlamak için başkasına ihtiyaç duyar ve bu başkasının ne dediği önemli olur.  –Yani kim olduğunuzu ve ne yapmanız gerektiğini size öteki söyler. Kimlik ve aidiyetiniz de ötekine göre belirlenir. Böylece birey farkında olmadan kendini ötekine göre şekillendirir, ayrıştırır; bir fikre, bir nedene bağımlı hale getirir. –  Ve ek olarak ötekinin yaydığı korku ve sindirme etkili olmuştur…

Ama bizler gerçeklerin bu yanını göremiyoruz ve çok zaman ötekini bir lütufmuş gibi, armağanmış gibi karşılıyoruz.

Çünkü oluşturulan düzen öylesine aldanmalar yaratır ki iktidar ya da despotun kimliği kimliğimiz, onuru onurumuz, savaşı savaşımız, kederi kederimiz, fikri fikrimiz, değerleri değerlerimiz olur. Tuhaf bir türüz velhasıl…

Öylesine tuhafız ki yaşamımız, nefes almamız ötekine bağlıymış gibi akıl dışı yargılar geliştiriyoruz: Yüceltiyoruz, büyütüyoruz, ulaşılmaz kılıyoruz; ciltler dolusu şiir ve destanlar diziyoruz… Bu tam da sorgusuz bağlılık halidir ve bütün kralların, kraliçelerin, führerlerin, oturdukları yerden kalkmak bilmeyen birkaç çapsız politikacının istediği şeydir.

Sorun bizde, kendimizi güvensiz hissetmemizde… Sorun, son derece budalaca bulduğum temsil hakkı denilen hakkı ötekine devretmekte…  Sorun, zihinsel kapasitemizi yeterince kullanamamakta ve belki de en büyüğü gerçekleri görebilecek eğitim sistemini oluşturamamaktan kaynaklanıyor… Yapabileceğimiz işi yapma becerisine sahip olmamıza rağmen yapamıyoruz ve irademizi rehin veriyoruz.  

KAHRAMAN ARAMAK

Kahramanlar aramak, zayıflık ve yetersizlik göstermemizin sonucu ortaya çıkar. (Ailede, sokakta, grupta, her yerde böyledir bu ve şimdilik sadece gerçeğin görünen kısmıyla, dehşet veren tarafı üzerinde duracağım.) 

Tarihe baktığımızda gördüğümüz şudur:  Her coğrafyada, her yüzyılda, doğudan batıya, Alamut’tan Truva’ya, Mısır, Roma, Tepegöz’den Zaloğlu Rüstem’e, Sezarlar, Hektor ve Aşil, Cengiz Han, Kuteybe bin Müslim, iki dünya savaşının generallerine kadar hemen hepsi kahraman olarak sıfat kazanmışlardır ve ölçü şöyle olmuştur: Parçalanan bedenler, yok edilen hayatlar, oyulan sayısız göz… Kim ne kadar organ parçaladıysa, ne kadar talan, yağma yaptıysa,  o ölçüde madalya ya da şerit kazandı.

Ve bir gerçek daha: Bizler de onları acılarımızın karşılığında hep yücelttik… Acılarımızın karşılığında kendimizi teslim ettik ve bizleri değersizleştirmelerine olanak tanıdık. Kurallara harfiyen uymak üzere tebaa kişiliği geliştirdik… Bu sapkınlığımız da çok tuhaf… İnsan işte!..

KENDİ GÜCÜMÜZE GÜVENMEYİNCE

Söz konusu güdülenme ve kimlik kazanma olunca (buna çıkar elde etmeyi de ekleyelim) zekâmız ve dilimiz yolunu şaşırıyor, beynimiz dumura uğruyor ve bu sonuçtan da şunu öğrendik: Eğer gücümüzün ve yeteneklerimizin farkında olmazsak, her koşulda kurtarıcı ararız. Her koşulda kurtarıcıdan gelecek zulmün, acının şiddetine sessizce katlanırız… Bununla da kalmaz despotun kendini beğenmesine, kibrine, “Benden daha iyisini bulamazsınız” yargısına haklılık kazandırmış olacağız.

NEDEN ÖTEKİ

Şu soruyu sormamız gerekiyor kendimize: Tür olarak aramızdaki anlaşmazlıkları, ölçüsüz ilişkileri çözmek için neden başıboş ‘bir öteki’ arayışına koyuluyoruz? Neden girdaplara tutsak oluyoruz? Her girdapta başka bir zorluk, başka bir acı… Her girdap bizi yararsız, kışkırtıcı başka bir girdaba sürüklüyor ve hiçbiri bitkilerin ürettiği oksijen kadar yarar sağlamıyor. Ya da bir ardıç kuşu kadar…

Büyük çoğunluğumuz lider yaratmanın ve desteklemenin gerekli olduğunu düşünür. Eğilimlerimiz ve sosyal ilişkilerimiz böyle bir gereksinmeyi gerekli kılar, denilir.

Ne var ki bu da aldatıcıdır, çünkü güçlü ve egemenden yana davranış geliştirmeye alıştırılmışız. –sözcüğü tekrarlıyorum: “alıştırılmışız”–  Böyle olunca en üstten, üstün ve ayrıcalıklı olandan aşağıya doğru çizgi boyunca gelişen zayıflıkla birlikte iktidara, akıl ve yeti dışı halkalarla bağlanmamızın yolu açılıyor.

Bağlanmak ise zihinsel körlüğümüze kapı aralamanın yanında, olumsuzlukları çağırmak ve bizi ezecek gücü kendi ellerimizle yaratmak demektir. Seçim yapabilme, ileriyi görebilme özelliğimizin yitimi demektir.

YAŞAM DEĞERLİ ve İNCEDİR

Yaşam, pamuk ipliğine bağlanmayacak kadar değerli, ince ve narindir. Olguları ve çelişmeleri, boşluğun ötesini ve gerçekleri görmek gerekiyor. .. Çamaşırcı teyzenin uzun kış geceleri çocuklarına anlattığı masallardan birinden çıkardığım ders ile bitirelim:  “Kendi gözlerinizle bakmayı öğrenin evlatlarım.”

Haydar Uzunyayla

Gerçekedebiyat.com