İnsanı akıllı yapan nedir

İnsanı akıllı yapan nedir

Zeki veya akıllı olmak yaşadığımız çevreyle mi ilgilidir?.. Aklımızın ve zekâmızın yeterlilik kazanma ölçütü nedir?  Belirleyici olan coğrafya, iklim, üretim ilişkileri ya da kalıtım ve benzeri sorulara cevaplar aramak, insanın ilgi alanlarından biri olmuştur. Üzerinde deneyler yapılmış, kanıtlar sunulmuş ve bugün hala eğitimi şekillendirmenin çalışma konularından biri olarak devam etmektedir.

DÜNYA ve YAŞAM DEĞİŞİYOR

Heyecan verici gelişmeler yaşanıyor… Yıldızlar gözleniyor, galaksilerde yaşam aranıyor, teknoloji ve konfor aklımızı başımızdan alıyor ve en önemlisi insan türünün davranışları üzerine çalışılıyor; onu evcilleştirmeye ya da tamamen vahşileştirmeye veya tamamen otomatlaştırmaya yönelik araştırmalar yapılıyor… Dünya değişiyor, yaşam değişiyor… Artan nüfus, savaşlar, kaynakların tükenmesi, evrenin genişlemesi, bitkilerin dünyası, hayvanlarla ortak gelecek oluşturma gibi sorunlara çözümler için daha geniş, daha zeki, canlı ve değişebilen beyinlere gereksinim var. Akılcı, olguları analiz edebilen, bilimsel ilerlemeyi karşılayabilecek yeteneklere gerekiyor ve hedefe varmak, düşünce ve aklın işlevlerini düzenlemekten geçer ancak.

BOŞ İNANÇ

Çevre koşulları, sanatçı, yazar-çizer, öğretmen, bilim insanı, bireyler ve devleti yönetenlerin çapı ve başarısı üzerinde azımsanmayacak ölçüde belirleyicidir.  Yaşam biçimimiz, ilişkilerimiz, yeteneklerimiz ve düşüncelerimiz burada şekillenir. Kısacası nasıl yaşıyorsak öyle düşünürüz… Konfüçyüs’ün, “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” sözü tam da bunu anlatır.

Boş inanç ve verimsizliğin hüküm sürdüğü coğrafyalarda bilime, öğrenmeye, yargıda bulunmaya ilgi azdır ve dolayısıyla çağı yakalama, birkaç adım sonrasını görebilme yeteneği zayıflık gösterir… Kuşkusuz kafaların verimsizliğini toprağın verimsizliğinde aramak doğru bir önerme olmaz ama düşüncenin ufuk kazanması özel çaba, zengin sosyal ilişkiler ve farklı fikirler gerektirir… Tıpkı uygun ısı, nem, minarellerden yana verimli toprak ortamında serpilip çoğalan meyve, sebze, tahıl tarlaları gibi, insanın zekâ ve zihin faaliyetleri de uyun şartlarda tartışma, düşünme, öğrenme ve gerekli beslenme ortamında olgunlaşır.

DİL ve ÇEVRE

Sözgelimi dilin gelişimi, sözcük ve ifade yapısındaki çeşitliliği, tamamen çevre koşullarıyla ilgilidir. Araştırma, inceleme, sanat ve bilim ne kadar üretilir konumdaysa, dil de o kadar geniş içeriğe, daha çok sözcüğe, daha çok cümle ve estetik görünüme sahip olur.  Ya da bir çocuğun yeteneklerinin fark edilmesi, zihin fonksiyonlarının işlerlik kazanması, anne-baba, çevrenin niteliğiyle yakından ilişkilidir. Eğer itici bir çevrede büyüyorsa, ne doğru olana ne karar verebilir ne de neyin gerekli olup olmadığını öğrenebilir. Tam bir durgunluk içinde oradan oraya gidip gelecektir.

ÇEVRE FAKTÖRÜ

Çevre faktörü o kadar belirleyici ki sözgelimi buradan kalkıp Borneo ormanlarında yaşayan herhangi bir topluluğa konuk olduğumuzu düşünelim. Karşılaşacağımız ilk şey şaşkınlık olacaktır, çünkü davranış, eğitim, yaratıcılık ve pagan inançları bize garip, boş ve yararsız görünecektir. Bizler geniş bakış açısına sahipken, onlar sadece kalıplaşmış kurallar içinde kalırlar. Yaşamın akışını şaman ve tütsüler yönlendirir ve Borneo gezisi örneğini vermemin başka bir nedeni daha var:  Şimdi bir kez daha oradan herhangi bir Borneo insanını yanımıza alarak, ülkemize getirdiğimizi düşünelim. –yani döndük ve şehrimizdeyiz– Ne mi olacaktır? Bir süre sonra aynı Borneolunun gereksinimleri farklılaşacak, arzuları ve istekleri artacak, düşünce ve davranış biçimi değişecektir… Bu şu demektir: Dünya ve yaşam hakkındaki yargılarımızı yaşadığımız çevre belirler.

HER İNSAN ÖĞRENİR

Kalıtımın ise zekâ ve öğrenme, bilgi ve bilgiyi kullanma üzerinde sonuçları vardır ama bunun nedeni ebeveynlerin zeki olmasından değil, aksine bazı özelliklerin çevre içinde yoğunlaşıp işlerlik kazanmasındandır. Kalıtımın belirleyici olduğu görüşü daha çok kendi grubunu üstün görme, ötekini küçümseme üzerine kuruludur ve değeri yoktur. Her insan –özel durum dışında–  gelişmeye ve öğrenmeye elverişlidir.

19. yüzyılda bazı kalıtım bilimcilerin önyargı ve saçmalığın anıtı olarak geliştirdikleri, “uygar olmayanın özellikleri, uygar olanın çocuklarında görülebilen özelliklerdir” gibi görüşler, yoksul ve zayıf olanı aşağılamaktan, ona yaşam hakkını fazla görmekten başka işe yaramamıştır… (Yukarıdaki ırkçı yaklaşım ile bugün hala dünyanın hemen her bölümünde, özellikle ortadoğuda yaygın olan  “kadın, akıl ve yetenek bakımından erkekten aşağıdır” yaklaşımı arasında fark yoktur. Bu iki görüşün ortak amacı tahakküm sağlamaktır sadece.)

AKILCI DÜŞÜNCE

Akılcı düşünceyi etkili şekilde geliştirmek, kendimizi ve eğilimlerimizi tanımak için önemlidir. Ve anlayacağız… Anlamak, insanların neden savaştıklarını, neden ısrarla karmaşa yaratıp hayatı yağmaladıklarını öğrenmemize yarar. Liseli öğrencinin karmaşık işlemlerle başa çıkmasını öğrenmeye yarar. Karşıya geçmek için nehrin üzerindeki köprüyü kullanmaya yarar anlamak.

Gereken şey uygun koşullar yaratarak, soru sormayı esas hale getirmektir. Çünkü gerçek, soru sormayı o kadar sever ki kuşku dahil birden fazla yerleşik inancı yok eder.

Haydar Uzunyayla
Gerçekedebiyat.com