İnsan ve yalan 

İnsan ve yalan 

Yalan söylemenin tarihi hakkındaki ilk bilgilerimiz, Adem ile Havva’nın yasak ağaçtan meyve yemelerine ve Aden’den kovulmalarına neden olan Şeytan’ın sözlerine kadar uzanır. Ama her ne kadar böyle bir sav ileri sürülse de, yalanın tarihinin daha eski olduğunu biliyoruz artık. Homo Sapiensin Neandertalleri, “O tarafta yiyecek yok, bu tarafa, benim ormanıma gel,” diyerek kendi etki alanı içine çekip ortadan kaldırdığı dönemlere kadar uzanır. O zamanlar ne dinler vardı ne de tanrılar…  Kısacası yalan, insan türünün canlı yaşamda yerini almasıyla başlar. Mitolojilerde, olay ve öykülerde, masallar, dinler ve inanış biçimlerinde bu aldatma biçimine bolca rastlıyoruz.

YALAN HER RENGE BÜRÜNEBİLİR

İnsanın yaşam öyküsünün analizinde yalanın karmaşık bir yeri vardır. O denli karmaşıktır ki her renge bürünebilen, çeşitli tonlarda, ölçülerde, açık veya gizli bir yığın özelliğe sahiptir. Akıl ve dilin aktarımıyla hayat bulur ve sadece bireyler arası ilişkilerle sınırlı olmadığını da belirtelim. Yalanı, sistemin temeli haline getiren toplumları, devletleri ve yönetimleri de tarihin her döneminde görebiliyoruz. Her devlet ya da yönetim, kendini sembolize eden, kendine özgü yalanlar üretir. Hemen her sistem mutlak şekilde yalanla buluşur. Böyle olmazsa eğer, yapıyı oluşturan satranç taşlarından biri eksik kalır ve dolayısıyla oyun devam edemez hale gelir… Her sistem içinde  -özellikle bir kısım yöneticiler- yalanla birlikte cehaleti kazanç olarak gördüklerinde, kitlenin yaşam koşullarını, eğitim vs. gibi milli ve manevi oluşumlarını domine ederek hem yalanı büyütürler hem de inanmayı kolaylaştırırlar. Bunlar usta işi yalancılardır ve ateş böcekleri gibi karanlığa ihtiyaç duyarlar. Bilinmezlik, bilgisizlik ne kadar fazlaysa, yalan o kadar artar. Cehalet ne kadar ağırsa yalan o kadar etkili olur.

YALAN BASİTTİR

Yalan basittir; pahalı bir uğraş değildir, ne zahmet ne emek gerektirir. Çok basittir ve sadece iki çizgi üzerinde yürür: Çıkar ve ahlaksızlık… Yaşamın deneyimleri bize göstermiştir ki bu ikisinin arasındaki bağlantı oldukça güçlüdür.  İnsanı bozulmaya iten, sosyal ilişkileri çürüten, bireyi kendi olmaktan çıkaracak kadar güçlü bir bağ…

İNSAN NEDEN YALAN SÖYLER

Peki insan neden yalan söyler? Bunun birçok nedeni vardır: Çıkar sağlamak, ceza ve zarardan kaçınmak, onaylanmak, ödül almak, öne çıkmak, kabul görmek, korunmak, korumak vs. gibi geniş bir alandan başlayıp, daha büyük sınırlara giden en tehlikeli zehirli yalanlara kadar  - bu tür daha çok politikacılar tarafından kullanılır - çeşitli nedenler sayılabilir. Malını satmak için yalana ihtiyaç duyan satıcıdan, sahte belgelerle akademisyen olmak için yer bulmaya çalışan kişiye kadar hemen her alanda yalanı görebiliyoruz. Hatta birçok savaşın arka planında yalan vardır. Savaşa götüren nedenlerin önemli bir kısmı yalanlar üzerinden kurgulanır ve her yalan onu söyleyenin kapasitesine, beynine, görüş ve bakış açısına göre farklılık gösterebilir. Ama ne olursa olsun, -niteliği, türü fark etmez-  her koşulda gerçeği karartan, gizin açığa çıkmasını engelleyen kapalı, sinsi bir eylemdir yalan.

YALANI BELİRLEYEN ETKENLER

Yalan, insanın ayrılmaz parçası haline getirilmiştir. Getirilmiştir diyorum, çünkü yalan söylemede genetik aktarımın rolü yoktur. Belirleyici unsur aile, çevre ve düzendir. Çocuk, otoritenin davranışını gözlemler, öğrenir, kullanır ve büyümeye doğru her gün, her yıl biraz daha   -yaşla birlikte- yalan söyleme becerisini de geliştirir.

YALAN ÖNLENEBİLİR Mİ?

Yalan önlenebilir mi? En azından bu soruya evet diyebilmeliyiz. Çünkü yukarıda da belirttiğimiz gibi yalan, insan kişiliğinin öğrenilmiş farklı bir özelliğidir ve yaşam öykümüzün içinde istemediğimiz diğer birçok davranıştan biri olarak kolaylıkla eğitilebilir, zarar boyutundan uzaklaştırılabilir. Eskiye göre elimizde bakabileceğimiz birden fazla veri bulunmaktadır. İpucu bulmakta geniş olanaklara sahibiz. Yalanların nedenlerini, onlara neden ihtiyaç duyduğumuzu biliyoruz artık. Mavi köşklerin yapılarını, dehlizlerinde oluşan akıl almaz hileleri görmek için, gözlerimiz eskisi kadar bağlı değildir. Hep aynı yerde kümelendiklerini, aynı yerde pişirildiklerini biliyoruz artık ve çözümün de şu uçsuz bucaksız insan beyninin kıvrımları içinde bulabileceğimizin farkındayız. Akıl, insana gerçek yerini öğretir ve özgürleşme gücünü mutlaka kazandırır.

Fazla uzatmadan konuyu noktalayalım: Yalan alçaltır, doğruluk yükseltir.

Haydar Uzunyayla
Gerçekedebiyat.com