Hepimiz taklitçiyiz!

Mehmet Büyükçelik

Şiiri oluşturan ögelerin sayısını biliyor musunuz? O kadar çoktur ki… Onların hepsini gözetmek ancak birikimli bir şairin yapabileceği bir şey olmalı. Etrafımıza baktığımızda üç beş önemli ögeyi öne çıkartarak yazılmış binlerce şiir görürüz. Onların içinde dahi “çok güzel” diye niteleyebileceğimiz şiirler çıkabilir. Ama o şiirin daha güzel olabileceğini düşünenlere ne diyeceğiz? Toplum bunu çözmüş(!): “sen yap öyleyse!”

Bir yemeği yapmanın kuralı aynı olsa da yapana göre lezzeti ve hoşluğu hep değişir. Sanat da öyledir zaten.  Eksik olan bir şeyler her zaman vardır. Büyük ustalar diye tanımladığımız şairlerin şiirlerini hep tam şiir diye niteleyenlerin çokluğu da düşündürücü oluyor o zaman. Oysa zaman bu zamandır, hep ilerliyor, bilgiyi çoğaltarak.

Şiiri yazıp bitirdikten sonra hiçbir bilinçli şairin daha sonra ufak değişiklikler yapmadığı olmamıştır. Yeniden üzerinde düşünmüşlerdir.

Şiiri demlenmeye bırakmak söylemi bunun içindir. Ya bu da yetmezse? Aslında yetmeyecektir. “Ey şiir! Senin için yükselmenin sınırı yoktur.“ demek geliyor içimden. Ancak bir ürünle fazla oynamamalı deriz ve pes ederiz…

Hiç kimse mükemmel değildir diye düşünenlerin çokluğu normal karşılanır. Gerçekten de her insanın farklı yönleri daha gelişkin, bazı yönleri zayıftır. İnsanın ürünü olan şiire de yansıyacaktır bu özellik. Çok beğendiğiniz şiirler hakkında sizi şüphe ve endişeye düşürmek değil elbette amacım. Eksik de bulsak, şiir o son haliyle bizi tatmin edecektir. Öne çıkan unsurlar şiiri alıp getirmiştir önümüze.

Şairin bugün yazdığını yarın beğenmemesi ve daha iyiyi kurmayı düşünmesi son derece iyi ve yararlıdır onun için. Bunu aklından geçirmeyen zaten tekrara düşer ve yerinde sayar…

imidation

Bakın, Şair Yılmaz Odabaşı ne demiş:

“Bir akvaryumu yazmak, akvaryumda yaşamaktan  kolaydır; bu yüzden her dize biraz eksik, her şiir biraz yalandır...” Şairin hayal gücünün şiire yansıması onun becerisine bağlanır.

Büyük usta Nazım Hikmet’in geçen yıllarda bazı şiirlerini eleştirdiğim zaman, bir arkadaşımın çok sert tepkisiyle karşılaşmış, nedenini anlatarak ikna etmeye çalışmıştım. Cemal Süreya, Turgut Uyar veya Atilla İlhan şiirine bir eleştiri de büyük tartışmalara yol açabilir, “dokunulamaz algısının” yoğunluğundan veya “sen kimsin yahu!” çıkışmasından…

Şairler, iyi bir şiirin “nasıl” dediğine; okurlar ise hep “ne” dediğine bakıyor. Bu da gösteriyor ki okurlar ile şairler farklı gözle ve bilinçle eksiği arıyor.

Her şiir eksiktir, onu okuru bitirir; kendine göre algılayarak…

BİLGİ SORUN ÇÖZER

Bugünün dünyasının/ insanının tablosunu ancak bugünün bilgi birikimi çizebilir. Turgut Uyar, “Bütün sorun, şiirin çıkmazda olduğunun bilincine varmakta.” diyor. Bilgisizlik yaşamın her alanında bizi çıkmaza sokan önemli nedendir.

Yaşamdan geride kalan şiirin, çıkmazı kabullenerek yerinde sayıp durması da doğaldır.  Her yenileşme döneminin sonunda eskiyen şiir, çıkmazda bulmuştur kendini.

Her yenileşme dönemi toplumda alışkanlık yarattıktan sonra yazanların ve heveslilerin çoğalmasıyla sorunlarını da büyütür. Şiir yerinde saymaya ve tekrarlamalar-öykünmeler-taklitler arasında kimliğini kaybeder. Gerçek şiirin bunda suçu yoktur. Bu aşamada iyi şairler de durumdan oldukça rahatsız olacaktır.

Çünkü genel bilgisizliğin farkındadırlar.

Bilgi birikiminden yoksunluk, sorunlar içinde debelendiğimizi bize fark ettirmeyecektir. “Cahil, cahil olduğunu bilemez” demiş atalar.

Şair ve edebiyatçı Veysel Çolak,  "Sorun varsa, sorunlu da vardır deyip sorumlu olanın peşine düşülmez.” diyor bir yazısında. Şiiri sorunlar yumağı haline getiren, onu yazmaya  kalkışan şair diye tanımladıklarımızdır. “Her üç kişiden dördü” şairse elbette bu kaçınılmaz oluyor!

imidation

Günümüzde iyi şiiri algılayamayan okurlar şiirin sorunu değillerdir elbette. Ancak toplumun şiire eğilimini yoğunlaştıracak iyi şiirlerin az oluşu da yine onu üreten şairlerin sorumluluğudur.

Anadilini iyi bildiğini ve yazı dilindeki kuralları iyi uyguladığını sanan birçok şair ve yazar var aramızda. Yazarlığın ilk koşulu olan bu konunun ötesinde söz sanatlarını doğru kullanmaları ise nasıl düşünülebilir ki…

Bilgisayar ortamında birçok şiir siteleri var. Bu sitelerde şiir diye paylaşılanların ve onlara yazılan yorumların şair diye tanınmak hevesindekilerin yarattığı sorunları görmezden gelemeyiz. Her yazılanı şiir olarak tanımlamak şiire büyük kötülüktür. Bu durumun, pazarcının bozuk mal satmasından farkı yoktur.

 “İlim okumaktan maksat kendin bilmektir” diyen Yunus Emre, kendi şiir bilgisinin eksikliğini ve ne durumda olduğunu bilmeyen şairleri anımsatıyor insana… Her şeyin bilgisi varsa, şiirin de binlerce yılda oluşan bilgisi elbette vardır.

Mehmet Büyükçelik

Gerçekedebiyat.com