Hayatımızdaki hırsız

Hayatımızdaki hırsız

“Bilmek çaba gerektirir. Eğer bu çabadan yoksunsak, her defasında aldanırız ve bu da acı çekmemize neden olur.”

Aşağıdaki satılarda size hırsızı ve hırsızlığı anlatmak istiyorum.

Yani şu durmadan bizden bir şeyler çalan; zamanımıza, işimize, aşımıza ve özgürlüğümüze kasteden ekonomik, sosyal, siyasal hırsızlardan başlayarak, duygularımızı, tutkularımızı hatta bir bakışımızı arzularına yem yapacak kadar vicdanı kör, insan türünün en aşağılık davranışından söz edelim.

Ve hırsızın kibrinden konuşalım… Kibir ki hırsızın alışkanlığıdır, yalan ve kendini beğenmişlikle karşımıza çıkar ve ileri derecede üzer bizi.

Sayıları o kadar fazla ki yaşamımızın büyük bölümünde birden fazla hırsızla karşılaşabiliyoruz ve bizler bunların içinde bir toz zerresi olarak savrulup duruyoruz oradan oraya…

Sözgelimi her an yanımızda hırsız bir yöneticiyi, bir başkanı; bir eş, bir sevgili, akraba, dost ya da bir kurumu görebiliyoruz.  Geleceğimizi çalan, gücümüzü ve direncimizi parça parça eden birilerini bulabiliyoruz. Umudumuzu umutsuzluğa bırakan biri her an çıkabiliyor yolumuza…

Nutukları, naraları ve sözleriyle yılgınlığa boğan bir yönetici- baba hayatımızın her anında yer bulabiliyor. Sürekli bir kemirme, sömürme çabası içinde yokluğu yaşatabiliyorlar bize.

HIRSIZ NEŞEMİZİ YOK EDER

Neşemizi yok eden biri hırsızdır. Hayallerimizi yok eden, kocaman gülücüklerimizi, sevincimizi ve gözyaşımızı baskılayan hırsızdır. Soğukta üşümemize, sıcakta kavrulmamıza neden olan biri hırsızdır.

Sadece kendi tanrısının gerçek olduğunu sanan ve buradan inanç kalpazanlığı yapan biri hırsız değil midir sizce?

Sevgiye ve aşka, dostluğa ve kardeşliğe -ganimet- gözüyle bakan birine, bir yapıya, bir inanca hırsız demeyelim de ne diyelim?

Gerek barışta gerek savaşta, günlük yaşamda kimi zaman bir devlet, kimi zaman bir kurum, örgüt, dernek ya da aileden biri ruhumuzu, bedenimizi, iki sözcük dilimizi, bir şarkılık ezgimizi örseliyorsa, rüzgârda salınan muhteşem güzellikteki yüz renk çiçeğe tahammül gösteremiyorsa, emeğimizi ganimet görüp yağmalıyorsa, ona hırsız demek gerekiyor.

Çocuklara, kadınlara salyalar akıtan biri hırsızdır. Bir gurubun ya da bir sınıfın, diğer sınıfın kaynaklarını sömürerek kendi tarafına aktarması hırsızlıktır.

HIRSIZLIK VAZGEÇİLMEZ Mİ?

Peki hırsızlık insanın vazgeçilmez davranışlarından mıdır? Bu soruya  -evet ya da hayır- gibi kesin cevap veremiyoruz ama çekici, büyülü bir yana sahip olduğu kesindir. Psikolojik ve biyolojik boyutlarının yanında, onu cazip hale getiren birçok faktör vardır: Bir kere zahmetsiz oluşu, istenilene kolay ulaşma, tez elden sahip olma, hızlı kazanma, yağmayla gelen ganimet ve yoğun emek gerektirmeyen özellikleri onu kimilerinin gözünde çekici ve cazip hale getirmektedir. Yaşamı bedava düzenlemek isteyen avcı yaşamların rüyasıdır ve vahşi özellikler barındırır. Yıkıcıdır…

HIRSIZ SORUNLU KİŞİLİKTİR

Hırsızlık, çalma üzerinde hayat bulan sorunlu kişiliktir. Muhtemelen yetersiz zihin işlevlerine eşlik eden korku, arzu ve histeriler üzerinden yürür. Oluşumunda aile yapısı, ortam, kültür, güvensizlik, yoksunluk, doyumsuzluk ve daha başka şeyler etkili olur.

HIRSIZIN ÇALIŞMA YETİLERİ

Hırsızın çalışma, düşünme ve hareket yetileri de farklıdır. Tehdit, sindirme, sahtekarlık, el çabukluğu, söz söyleme kıvraklığı, hüner ve yeteneği, yalan söyleme becerisi, referans ve gerekçeleri kusursuzdur.

Zayıf yapılar önceliğidir. Duygusal tepkiler, benzerlik, yakınlık tepkilerini iyi kullanır. Özenli ve ayrıntılı planlama ile birbirinden uzak ilişkileri yan yana getirebilir ve koşullara uyum sağlamakta ustadır.

Aynı anda iki işi birden yapabilir. Sözgelimi bir yandan bizi sevdiğini, çok şey ifade ettiğinizi söylerken, diğer taraftan kendi basit ve küçük dünyasının fesatlığı içinde bizi ezebilir ve işin tuhaf yanı bu haince davranışı sezemeyiz bile.

O kendinden emin, yıkıcı olurken, bizler saflığın ve zahmetin toplamı olarak öylece kalakalıyoruz.

Bu tür kişiler karşısındakini bitirmeye, tüketmeye çok meraklılar. Ve meydan okuyarak bizi canlı yaşamdan göç ettirmeye zorluyorlar… Ama gidecek yerimiz yok.

Ne başka bir yer ne başka bir dünya ne de başka bir gezegen…

Gitmeyeceğiz ve yapacağımız şey, hırsızlığın yaygınlaştığı bu dünyada teslim olmak yerine, sınırlarımızı ve etkinliğimizi genişleterek, hırsızlığın hırsıza sağladığı utanmazlığı her defasında yüzüne çarpmak olacaktır.

Haydar Uzunyayla
Gerçekedebiyat.com