Enver Gökçe’ye armağan portre

Enver Gökçe’ye armağan portre

(…) Sohbet ederken Enver Ağabey’in gözü duvardaki örümceğe takıldı ve kendinden geçercesine örümceğe bakmaya başladı. Bir müddet sonra kafasını sağa sola sallayarak: “Bu benim arkadaşım örümcek,” dedi. Merak edip sordum. “Ağabey bu da ne demek?” dedim. Bunun üzerine olayı anlatmaya başladı.

“Ben senelerce hapis yattım.  Günlerim, ufak bir pencereden ışık alan, daracık hücrede geçti. Böyle hücrede yatan arkadaşlardan çıldıranlar oldu!”

 “Sen nasıl dayanabildin?”

“Benim yattığım hücremde bir örümcek vardı. Ona arkadaş oldum. Onun ördüğü ağı beraber işlerdik. Ağır ağır, sanki birine kızmış gibi kafasını bir ileri bir geri sallayarak ve sabırla geometrik şekilleri yapabilmesi, bir gelinlik kızın dantel işlemesi gibi, özenle sarfettiği o kutsal işçiliği, ağ üzerinde haşmetli gezişi, benim kendimi dinlememi önledi ve benim hayatta kalmamı sağladı. O benim emeğine saygı duyduğum, yaşamımı borçlu olduğum, biricik Arkadaşım Örümcek,” dedi. (Doğumunun 100. Yılında Enver Gökçe’ye Armağan Kitap Syf.54 H2O Kitap)

Enver Gökçe

Şair-yazar arkadaşım Ali Ekber Ataş aradı; “Semih Poroy’un telefon numarası sende var mı”, diye sordu.

Semih Poroy’un bir süredir kendi dünyasına çekildiğini, eskisi kadar kolay ulaşılamadığını duymuştum...

Ali Ekber, uzun zamandır üzerinde çalıştığı “Enver Gökçe’ye Armağan” kitap çalışmasında yer vermek üzere, daha önce bir yerlerde gördüğü, Semih Poroy’un usta bileğinden çıkmış Enver Gökçe portresini isteyecekmiş...

Her ikimizin rehberindeki telefon numarası aynı olunca ben de çaresiz kaldım. Sonra şöyle düşündüm; bir iki gün sonra Ali Ekber’e yazacak, Semih Poroy’a hâlâ ulaşamamışsa sürpriz yapıp, Enver Gökçe portresini çaktırmadan ben çizecektim…

Portre karikatür konusunda asla iddialı değilim. Semih Poroy’un; sadeliğin ihtişamını yansıttığı o ustalığa erişmeden bu dalda öne çıkmayı kendi adıma uygun bulmuyorum.

Fakat, özellikle edebiyat dergilerinden istek geldiğinde elimden geldiğince geri çevirmek de istemiyorum. “Yaralı parmağa işemeyen” hünerin ne anlamı olur ki!

İki gün geçti, Ali Ekber’e mesajla sordum; Semih ağabeye ulaşamamış…

Semih Poroy çizse nasıl olurdu, diye düşünerek önüme kağıdı çektim, bu dünyadan alacaklı giden büyük şairimiz Enver Gökçe’nin portresini kendimce böyle yorumladım.

Ali Ekber’in telefondaki heyecanlı sesi beni mutlandırmış, gururlandırmıştı. Porte çalışmam arkadaşımın çok değerli armağan kitabına kapak görseli olacaktı:

Enver Gökçe

Mustafa Bilgin
Gerçekedebiyat.com