Eğitimin sorunu nedir?

Eğitim, üretim

Eğitim üzerine sık sık yazarım. Bu konu benim için birçok başlıktan daha önceldir, çünkü eğitimle birleşmeyen, onunla uzlaşmayan hiçbir yolu pozitif bulmam…

Eğitim, zihnin hayat ve gelecekle bütünleştiği alandır ve her çağda, her yerde; bilimde, müzikte, sanatta, sosyal ilişkilerimizde, hatta çiçekli bir bahçenin harika betimlemesinde bile ona ihtiyaç duyarız.

Ne var ki bu derece ileri özellikler arz eden konu hakkında çığlıklarımızı yeteri kadar duyuramıyoruz…

Kendilerini beğenmişlikleri zirve yapmış birkaç yazar-çizer, akademisyen, ideolog-demagog veya bir grup imtiyazlı yöneticinin son derece sığ aptalca saplantıları, basmakalıp klişeleri, gürültü ve hezeyanları yüzünden ne yanlışı ve kötüyü ayırabiliyoruz ne de gelişmenin yönünü görebiliyoruz.

Oysa her birimiz, “En iyi benim, benim tarihim en doğrudur, en iyi şiiri, öyküyü ben yazarım, benden üstün pedagog yoktur vs. vs.” demek yerine, iyiyi ve doğruyu bilgi gibi değerli bir miras ve yaşama kattığı değerler üzerinden kanıtlarsak daha doğru yapmış olmaz mıyız?..

Üstünlüğün kanıtı, söylediğiniz ya da iddia ettiğiniz değildir. İyi olduğunuzu iddia etmek, sizi iyi yapmaz. Ölçü ve değer topluma sunduğunuz olumlama ile sınırlıdır ve eğitimli olmak da bunu bir parçasıdır.

EĞİTİM SİSTEMİMİZ ÜRETMİYOR

Temel eksiğimiz şudur: Eğitim sistemimiz bilgi, bilim ve düşünce üretemiyor, çağı yakalayamıyor…

Dikkat çekmesi açısından bir kez daha tekrarlarsam: Bilgi, bilim, düşünce üretilemiyor ve çağ da yakalanamıyor. Birkaç özel durum ve kişi dışında özgün olmaktan da yoksundur.

Böyle olunca neyi nasıl yapacağını bilememenin ya da her önüne gelenin kafasına göre oluşturduğu programlar, birkaç yılda bir sil baştan, karmaşa içinde oradan oraya savruluyor ve taş gediğine oturmamış oluyor.

EĞİTİMİN HEDEFİ ve AMACI

Eğitimin hedefi ve amacı, hemen hemen her toplumda genel olarak şöyle kabul görür: “Çocukların sağlıklı biçimde gelişmesini sağlamak, ilgi ve yeteneklerini eğitim yoluyla geliştirmek...” olarak formüle edilir.

Bu tespit doğru ve sorunsuzdur. Ancak hemen peşinden gelen “Çocuğun ya da bireyin davranışları, sistemin kuralları ve içeriği doğrultusunda değiştirilir….” hükmü sorunlu, yanlış ve yanlıdır...

Değiştirmekten kasıt nedir?  Muhtemelen değiştirmek, kural ve içerikten kasıt, ebeveynlerin ve sistemin düzmece görüşleridir ve daha ilk günden çocuğun önüne konulan şartlarla, henüz kavramaktan uzak görüşler dayatılarak kıskaca alınır ve yalan dünyanın tuzağına düşürülür.  –yani ufku sınırlandırılarak göç ettirilir. –

Şimdi sormak gerekiyor: Kraldan gelen uygulama kimin gerçeğine hizmet eder?..

Cevap gayet basit: Kralın yarattığı her renk, kendi renkleridir ve çocuğun mevcut renklere bakmak dışında bir seçeneği olamaz.

Ebeveynlerin ve sistemin, yedi, sekiz veya on yaşındaki çocuğu, kendi geleneksel dünyalarına göre şekillendirmeleri, onu suyun akışına bırakmak demektir…

Daha kötüsü minik yaştaki çocuğu etiketlemek, (şu dindar, şu laik, şu vatansever, demokrat, köylü şehirli…) aklın alacağı iş değildir.

Bu henüz hiçbir şeyden haberi olmayan çocuğun kişiliği üzerinde zararlara yol açar ve etkisinde kaldığı ayrıştırıcı öğretilerle yola çıktığında nerede duracağını bilmez. Tıpkı bir robot gibi davranışlar geliştirir…

Ya önüne geleni yakıp yıkar, soğuk, duygusuz, sevgisiz biri olur ya da uysal olmaya davet edilmiş biri olarak, bir denileni iki etmez.

Hepimiz içinde doğduğumuz inanç ve kültürün doğru olduğuna inanırız ama bu sanrıdır, dayanaksız algıdır. Bunun olumsuz etkisi ise şudur: Ebeveyn, öğretmen ve sitemden gelen bilgiler, yalan yanlış da olsa, çocuğun dünyasında doğru olarak kabul görür.

Korkutursanız korkar, severseniz sevinir, üzerseniz üzülür ve çok defa bu tür şeyler onun yaşama bakış açısını tamamen değiştirebilir. “Sonsuza kadar cehennemde yanmak…” demek ne demek? Ya da “Senin yerine ben öleyim…” dedirtmek de nedir?

EĞİTİM PROGRAMLARIMIZ

Eğitim programlarımızda bir dizi ders vardır. Ancak bilimsel bakıştan, dünyayı, doğayı ve çağı kavrama açısından yoksuluz ve neden yoksul kaldığımızı, neden çeşitlilik geliştiremediğimiz üzerinde konuşabilecek kimseler de pek bulunmaz. Ama siyaset endeksli konuşmalar, din, ırk, milliyet temelli sorunlar veya lakırdılar üzerinde saatler boyu zaman tüketebiliyoruz.

ve yaşam, bilgi ve düşüncenin gelişimi hakkında bir iki akıllıca söz edebilmek için zaman bulamıyoruz. Bu özelliğimiz aslında ne kadar kör cahil ve bağımlı olduğumuzu gösterir.

Tam bir Ortadoğulu gibi iktidar ya da kültleştirdiğimiz kişiler söz konusu olunca hepimiz söyleyecek bir şeyler buluruz ama sözgelimi galaksiler, kozmik evren, insan bünyesindeki hücre bozulması ya da hidrokarbon yakıtlarının yaygınlığı, güneşin bir hidrojen bulutu olduğunu ama sonradan nasıl ve neden helyuma dönüşen disk olduğu üzerinde konuşamıyoruz.

Heyecan verici muazzam sorulara cevaplarımız yok mu acaba?

Gerçekleri sıralamaya devam edersek liste uzar. Şimdi bir an, aklımızı başımızdan alan şu politika, ideoloji ve inançlardan uzak duralım ve düşünelim: Bilim, bilgi ve düşünce üretmeye yönelik öğretiler geliştirelim. Deney, araştırma ve kanıtlar ile cevaplar arayalım.

Hayatı anlamlandıralım ve şehir enstitülerini kuralım. Eğitimi ayrıcalıklı konuma yükseltelim. Boş ve yararsız olanları bir kenara atalım. Sonuç ne mi olur? 

Çocuk, akıl ve zihin geliştirici alışkanlıklar edinecek, neyin doğru, neyin yanlış olacağına karar verecek ve büyük olasılıkla trajedisini alt edebilecek yetiyi kazanacaktır…

Eğer teşekkür istiyorsak, çocuğa ne düşündüğü yerine nasıl düşünmesi gerektiğini öğretmeliyiz. Bunu yaparsak, çocuk yargıda bulunmayı, çağı yakalamayı öğrenecek ve hayatın tadına varacaktır.

İyi düşünce, iyi işler ve iyi çözümlere kapı aralar…

İnsan yaşamı tekliği değil çeşitliliği gerektirir. Bilgi ve düşünce ise çeşitliliği yüceltir ve bu muhteşemdir. İnsanlığın ve dünyanın çeşitliliğe el uzatanlara ihtiyacı vardır, diyelim ve şu gereklilik kipi ile bitirelim:  Güzel bahçe yapmak istiyorsanız, çocukların bahçede görmek isteyeceklerini hesaba katmalısınız.

Haydar Uzunyayla
Gerçekedebiyat.com